Barış Ünal
Barış Ünal Yazdı; Diyarbakır’ın sessiz kâbusu: Tefecilik
Tefecilik; Diyarbakır’ın görünmeyen mafyası, görünmeyen vampirleri. Geceleri mezardan çıkmıyorlar. Gündüz takım elbiseleriyle dolaşıyor, kimi galerici, kimi kuyumcu, kimi emlakçı, kimi de “iş insanı” kimliğiyle karşımıza çıkıyor. Lüks ofisleri, pahalı araçları ve kartvizitleri var. Ancak kazançlarının kaynağı üretim değil, insanların çaresizliği.
Tefeci para satmaz; çaresizliği satın alır.
Bugün Diyarbakır’da tefecilik, birkaç kişinin yaptığı yasa dışı para alışverişinin çok ötesine geçmiş durumda. Organize suç, kayıt dışı ekonomi ve yoksullukla iç içe geçmiş bir düzen söz konusu.
2026 yılında Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü KOM ekiplerinin Bağlar ilçesinde düzenlediği operasyonda, galericilik görüntüsü altında faaliyet gösterdiği belirtilen bir tefecilik ağı ortaya çıkarıldı. Soruşturmada yüzde 15 ila yüzde 20 arasında faizle para verildiği, çek kırıldığı ve yaklaşık 20 milyon liralık şüpheli para hareketinin tespit edildiği bildirildi. Operasyonda 53 çek ve senet ele geçirilirken 6 kişi tutuklandı.
Bu yalnızca ortaya çıkarılan bir dosyanın büyüklüğü. Peki ya ortaya çıkmayanlar?
Silvan’da, Bismil’de, Ergani’de, Çınar’da, Sur’da aynı hikâyeler anlatılıyor. Çiftçi mahsulünü kurtarmak, esnaf kepengini kapatmamak, genç düğününü yapabilmek, bir aile çocuğunu okutabilmek için borç arıyor.
Ve çoğu zaman aynı kapıya gidiyor:
Borçla başlayan çöküş
Tefecilik yalnızca ekonomik bir suç değil; aynı zamanda aileleri ve hayatları parçalayan bir toplumsal sorun.
Borç ödenemediğinde tehdit, baskı, boş senet ve yüksek bedelli çekler devreye girebiliyor. Bazı soruşturmalarda vatandaşların tapularını baskı ve tehditle devretmeye zorlandıkları da ortaya çıktı.
Düşünün… Dededen kalan toprak, bir borcun karşılığı oluyor. Bir ömür boyunca verilen emek, tek bir imzayla elden çıkabiliyor.
Özellikle tarım kentlerinde bu risk daha da büyüyor.
Diyarbakır’da çiftçinin giderleri peşin, geliri ise aylar sonra geliyor. Mazot, gübre, ilaç ve işçilik için bugün para gerekiyor; ürünün karşılığı ise hasattan sonra alınabiliyor.
Bankadan krediye ulaşamayan üretici için işte tam bu noktada tefeci devreye giriyor.
Kısa vadeli bir borç, yüksek faizle büyüyor. Ödeme geciktiğinde ise faiz yeniden faiz doğuruyor. Borç kapatılmadıkça sistem devam ediyor.
Tefecinin asıl kazancı da burada başlıyor.
Milyarlarlık gölge ekonomi
Tefeciliğin artık münferit olaylardan ibaret olmadığını gösteren başka bir tablo da operasyonlarda ortaya çıkıyor.
2025 yılı sonunda Türkiye genelinde 52 ilde düzenlenen eş zamanlı operasyonlarda 179 şüpheli yakalandı. Çok sayıda çek, senet, dijital kayıt ve yasa dışı finans hareketi ele geçirildi. Diyarbakır da operasyon yapılan iller arasında yer aldı.
Bunun ardından Diyarbakır’ın da aralarında bulunduğu 6 ilde 9 organize suç örgütüne yönelik operasyonda, son iki yılda örgütlerin hesaplarında 2 milyar 408 milyon liralık işlem hacmi tespit edildi ve 46 kişi tutuklandı.
Ankara ve Diyarbakır merkezli başka bir soruşturmada ise 32 şüpheli hakkında işlem yapıldı, 18 kişi tutuklandı. Soruşturmada 25 milyar 119 milyon liralık banka hareketi incelenirken yaklaşık 2 milyar 200 milyon liralık mal varlığına el konuldu. 123 taşınmaz, 38 araç ve 180 banka hesabı tedbir kapsamına alındı.
Bu rakamlar önemli bir gerçeği gösteriyor:
Tefecilik artık mahalle arasında para veren birkaç kişinin işi değil. Büyük ölçekli, örgütlü ve ciddi bir finans suçuna dönüşmüş durumda.
Borcun bedeli sadece para değil
Tefeciliğin en ağır sonucu ise bilançolarda görünmüyor.
Borç nedeniyle dağılan ailelerde, evini kaybeden insanlarda, tehdit altında yaşayan esnafta ve çaresizlikle mücadele eden çiftçide bu düzenin gerçek bedelini görmek mümkün.
Ağır borç yükü insanı yalnızca ekonomik olarak değil, psikolojik olarak da yıpratıyor. İnsanlar borçlarını ailelerinden, yakınlarından ve çevrelerinden gizleyebiliyor. Telefonlara çıkmıyor, alacaklıyla karşılaşmaktan korkuyor, sürekli bir baskı altında yaşıyor.
Ekonomik çöküş bazen önce cebi değil, insanın ruhunu tüketiyor.
Daha da tehlikelisi, borç zamanla ekonomik bir ilişkiden çıkıp sosyal ve siyasal bir baskı aracına dönüşebiliyor.
Borçlu insan, özgür karar vermekte zorlanıyor. Kiminle ticaret yapacağı, malını ne zaman satacağı, hangi koşullarda hareket edeceği bile başkasının baskısı altında şekillenebiliyor.
Bu noktada mesele artık para değil, tahakküm haline geliyor.
Operasyonlar önemli, ama yeterli değil
Diyarbakır Emniyeti, KOM ekipleri ve jandarmanın son dönemde yürüttüğü operasyonlar elbette önemli.
Çeteler ortaya çıkarılıyor, çek ve senetlere el konuluyor, mal varlıkları inceleniyor, şüpheliler tutuklanıyor.
Ancak yalnızca operasyonlarla bu sorunun tamamen ortadan kaldırılması mümkün değil.
Çünkü bir tefeci tutuklandığında, onun ortaya çıkmasını sağlayan ekonomik ve sosyal koşullar devam ediyorsa yerine başka biri çıkabiliyor.
Bu nedenle tefeciliğin yalnızca sonucuyla değil, onu besleyen nedenlerle de mücadele etmek gerekiyor.
Çözüm sadece polis değil
Çözüm yalnızca polis, jandarma ya da mahkeme değil.
Çözüm; üreticinin uygun koşullarda krediye ulaşabilmesinde, çiftçinin mahsulünü satmadan finansmana erişebilmesinde, esnafın kayıt dışı paraya mahkûm edilmemesinde ve kooperatiflerin güçlendirilmesinde yatıyor.
Tarımsal desteklerin zamanında verilmesi, küçük işletmelerin finansmana erişiminin kolaylaştırılması ve sosyal devlet mekanizmalarının güçlendirilmesi de bu mücadelenin parçası olmalı.
Çünkü insan çaresiz bırakıldığında, o boşluğu birileri mutlaka dolduruyor.
Ve o boşluğu dolduran kişi tefeci olduğunda, borç yalnızca para olarak kalmıyor; toprağa, eve, işletmeye ve nihayet insanın özgürlüğüne uzanıyor.
Diyarbakır’ın asıl mücadelesi
Diyarbakır çok acı gördü. Terörü, göçü, yoksulluğu ve işsizliği yaşadı. Şimdi bunlara sessizce büyüyen başka bir sorun ekleniyor: Tefecilik.
Yüzü gülebilir, takım elbise giyebilir, lüks bir araç kullanabilir. Kendisine “iş insanı” da diyebilir. Ama insanların çaresizliği üzerinden servet biriktiren bir düzenin adı ticaret değildir.
Bu nedenle mücadele yalnızca güvenlik operasyonlarıyla sınırlı kalmamalı. Valilikten savcılığa, emniyetten jandarmaya, belediyelerden meslek odalarına ve sivil toplum kuruluşlarına kadar herkes bu sorunun ekonomik ve toplumsal boyutuyla ilgilenmeli.
Çünkü mesele yalnızca yasa dışı para alışverişini engellemek değil.
Mesele, insanın çaresiz kaldığında tefecinin kapısını çalmak zorunda olmadığı bir düzen kurmak.
Bir toplumun en büyük serveti bankalardaki para değildir.
Çaresiz kalan vatandaşın devletine duyduğu güvendir.
O güven kaybolduğunda yalnızca vatandaş kaybetmez; toplum kaybeder.
SON SÖZ
Tefeciler banka değildir. Tüccar değildir. Yatırımcı değildir; Onlar insanların umuduna değil, çaresizliğine yatırım yapar.
Bir çiftçinin alın terine, bir esnafın emeğine, bir ailenin geleceğine faiz yazan bu düzenin karşısında durmak yalnızca ekonomik bir mücadele değildir. İnsanın emeğini, toprağını, ailesini ve onurunu koruma mücadelesidir.
Çünkü unutmayalım: Tefeci para vermez. İnsanın çaresizliğine fiyat biçer.
Barış Ünal Yazdı | Bir Yangın, Bin Soru: Sorumlu Kim?
06 Eylül 2026 Pazar 01:22Barış Ünal Yazdı; İki yanlış bir doğru etmez
02 Eylül 2026 Çarşamba 00:08Barış Ünal Yazdı | Diyarbakır’da ulaşım zammı: Faturayı kim ödeyecek?
28 Ağustos 2026 Cuma 00:31Nurettin Gökduman ve Diyarbakır’da huzur mücadelesi; 18 bin 860’tan 17 bin 759’a…
12 Ağustos 2026 Çarşamba 13:57Barış Ünal yazdı; 40 yılın bedelinden sonra: Şimdi geleceği kazanma zamanı!
11 Ağustos 2026 Salı 13:35Barış Ünal yazdı; Silahlar susarsa gelecek konuşur
08 Ağustos 2026 Cumartesi 00:01Barış Ünal Yazdı | Çetelerin değil, hukukun sözü geçmeli!
29 Temmuz 2026 Çarşamba 00:01Barış Ünal Yazdı | 15 Temmuz: Tanklar geçti, millet dik durdu!
16 Temmuz 2026 Perşembe 22:58Barış Ünal Yazdı | Terazinin iki ucu: Hangisi daha ağır?
12 Temmuz 2026 Pazar 00:01Barış Ünal Yazdı; Emeklilik mi, Yoksulluk Cezası mı?
04 Temmuz 2026 Cumartesi 00:15
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.