M. Ali Bağırtan

M. Ali Bağırtan

Mehmet Ali Bağırtan Yazdı: Sevgi Sanılan Eksiklik

Günümüzde birçok genç, aile ortamında anne-baba ve kardeş şefkatini, güven duygusunu ve duygusal yakınlığı yeterince deneyimleyemeden yetişmektedir. Erken dönemde karşılanmayan bu temel duygusal ihtiyaçlar, yaş ilerlese dahi bireyin iç dünyasında kapanmayan bir boşluk yaratmakta; fiziksel olgunlaşma gerçekleşse bile duygusal gelişim çoğu zaman tamamlanamamaktadır. Bu durum, bireylerin tepkilerinde, kırılganlıklarında ve bağlanma biçimlerinde çocukluk dönemine özgü ihtiyaçların izlerini taşımalarına neden olmaktadır.
Bu noktada önemli bir yanılgı ortaya çıkmaktadır:
Çocuklukta anne-baba ve kardeşlerden alınamayan şefkat, güven ve koşulsuz sevgi; gençlik ve yetişkinlik döneminde aşk sevgisiyle karıştırılmaktadır. Pek çok genç, romantik ilişkilerde yaşadığı yoğun duygusal yakınlığı sevgi sanmakta; oysa çoğu zaman bu duygu, sevginin kendisinden çok geçmişte yaşanan bir eksikliğin yansımasıdır. Böylece aşk, iki yetişkin arasında paylaşılan bir bağ olmaktan çıkarak, çocuklukta yaşanamayan duyguların telafi edilmesinin beklendiği bir alana dönüşmektedir.
Psikolojik açıdan bakıldığında, güvenli bağlanma geliştiremeyen bireyler, romantik ilişkilerden yalnızca sevgi değil; aynı zamanda korunma, onaylanma ve koşulsuz kabul bekleme eğilimindedir. Ancak yetişkin bir ilişki, ebeveyn-çocuk ilişkisi değildir. Anne-baba şefkatinin yerini aşkın alması mümkün olmadığı gibi, bu yöndeki beklentiler ilişkilerin taşıyamayacağı bir yük hâline gelmektedir.
Bu yük zamanla ilişkilerin dengesini bozmakta; taraflar farkında olmadan birbirlerinden ebeveyn rolleri talep etmeye başlamaktadır. Karşılanamayan bu beklentiler ise hayal kırıklığı, öfke ve duygusal yıpranmayı beraberinde getirmektedir. Nitekim günümüzde birçok evliliğin ve ilişkinin temelinde sevgi eksikliğinden ziyade, yanlış anlamlandırılmış sevgi beklentileri yatmaktadır. Aşkın, çocuklukta yaşanamayan duyguların yerine konulması; pek çok birlikteliğin daha başlangıç aşamasında tükenmesine neden olmaktadır.
Asıl sorun, bireyin çocukken alamadığı duygusal ihtiyaçları yetişkin ilişkilerinde aramasıdır. Bu noktada sevgi yerini bağımlılığa, şefkat yerini beklentiye, anlayış ise yerini kırgınlığa bırakmaktadır. Böylece ilişkiler, sevgiyle değil; eksikliği tamamlama çabasıyla sürdürülmeye çalışılmaktadır.
İyileşme süreci ise farkındalıkla başlar.
Bireyin, içinde hâlâ sevgi ve güven bekleyen o çocuk yönünü tanıması; bu ihtiyacı bir başkasına yüklemek yerine, kendi iç dünyasında onarmayı öğrenmesiyle mümkündür. Çünkü hiç kimse, bir başkasının çocukluğunu telafi etmekle yükümlü değildir. Gerçek olgunluk, eksik kalan yerleri başkalarından talep etmekte değil; onları fark edip sorumluluğunu üstlenebilmekte başlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
M. Ali Bağırtan Arşivi