DOLAR 8,7231
EURO 10,3985
ALTIN 497,98
BIST 1.414
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır 38°C
Sıcak
Diyarbakır
38°C
Sıcak
Cts 40°C
Paz 40°C
Pts 41°C
Sal 41°C

Ali Rıdvan Demirkapı yazdı: İnsanlığın ortak mirası: Kültürler

27.05.2021
A+
A-

İnsanların, insan soyunun eski çağlarda geniş bir zaman diliminde ayrışması sonucu oldukça zorlaşan iletişim ve etkileşimden dolayı farklılaşmaları, yaşamın neredeyse tüm alanlarında gerçekleşmiştir. İnsanlardaki bu farklılıklar tarihsel süreçte toplumsal farklılıklarıda beraberinde getirmiştir.

Bu farklılıkların temelinde, haberleşmenin kesilmesi, coğrafi faktörler, iklim şartları, geçim kaynakları gibi kolay bir şekilde çoğaltılabilecek nedenler yatmaktadır. Örneğin dağlık bölgelerde yaşayan toplumlar zorlu coğrafya şartlarından ötürü kolay bir ulaşım sağlayamamış ve diğer toplumlarla etkileşim içinde olmaları zorlaşmıştır. Ya da geçim kaynakları noktasında tarımla uğraşan kırsaldaki toplumlar, elde edilen ürünlerin ticaretini yapan ticaret şehirlerinde yaşayan toplumlara göre diğer toplumlarla daha az etkileşimde bulunmuşlardır.

Yaşanılan coğrafya ve bir bütün olarak yaşam koşulları, insanları en temel doğa kanunu gereği adaptasyon sağlamak mecburiyetinde bırakmıştır. İnsanların oluşturduğu toplumlar ise gerek zorlu doğa koşullarına direnmek gerekse yaşamlarını devam ettirebilmek adına gözlemledikleri çevrelerine, edindikleri deneyimler ile bir bütün halinde adapte olmuşlardır.

İlk insanlardan günümüze dek geçerli olan doğa kanunlarından biri şudur: “En uyumlu olan ayakta kalır”. Bu doğa kanunu gereğince insanlar, karşılaşılan tehlikelere karşı savunma ve saldırı mekanizmaları, temel ihtiyaçları giderme yöntemleri ve kendilerine özgü yaşam tarzları geliştirmişlerdir.

Etkileşimin azaldığı, toplumların ayrıştığı oldukça uzun bir dönem geçiren insan ırkı bu süreçte farklı kültürler oluşturmuşlardır.

Özellikle geçim kaynakları ve coğrafi şartları etkileşimi zorlaştıran bazı toplumların kapalı ve kendilerine özgü bir kültür oluşturmuş oldukları gözlemlenmektedir. Bu kültürlerin her birinin, “kültürel zenginlik” olarak görülmesi insanlığa yakışacakken; insanların, gücü arzulamak, zenginlik ve refahlarını arttırmak, hırslanmak, doymak nedir bilmemek ve intikam almak gibi duygu ve durumlarından kaynaklı olarak ortaya çıkan çatışmalara, psikolojik temelde meşrulaştırma amacına hizmet eden bahaneler aramalarından ve kendi militanlarının hırs, kin, nefret ve intikam duygularını tetikleme yöntemi olarak kültürel farklılıkları kötülemeyi ve aşağı görmeyi seçmelerinden dolayı, bu kültürel farklılıklar zaman içinde farklı kültürleri yaşayan insanları dışlamaya, aşağı görmeye, hazmedememeye ve kabullenememeye yol açmıştır.

İnsanlar, temelde yine büyüme, gelişme ve güçlenme isteğinden kaynaklı olan bu çatışmalara meşru bir zemin hazırlayarak vicdanlarını rahatlatmak amacıyla çeşitli sosyolojik ve psikolojik sorunlar meydana getirmişlerdir. Savaşlarda üstün gelen toplumların, yendikleri toplumları himaye altına almaları ve onlara kendi inanç, kültür ve dillerini kabullendirme çabaları ne yazık ki ilk çağlardan günümüze dek var olan iğrenilesi alışkanlıklardandır. Bu bağnaz alışkanlık malesef süreç içinde gücün ve hakimiyetin sembolü haline gelmiş ve sömürüyü kolaylaştırma yöntemi olmuştur.

Günümüzde gelişim ve etkileşimin hızına ayak uydurmayı başarmış olan ileri toplumlar bu ilkelliği büyük ölçüde aşmışlardır. Ancak geri toplumlarda kültürel farklılıkları hazmedememekten kaynaklı çatışmalar halen yaşanmaktadır.

Hiçbir kültür bir diğerinden üstün değildir. Her bir özgünlük insanlığın ortak zenginliği ve ortak mirası olmalıdır.

Gelişmek isteyen toplumların öncelikle sığ düşüncelerden arınmaları ve farklılıkları baskılamak yerine yaşatmaya çalışmaları gerekir. Değişime kapanmış zihinlerden oluşan toplumlar, tel örgüleri parçalamayı asla başaramazlar. Özgür bir dünyada yaşamayı amaç edinmiş her insanın, öncelikle kendini ve içinde yaşadığı toplumu kalıplardan kurtarmayı ilke edinmesi gerekir. Gelişmiş toplumlar her geçen gün daha hızlı ilerlerken, bunu sağlamayı başaramayan toplumlar yerinde saymaya devam etmektedirler. Geri kalmış toplumların kendi içlerindeki ölümlere, çatışmalara ve yoksulluğa yine kendilerinin sebep olduklarını bilmeksizin yapacakları tek şey ileri toplumları uzaktan seyretmeye devam etmek olacaktır!

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.