Nurettin Gökduman ve Diyarbakır’da huzur mücadelesi; 18 bin 860’tan 17 bin 759’a…

Diyarbakır’da 2025 yılının ilk yedi ayında 18 bin 860 asayiş olayı meydana gelmişti. 2026’nın aynı döneminde bu sayı 17 bin 759’a geriledi.

Genel asayiş olaylarında yaklaşık yüzde 6’lık bir düşüş söz konusu.

Ancak asıl dikkat çekici veri, suçların aydınlatılma oranında ortaya çıkıyor. 2022’de yüzde 79 seviyesinde olan aydınlatma oranı, 2025 sonunda yüzde 96’ya, 2026’nın ilk yedi ayında ise yüzde 98’e yükseldi.

Başka bir ifadeyle bugün Diyarbakır’da kayıtlara giren her 100 asayiş olayının yaklaşık 98’i aydınlatılıyor.

Diyarbakır, asayiş olaylarının azaltılması bakımından 30 büyükşehir arasında ikinci sıraya kadar yükselmiş durumda.

Bunlar sıradan rakamlar değil.

Çünkü suçla mücadelede caydırıcılığın temel unsurlarından biri, suç işleyen kişinin yakalanacağını bilmesidir. Suçun azalması kadar, meydana gelen suçun aydınlatılma oranının yükselmesi de toplumdaki güven duygusu açısından önem taşıyor.

Cinayetlerde yüzde 36 düşüş

Kasten öldürme olaylarındaki gerileme ise tablonun en çarpıcı başlıklarından biri.

2025’in ilk yedi ayında 47 olan kasten öldürme olayı, 2026’nın aynı döneminde 30’a düştü. Bu, yaklaşık yüzde 36’lık bir azalma anlamına geliyor.

Kasten yaralama olayları da 3 bin 315’ten 3 bin 10’a gerileyerek yaklaşık yüzde 9 azaldı.

Malvarlığına karşı işlenen dokuz önemli suçta ise olay sayısı 1.958’den 1.492’ye düştü. Yaklaşık yüzde 24’lük bir gerileme söz konusu.

Motosiklet hırsızlığındaki düşüş yüzde 63, yankesicilikte ise yüzde 59 seviyesinde.

Diyarbakır, bu suç grubundaki azalmada 30 büyükşehir arasında birinci sırada yer alıyor.

Bu tabloyu görmezden gelmek doğru olmaz. Çünkü rakamların arkasında sahada yürütülen operasyonlar, istihbarat çalışmaları, teknik takip, koordinasyon ve hızlı müdahale gibi çok sayıda unsur bulunuyor.

Diyarbakır Emniyet Müdürü Nurettin Gökduman’ın yönetiminde ortaya konulan güvenlik anlayışının önemli taraflarından biri de burada görülüyor.

İstihbarat, teknoloji, saha hâkimiyeti, koordinasyon ve müdahale kapasitesinin birlikte işletilmesi, suçla mücadelede sonuç alınmasını kolaylaştırıyor.

Hedef yalnızca suçlu değil, suç düzeni olmalı

Özellikle organize suçla mücadelede mesele yalnızca birkaç kişiyi gözaltına almak değildir.

Bir suç örgütünün finans kaynaklarına, silah bağlantılarına, uyuşturucu ağlarına, eleman temin yöntemlerine ve varsa arkasındaki ilişki ağlarına ulaşılmadığı sürece kalıcı sonuç elde etmek zor.

Bu nedenle suçla mücadelede hedef yalnızca fail değil, suçu mümkün kılan düzen olmalıdır.

Son dönemde gerçekleştirilen operasyonların sürekliliği de bu açıdan önem taşıyor.

Aynı yaklaşım uyuşturucuyla mücadele için de geçerli.

Uyuşturucu meselesini yalnızca polisiye bir vaka olarak değerlendirmek büyük bir eksiklik olur. Satılan her gram uyuşturucunun diğer ucunda bir genç, bir aile ve çoğu zaman ağır sonuçlarla karşı karşıya kalan bir gelecek var.

Bu nedenle okul çevrelerinden mahallelere, sokak satıcılarından büyük organizasyonlara kadar uzanan zincirin tamamına müdahale edilmesi gerekiyor.

Torbacının yakalanması önemlidir. Ancak uyuşturucuyu ona ulaştıran kişiye ve onun arkasındaki organizasyona ulaşmak çok daha önemlidir.

Bataklığı kurutmadan sivrisineklerle mücadeleyi bitirmek mümkün değil.

Çeteler ve ruhsatsız silahlar

Çeteler ve ruhsatsız silahlar konusunda da benzer bir yaklaşım gerekiyor.

Bir işyerinin kurşunlanması yalnızca duvarın birkaç yerinden mermi geçmesi değildir. O kurşun aynı zamanda esnafın huzuruna, mahallenin güvenliğine ve şehrin ekonomik hayatına yönelmiş bir tehdittir.

Haraç isteyen, tehdit eden ve silahla korku oluşturmaya çalışan yapıların amacı, zamanla devletin otoritesinin yerine kendi korku düzenlerini koymaktır.

Burada çizgi çok net olmalı:

Diyarbakır’da hiç kimse devletten güçlü değildir.

Hiçbir çete, grup veya kişi kendisini polisin, savcının ya da hâkimin yerine koyamaz. Kimin suçlu olduğuna sokak karar veremez; kimin cezalandırılacağına silah karar veremez.

Adalet namlunun ucundan çıkmaz. Adaletin adresi hukuktur.

Ancak güvenlik mücadelesi yürütülürken bunun kadar önemli başka bir ilke de gözden kaçırılmamalı: Güvenlik adına özgürlüklerden vazgeçilemez.

Demokratik hukuk devletinin gücü, tam da bu dengeyi kurabilmesinden gelir.

Suçluya karşı kararlı, vatandaşa karşı saygılı…

Çetelere karşı sert, hukuka karşı hassas…

Uyuşturucu tacirlerine karşı tavizsiz, temel hak ve özgürlüklere karşı dikkatli…

Diyarbakır’ın ihtiyaç duyduğu güvenlik anlayışı bana göre budur.

Güvenliğin gerçek ölçüsü

Emniyet teşkilatının başarısını yalnızca kaç kişinin yakalandığı veya kaç operasyon yapıldığı üzerinden değerlendirmek de yeterli değil.

Asıl başarı, güvenlik duygusunun günlük hayata yansımasıyla ölçülmeli.

Bir anne çocuğunu okula gönderirken endişe yaşamıyorsa…

Bir esnaf haraç korkusu olmadan kepengini açabiliyorsa…

Bir genç uyuşturucu satıcılarının tehdidinden uzak durabiliyorsa…

Bir vatandaş gece sokağında yürürken kendisini güvende hissedebiliyorsa…

İşte güvenlik politikasının gerçek karşılığı budur.

Bu nedenle Diyarbakır Emniyet Müdürlüğünün son dönemde yürüttüğü çalışmaları değerlendirirken beklentiyi de yüksek tutmak gerekiyor.

Mücadele birkaç büyük operasyonla sınırlı kalmamalı. Süreklilik kazanmalı; istihbarat üreten, teknolojiyi etkin kullanan, sahayı takip eden, vatandaşla iletişim kuran ve suç ortaya çıkmadan önce riskleri görebilen bir yapıya dönüşmeli.

Çünkü suç örgütlerinin en fazla çekindiği şey yalnızca büyük operasyonlar değil, karşılarında süreklilik gösteren bir devlet kapasitesinin bulunmasıdır.

Nurettin Gökduman ve ekibinin ortaya koyduğu çabanın değerli tarafı da burada.

Elbette hiçbir şehirde suç tamamen ortadan kaldırılamaz. Fakat suçluların rahat hareket edemediği, çetelerin kök salamadan dağıtıldığı, uyuşturucu ağlarının gençlere ulaşmasının zorlaştırıldığı ve insanların kendisini güvende hissettiği bir şehir oluşturmak mümkündür.

Diyarbakır bunu hak ediyor.

Diyarbakır artık huzuruyla anılmalı

Bu şehir artık çetelerle değil yatırımlarla konuşulmalı.

Kurşunlanan işyerleriyle değil açılan fabrikalarıyla, uyuşturucuyla değil gençlerinin başarılarıyla, şiddetle değil kültürüyle, tarihiyle, turizmiyle ve ekonomisiyle gündeme gelmeli.

Bunun temel şartlarından biri huzurdur.

Çünkü güvenliğin olmadığı yerde yatırımın, turizmin ve ekonomik gelişmenin kalıcı olması zordur. Daha da önemlisi, insan kendisini güvende hissetmediği bir şehirde geleceğini kurmakta zorlanır.

Dolayısıyla suçla mücadelede atılan her doğru adım yalnızca bir asayiş meselesi değildir. Aynı zamanda Diyarbakır’ın geleceğine yapılan bir yatırımdır.

Fakat bunun değişmez şartı hukuktur.

Devlet güçlü olacak.

Emniyet kararlı olacak.

Suçlunun üzerine gidilecek.

Çetelerin hareket alanı daraltılacak.

Uyuşturucu tacirlerine göz açtırılmayacak.

Ama bütün bunlar yapılırken vatandaşın hakkı, hukuku ve özgürlüğü de aynı kararlılıkla korunacak.

Çünkü Diyarbakır’ın ihtiyacı ne korku düzenidir ne de otorite boşluğu.

Diyarbakır’ın ihtiyacı, hukukun hâkim olduğu güçlü bir huzur düzenidir.

Ve bunun en kısa tarifi belki de şudur:

Suçluya karşı kararlılık, vatandaşa karşı saygı; herkese karşı hukuk.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Barış Ünal Arşivi