Mehmet Sebih Altun

Mehmet Sebih Altun

Mehmet Sebih Altun yazdı; Hepimiz aynı yerden kırıldık

Bu ülkede sabahlar çoğu zaman aynı soruyla başlar:

“Bugün neye yetişeceğiz?”

Kimimiz işe, kimimiz hayata, kimimiz de kendimize geç kalmış hissederiz. Alarm çalar, gözler açılır ama içimiz uyanmaz. Çünkü yorgunluk artık bedende değil, ruhtadır. Eskiden “yoruldum” derdik; şimdi “tükendim” diyoruz. Bu kelime tesadüf değildir. Bir şeyler eksildi, bir şeyler geride kaldı ve çoğu zaman ne olduğunu bile hatırlamıyoruz.

Herkes bir şey anlatıyor bu ülkede ama kimse tam olarak dinlenmiyor. Konuşmalar var, sesler var, bağırışlar var; fakat anlayış yok. Herkes haklı, herkes mağdur, herkes yalnız. Aynı cümleleri kuruyoruz ama farklı kelimelerle. Aynı acıyı çekiyoruz ama farklı isimler koyarak.

Ve farkında olmadan aynı yerden kırılıyoruz.

Unutmayı Öğrendik, Hatırlamayı Değil

Bir zamanlar utandığımız şeyleri artık normal karşılıyoruz.

Bir zamanlar “olmaz” dediğimiz şeyler, şimdi “ne yapalım” oldu.

Bir zamanlar başkası için üzüldüğümüz acılara, bugün sırtımızı dönüyoruz.

Çünkü unutmak öğretildi bize.

Hızlıca, sessizce, alışarak.

İnsan, alıştığı her şeye benzemeye başlar.

Gürültüye alışan sağırlaşır, adaletsizliğe alışan susar, yoksulluğa alışan kabullenir. Ve kabulleniş, en tehlikeli uyuşturucudur. Çünkü acıtmadan yok eder

Bu toplum çok şey gördü. Çok şey yaşadı. Ama belki de en çok kendini kaybettiği anları yaşadı.

Aynı Evde Yabancılaştık.

Evler büyüdü, sofralar küçüldü.

Telefonlar akıllandı, insanlar sustu.

Herkes birbirine ulaşabilir ama kimse kimseye dokunamaz hâle geldi.

Aynı odada oturup farklı dünyalara bakan insanlara dönüştük. Anne-babalar çocuklarını, çocuklar kendilerini anlamaz oldu. Çünkü kimse kimseye vakit ayırmıyor; herkes bir şeylere yetişmeye çalışıyor ama kimse birbirine yetişemiyor.

Oysa insan, en çok anlaşıldığında iyileşir.

En çok anlatabildiğinde hafifler.

En çok dinlendiğinde büyür.

Ama biz dinlemeyi unuttuk. Cevap vermek için bekliyoruz sadece. Anlamak için değil, kazanmak için konuşuyoruz. Herkes haklı olmak istiyor ama kimse adil olmak istemiyor.

Yorgun Olan Sadece İnsan Değil.

Bu ülkede sadece insanlar yorulmadı;

kelimeler yoruldu, kavramlar yoruldu, umut yoruldu.

“Adalet” çok söylendiği için yıprandı.

“Vicdan” çok hatırlandığı için unutuldu.

“Birlik” çok istismar edildiği için inandırıcılığını kaybetti.

Ama hâlâ bir yerlerde dimdik duran bir şey var:

İçimizdeki o sessiz, inatçı iyi niyet.

Bir cenazede, bir afette, bir haksızlıkta hâlâ ortaya çıkıyor. Tanımadığımız insanlara sarılırken, hiç bilmediğimiz çocuklar için ağlarken, “buna da mı susacağız” dediğimiz o anda…

Demek ki bitmedik.

Demek ki hâlâ buradayız.

Herkesin Hikâyesi Yarım.

Bu toplumda kimsenin hikâyesi tam değil.

Kimi yarım bırakıldı, kimi yarım bırakmak zorunda kaldı.

Kimi hayalinden vazgeçti, kimi hayaline hiç yaklaşamadı.

Ama en büyük ortaklığımız şu:

Hepimiz bir şeyleri içimize attık.

Söylenmeyen sözler, yaşanmayan hayatlar, ertelenen mutluluklar…

Ve sonra neden bu kadar öfkeliyiz diye soruyoruz.

İnsan, içinde biriktirdiği her şeye dönüşür.

O yüzden bu kadar gerginiz.

O yüzden bu kadar kırıcıyız.

O yüzden bu kadar yalnızız.

Ama Hâlâ Bir Seçeneğimiz Var

Bu yazı bir sitem değil sadece.

Bir hatırlatma.

Hâlâ birbirimizi anlamayı seçebiliriz.

Hâlâ susmak yerine konuşmayı, bağırmak yerine dinlemeyi, yıkmak yerine onarmayı seçebiliriz.

Küçük yerlerden başlamak zorunda değiliz ama samimi yerlerden başlamak zorundayız. Çünkü samimiyet, kaybettiğimiz en değerli şeydi.

Kimse mükemmel olmak zorunda değil.

Ama herkes biraz daha insan olmak zorunda.

Birbirimizin acısını küçümsemeden, sevincini kıskanmadan, fikrini düşmanlık sebebi yapmadan yaşayabiliriz. Zor, evet. Ama imkânsız değil.

Bu ülke, bu toplum, bu insanlar…

Hepsi aynı aynaya bakıyor ama farklı yüzler görüyor. Oysa aynadaki çatlaklar aynı yerden.

Belki de artık şunu kabul etmenin zamanı geldi:

Biz ayrı değiliz

Biz karşıt değiliz.

Biz rakip hiç değiliz.

Biz aynı yerden kırıldık.

Ve ancak aynı yerden iyileşebiliriz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mehmet Sebih Altun Arşivi