M. Ali Bağırtan

M. Ali Bağırtan

M. Ali Bağırtan yazdı; Takvime sığmayan değerler; 8 Mart

İnsan, zamanı ölçmek için takvimi icat etti; günleri adlandırdı, ayları bölümlere ayırdı, bazı tarihlerin altını çizdi. Fakat ne kadar çabalarsa çabalasın, kimi değerler takvimin dar sütunlarına sığmadı. Çünkü bazı hakikatler vardır ki bir güne indirildiğinde eksilir, hatta sessizce anlam kaybeder.

Dünya Kadınlar Günü bu hakikatlerden biridir. Elbette tarihî bir hafızayı taşır; emeğin, mücadelenin ve direnişin izini bugüne getirir. Fakat mesele yalnızca o günü hatırlamaksa, asıl olanı ıskalamış oluruz. Değer, yılda bir kez yüksek sesle anıldığında değil; her gün sessizce gözetildiğinde gerçek yerini bulur.

Üstelik bu durum yalnızca 8 Mart’a özgü değildir. Anneler Günü, Babalar Günü, Öğretmenler Günü… Bayramlar, anmalar, yıldönümleri… Hepsi birer işaret levhası gibidir; yol kenarında duran ve bize yönümüzü hatırlatan levhalar. Fakat levhayı görüp de yönümüzü değiştirmiyorsak, o işaret sadece gözümüze çarpan bir ayrıntı olarak kalır.

Kadın meselesi tam da bu noktada derinleşir. Kadın; hayatın kurucu unsuru, toplumsal vicdanın taşıyıcı sütunu, insanlık hikâyesinin en kadim öznesidir. Onu bir gün alkışlayıp diğer gün görmezden gelmek, kıymeti törensel bir nezakete indirgemektir. Oysa hakiki saygı, gösterişli cümlelerle değil; gündelik hayatta kurulan adaletle ölçülür.

Bir toplumun olgunluğu, özel günlerdeki coşkusuyla değil; sıradan günlerdeki tutarlılığıyla anlaşılır. Asıl sınav 8 Mart’ta değil, 9 Mart sabahı başlar. Alkışların dağıldığı, manşetlerin değiştiği, çiçeklerin solmaya yüz tuttuğu o sıradan sabah… İşte o gün dilimiz hâlâ aynı inceliği taşıyor mu? Karar mekanizmalarında eşitliği gözetiyor muyuz? Ev içinde, iş yerinde, kamusal alanda adalet terazisini gerçekten dengede tutabiliyor muyuz?

Mesele özel günlerin sayısı değildir; o günlerin hatırlattığı hakikati yılın geri kalanında yaşatabilmektir. Çünkü kıymet, anlık bir hassasiyet değil; kalıcı bir ahlâk meselesidir. Bir günü işaretlemek kolaydır; fakat o işaretin gereğini yılın geri kalanında yerine getirmek irade ister.

Kadının kıymeti, takvimdeki bir kareye yazılamayacak kadar geniştir. Onun emeği, sabrı, dirayeti ve aklı; yalnızca bir günün başlığı olamayacak kadar derindir. Aynı şekilde annelik, öğretmenlik, emek ve sevgi… Bunların hiçbiri belirli tarihlerle sınırlandırılamaz. Çünkü insanı insan yapan değerler zamana sığmaz; aksine zamana yön verir.

Belki de artık kendimize şu soruyu sormalıyız:

Özel günler bizi gerçekten dönüştürüyor mu, yoksa yalnızca vicdanımıza kısa bir mola mı verdiriyor?

Eğer hatırlamak davranışa dönüşmüyorsa; anmak adalete kapı aralamıyorsa; kutlamak eşitliği büyütmüyorsa, o günler sadece takvimin süsü olarak kalır. Oysa insana yakışan, değeri bir güne bırakmak değil; onu gündelik hayatın omurgasına yerleştirmektir.

Sonuçta takvim bize tarihi gösterir; fakat karakterimizi gösteren, o tarihler dışında ne yaptığımızdır. Çünkü bazı değerler kutlanmak için değil, yaşanmak için vardır. Ve yaşanmadıkça, hiçbir özel gün onları tam anlamıyla taşıyamaz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
M. Ali Bağırtan Arşivi