Fatime Kartı yazdı: Biz bilinci

Âlemlerin Rabbi olan Allah koskoca bir ev yarattı. Çatısı gök kubbe, kolonları dağlar ve zemini sanki bir döşek. İnsanı yerleştirdi bu eve tıpkı nazlı bir gelin gibi. Her ihtiyacı düşünülmüş olan insanoğlu, ortak kullanacaktı bu evi. Havası ortak, suyu ortak, toprağı ortak. Bu evin düzenini bozmaması idi kendisinden istenen, kavga etmeden, barış içerisinde, yekdiğerini horlamadan yaşamalıydı. Nasıl horlayabilirdi ki; aynı özden yaratıldığı, aynı şekilde dünyaya geldiği, aynı havayı soluduğu, aynı mabuda kul olduğu kardeşini. Bu evin son Peygamber’inin insanlığın kardeş olduğunu ilan etmesine, ”hepiniz âdemdensiniz, âdem ise topraktandır.” (Ahmet b. Hanbel. Müsned) deyişine rağmen.

Her şeyi ile özel olan bu varlık, dünyaya gelirken bir anne ve babaya ihtiyaç duymuştu. Önce yaratıcısının kendisi için hazırladığı annesinin bedenindeki özel odacıkta şekillendi. Uzun yıllar anne kucağına ihtiyaç duydu sonra. Dünyaya gözlerini açar açmaz özel yemeği de hazırdı. Bu minicik yavru ne kadar da nazlıydı, ne kadar da çok ihtiyaçları vardı. Bir an bile yalnız kalmaya gelmiyordu. Ama bu ihtiyaçlarını karşılayacak insanlar hep vardı çevresinde. Hatta bazen bütün ev halkı onun rahatı için seferber oluyordu. Anne ve babası özel olarak sunulmuştu hizmetine mesela. Bedeninde hayat bulmasından mıdır nedir? adeta kendi benliğinden vazgeçmişti annesi. Ona hizmet etmeyi hiçbir şeye değişmiyordu. Hizmetçiliğin bu denli gönüllüsü mümkündü demek. Tatlı uykusunu bile feda etmişti seve seve.

Sanki rabbi ona usulca fısıldıyordu; sen çok değerlisin bak bu koskoca insan selinin içine seni bir yabancının kucağına vermedim kendini güvencesiz hissetmeyesin diye. Seni özlemle bekleyen ve bağrına basan sevdiklerinle buluşturdum.

Büyüdükçe, ayakları üzerinde durdukça beni devreye girdi. Zaman zaman kendine yeterli olduğunu düşünmeye başladı. Hatta bazen rabbini bile unutur oldu. Güçlendikçe çevresindekilere bağımlılığı azaldıkça kendi kendine yettiğini vehmeder oldu. Artık yaşamak için kimseye ihtiyacı kalmadığını düşünüyordu belki de. Ama sonsuz şefkat sahibi olan rabbi onu saplandığı bu vehminden çekip çıkaracak birçok vasıtalar yaratmıştı. Önce ana babasına olan ihtiyacı ile biz bilincine ulaşmayı kolaylaştırmış, bu ihtiyacı azaldıkça da gönlünün eşine olan ihtiyacı arttırmıştı. Öyle ki büyüyen ve ihtiyaçları farklılaşan bu şerefli varlık biz olmanın daha farklı, daha özel bir şeklini yaşasın istedi yüce yaratıcı. Bu büyük insan selinin içinde kendisine özel olarak hitap edecek, gönlüne refik olup sükûna kavuşturacak eksikliklerini ikmal edecek içli dışlı olacağı özel bir yol arkadaşı, can yoldaşı, sırdaşı da olsun. Bu kocaman bizin içinde kendisini yalnız hissetmesin. Hayatın zorluklarını beraber göğüsleyeceği, bunaldığında dayanacağı bir dayanak olsun. İnsandı nede olsa. Yarımdı. Eşi ile tamlaşacaktı. Tıpkı iki ayakkabının birbirinden ayrı düşmüş iki teki gibi. Birbirlerini buldukları zaman tam olan tekler. Her biri kendi olan, ama ancak teki ile tam ve bütün oluşturabilen çiftler. Bu hayatın ağır yükünü beraber kaldıracak, beraber gülüp beraber ağlayacak, hatta belki de beraber günah işleyip beraber düşecek, beraber tövbeler edecek beraber affa mazhar olacak. Tıpkı ana babası Âdem ve Havva gibi. Zira tek olmak sadece O’na mahsustu ve yalnız O’na yaraşırdı.

Kulunu ihtiyaç içerisinde yaratan Rabbi sonsuz ve karşılıksız verici olmasının tezahürlerini insan adını verdiği sanatının üzerinde icra edecekti en güzel şekilde. Gönlüne sürur olacak kalbini mutmain edecek ve onu tamamlayacak bir eş ve tadına doyum olmaz meyveler verecekti. Böylece insan tek ve eşsiz olmanın Allah’a mahsus olduğunu bilecek, eşine ihtiyaç ve iştiyak içerisinde yaratılması onu rabbine daha çok yaklaştıracak ve bu durum O’na olan şükranını son haddine ulaştıracaktı. Böylece biz bilincini, biz olmanın anlamını, doğasından gelen biz olma beraber olma ihtiyacından dolayı daha derinden hissedecekti. Her ne kadar nefsi onu bencilliğe çekse de.

Kullarına karşı sonsuz şefkat içerisinde olan rabbi, bu şefkatin kulları arasında da tezahür etmesini istedi, “göz aydınlığı olacak” eşini yaratarak, sonra da ikisinden canlarının yongası, gözbebekleri olan meyveler vererek. Böylece onun vedud ve rahman sıfatı öncelikle ailede tecelli edecek ve bu halka insanlık ailesine sirayet edecekti. Ama çoğu zaman farkında olmayacaktı bu gerçeğin. Tefekkür etmeyecekti, sapacaktı haddini aşarak . Dağılacak, dağıtacaktı rahmana kulak vermeyerek. Şayet Mabuduna kulak kesilse onun şefkat halesi ile kuşatılacak ve muhteşem sözleri ile dirilecekti “Ey nefislerine zulmetmiş kullarım, Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz o çok bağışlayıcı çok merhamet edicidir.” (Zümer\53)

Ey! Hiçlikten varlığa çıkaran, gönüller var eden, gönül dostları yaratan Rabim

Tek olan, teklik sadece kendisine yakışan.

Tek bırakma bizi

Gönüldaşlarımızı buldur, kulluk bilincini onlarla yaşat

Parçalanmışlıktan bitap düşmüş insanlık ailesinin parçalarını topla tek tek

Kanayan yaraları sarıver bir bir

Kalplerimizdeki nefret dikenlerini sevgi tomurcuklarına dönüştür. Ve... İyyake na’budu ve iyyake nastaini yaşat tüm manaları ile.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Fatime Kartı Arşivi