Mesut Fidançiçek
Mesut Fidançiçek yazdı | Rahmi Koç; Bir fıkranın ardındaki karanlık
Rahmi Koç’un kamuoyunda büyük tepki çeken “Kürt kadın ve doktor” sözde fıkrası üzerine yapılan tartışmalar, bu ülkenin toplumsal hafızasında derin yaralar bırakmış önyargıların hangi mecralarda, hangi özgüvenle ve hangi toplumsal konumların koruması altında yeniden üretildiğinin resmini bie kez daha önümüze koydu.
Türkiye’nin en güçlü sermaye sahibi ailelerinden birinin temsilcisinin, sağlık hizmeti gibi kamusal bir alanın açılışında, Kürtleri mizahın nesnesi haline getiren bir anlatıyı paylaşması tesadüf değil. Daha doğrusu sorunun kendisi tam da burada başlamaktadır. Çünkü bazı insanlar hâlâ belirli toplumsal kesimlerin aşağılanmasını “eski bir fıkra”, “masum bir şaka” ya da “gülüp geçilecek bir hikâye” olarak değerlendirebilmektedir.
Oysa modern dünyada mizah, güç ilişkilerinden bağımsız değildir. Kime güldüğünüz kadar, kimin üzerinden güldüğünüz de önemlidir. Tarih boyunca ayrımcılığa uğramış, kültürel ve siyasal hakları tartışma konusu yapılmış bir halkı mizah malzemesine dönüştürmek yalnızca espri yapmak değil; toplumsal hafızada kök salmış önyargıların yeniden dolaşıma sokulmasıdır.
Rahmi Koç’un sözlerini anlamak için yalnızca o salonda söylenenlere bakmak yeterli değil. Bu anlatı, Türkiye’nin kültürel hafızasında onlarca yıldır dolaşımda olan daha büyük bir hikâyenin parçası.
Uzun yıllar boyunca Türkiye sinemasında ve televizyonlarında Kürtler çoğu zaman kendi kimlikleriyle değil, karikatürleştirilmiş, hor görülmüş tipler aracılığıyla temsil edildi. Kürt karakterler ya kaba, eğitimsiz ve Türkçeyi düzgün konuşamayan kişiler olarak resmedildi ya da doğrudan komedi unsuru olarak kullanıldı. O da yetmedi herkesin öfkesini üzerine çeken kötü bir karakter olarak sahneye sürüldü. Yeşilçam’dan televizyon dizilerine uzanan geniş bir yelpazede Kürt kimliği çoğu zaman saygın bir toplumsal özne olarak değil, küçümsemenin, hor görmenin nesnesi olarak resmedildi.
Bu temsil biçimleri yalnızca sinema salonlarında kalmadı. Toplumda Kürtlere ilişkin önyargıların normalleşmesine de katkı sundu.
Kültür endüstrisi yalnızca eğlendirmez; aynı zamanda toplumsal algıları da biçimlendirir. İnsanlar yıllarca aynı kalıplarla karşılaştığında, bir noktadan sonra bu kalıplar gerçekliğin kendisiymiş gibi kabul edilmeye başlanır.
Bugün Rahmi Koç’un anlatımının bu kadar sert tepki çekmesinin nedeni de buna olan itirazdır.
Asıl mesele, böylesi bir aşağılamanın rahatlıkla dile getirilebilmesini mümkün kılan zihniyet dünyasıdır. Çünkü bir fıkranın anlatılabilmesini sağlayan şey, anlatıcının zihninde o önyargının hâlâ meşru bir yer bulabilmesidir.
Mesut Fidançiçek Yazdı | DEDAŞ’ın Reklam Filmi; Gözümüz Gerçekten Aydın mı?
25 Temmuz 2026 Cumartesi 01:31Mesut Fidançiçek Yazdı | Yer Diyarbakır; Adalet ve Akçeli İşler
19 Temmuz 2026 Pazar 01:39Mesut Fidançiçek yazdı | Kaçak suyun peşinde; DİSKİ’den ihbar çağrısı
16 Temmuz 2026 Perşembe 00:18Mesut Fidançiçek yazdı | Bu ne yaman çelişki anne? Beştepe’de ‘Kum Gibi’, Bursa’da tehdit!
13 Temmuz 2026 Pazartesi 00:26Mesut Fidançiçek yazdı | Yine eksildik; Kadir Abi Gitti…
27 Haziran 2026 Cumartesi 23:39Mesut Fidançiçek yazdı | Suyun akışını değiştiren rant: Diyarbakır nereye gidiyor?
22 Haziran 2026 Pazartesi 00:09Mesut Fidançiçek yazdı; Sur'daki soruna neşter; İdare-i maslahattan kesin çözüme
13 Haziran 2026 Cumartesi 01:42Mesut Fidançiçek yazdı: Diyarbakır’ın tefecilik belası ve Resul Koluman vakası
10 Haziran 2026 Çarşamba 17:20Mesut Fidançiçek yazdı; Diyarbakır’da çürümüşlüğün ayak izleri
03 Haziran 2026 Çarşamba 01:09Mesut Fidançiçek yazdı | Caddeler, kaldırımlar kimin? Diyarbakır’da "yaya" olabilme mücadelesi
01 Haziran 2026 Pazartesi 05:06
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.