M. Ali Bağırtan
Mehmet Ali Bağrtan Yazdı | Sessizliğin Sesi
Gece bu topraklara karanlık olarak inmez.
Konuşulamayan her şey insanın üstüne çöker.
Amed’in koyu taşları gün boyu sakladığı sıcaklığı geri verirken, insanın içindeki sessizlik usulca yüzeye çıkar.
Bu coğrafyada hiçbir şey bir anda kırılmaz; hayat aşınır, katman katman eksilir.
Önce bir kelime kaybolur, ardından cesareti; sonra insan, kendi sesini duyduğunda bile yabancılaşır kendine.
Dicle bir hafıza gibi akar; yüzeyinde yalnızca gökyüzünü değil, bastırılmış hatıraları taşır.
Fırat ise uzaklardan getirdiği yorgunlukla her kıyıda biraz daha eksilmiş bir hikâyeyi taşır.
İki nehrin arasında kalan hayat, söylenemeyen kelimeler gibi akıp durur.
Bir çocuk burada yalnızca büyümez; sesini ölçmeyi, bakışını indirmeyi, kendini saklamayı öğrenir.
Bir gün kendi adını yüksek sesle söyleyemediğini fark ettiğinde neyi kaybettiğini tam olarak anlayamaz-yalnızca içinde tarif edemediği bir boşluk hisseder.
Aynanın karşısında adını söyler—
ve o ses kendine ait değildir.
İşte o an, kaybolmanın ne demek olduğunu kimse anlatmadan öğrenir insan.
Bazen sessizlik sadece bugün değil, dünden kalan bir yük olur.
Büyükannelerin yutamadığı kelimeler, annelerin suskunluğu, çocukların içe çektiği nefeslerde yankılanır.
Her kuşak kendi sesini bulmaya çalışırken, bir öncekinin kaybolan cümlelerini taşır.
Bir anne vardır; kelimeleri öğretmek ister ama bazılarını söylemez.
Çocuğunun yüzüne bakarken yalnız bugünü değil, susturulmuş yarınları da görür.
Bazı cümleleri kurmak yerine yutar-ve o kelimeler, yıllar boyunca dağılmayan bir sessizliğe dönüşür.
Bazı çocuklar, annelerinin sustuğu yerden başlar konuşmaya.
O sessizliğin içinde, kimsenin duymadığı bir yerden bir ses hâlâ fısıldar: “Ez li vir im…”
Kısık ama inatla varlığını hatırlatan bir ses.
Dağlar yalnız taş değildir; zamana tanıklık eden, hiçbir şeyi unutmayan ama hiçbir şeyi açıkça söylemeyen kadim bekçilerdir.
Nehirler yalnız su değil, susturulmuş hikâyelerin taşıyıcılarıdır.
Her taş, her kıyı, her akıntı bir gün tekrar söylenecek sözlerin habercisidir.
Dil sadece kelimeler değil, ruhun haritasıdır.
Her kelime susturulduğunda, bir parça kimlik de kaybolur.
Ama hatırlanan sessizlik, bir gün kendi sesini bulmak için bekler.
Bazı kelimeler hiç söylenmez ama sessizlik bile bir direniştir.
Her suskun nefes, bir gün yeniden konuşmak için güç toplar.
Ve bazen, en beklenmedik anda, o ses yükselir.
Ve bir gün, hiç beklenmeyen bir anda, bir ses yükselir
çok güçlü değil, tamamen korkusuz da değil,
ama bu kez saklanmamış bir ses olarak.
O ses, bölünmüş hikâyeyi tamamlamasa bile
artık hiçbir şeyin tamamen susturulamayacağını hatırlatır.
Çünkü insan bazen yaşadığını değil, sustuğunu hatırlar.
İşte o anda, bu toprakların derinlerinden
bir cümle daha yükselir—daha açık, daha cesur:
“Em hê jî li vir in.”
Ve o ses artık yalnızca bir cümle değildir; bir halkın kendine geri dönüşüdür.
Çünkü bazı şeyler susturulabilir ama hiçbir zaman tamamen silinemez.
Mehmet Ali Bağırtan Yazdı; Zamanın Biriktiği Günler
14 Mart 2026 Cumartesi 01:44M. Ali Bağırtan yazdı; Takvime sığmayan değerler; 8 Mart
08 Mart 2026 Pazar 00:02Mehmet Ali Bağırtan Yazdı: Sevgi Sanılan Eksiklik
06 Ocak 2026 Salı 05:23M. Ali Bağırtan yazdı; Rozerya | Tanıklık
30 Aralık 2025 Salı 00:01M. Ali Bağırtan Yazdı: Elimizden Düşmeyen Kitaplar
23 Aralık 2025 Salı 00:05M. Ali Bağırtan yazdı; Saklı Fısıltılar
16 Aralık 2025 Salı 10:13M.Ali Bağırtan yazdı; Rozerya
09 Aralık 2025 Salı 11:43M. Ali Bağırtan yazdı | Sükûtun Zindanı
02 Aralık 2025 Salı 00:53M. Ali Bağırtan yazdı: “Bir Kadının Sessizliği, Hepimizin Çığlığıdır”
25 Kasım 2025 Salı 05:09M.Ali Bağırtan yazdı; Benliğin Ötesinde
18 Kasım 2025 Salı 00:01
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.