Barış Ünal
Barış Ünal yazdı; 40 yılın bedelinden sonra: Şimdi geleceği kazanma zamanı!
Bugün Meclis’te sadece eller kalkmayacak. Bugün Türkiye’nin yaklaşık kırk yıldır sırtında taşıdığı ağır bir yükün geleceği oylanacak. Bugün bir kanunun maddelerinden çok daha fazlası konuşulacak. Ölen insanlar, evlatlarını toprağa veren anneler, babasız büyüyen çocuklar, yarım kalan hayatlar, kaybedilen milyarlarca dolar, yapılamayan fabrikalar, geciken yatırımlar, göç eden gençler ve heba edilen yıllar… Ve bütün bunlardan daha önemlisi, bundan sonra aynı acıların yaşanıp yaşanmayacağı… İşte bugün Meclis’teki meselenin gerçek ağırlığı budur.
Türkiye, yaklaşık 40 yıldır terörle mücadele ediyor. Bu mücadelenin insani bilançosunu rakamlara sığdırmak mümkün değil. Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun 2021 yılında açıkladığı verilere göre PKK terörünün yol açtığı can kaybı yaklaşık 40 bin olarak ifade edilmişti. Düşünün… 40 bin hayat. 40 bin ayrı hikâye. On binlerce anne, baba, eş, çocuk ve kardeş… Ama kayıp yalnızca insanlarımızla sınırlı kalmadı.
Terörün Türkiye ekonomisine verdiği zarara ilişkin yıllar içerisinde farklı hesaplamalar yapıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 2025 yılında yaptığı açıklamada terörün Türkiye’ye maliyetini 2 trilyon dolar olarak ifade etti. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da 2026 yılında ekonomik maliyetin 2 trilyon doların üzerinde olduğunu söyledi. 2 trilyon dolar! Bu rakamın büyüklüğünü bir an düşünün. Kaç fabrika? Kaç üniversite? Kaç hastane? Kaç kilometre hızlı tren? Kaç teknoloji yatırımı? Kaç yüz bin gence istihdam? Ve kaç şehrin kaderi değişebilirdi? Terörün ekonomik maliyeti aslında yalnızca harcanan para değildir. Yapılamayanların da maliyetidir.
İşte bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülen, kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”ni bu nedenle sıradan bir kanun düzenlemesi olarak görmek büyük hata olur. Bu yasa önemlidir. Hem de çok önemlidir. Çünkü yıllardır güvenlik politikalarıyla sürdürülen terörle mücadelenin ardından, kalıcı huzurun hukuki ve toplumsal zemininin nasıl kurulacağı sorusuna Meclis çatısı altında cevap aranıyor. Daha da önemlisi, meselenin adresinin silah değil Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğunun altı çiziliyor. Demokratik devletlerde sorunların çözüm adresi zaten burasıdır. Silah değil Meclis. Dağ değil siyaset. Şiddet değil hukuk. Çatışma değil demokrasi.
Üstelik bugüne bir anda gelinmedi. TBMM bünyesinde oluşturulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu uzun bir çalışma yürüttü. Komisyonun hazırladığı rapor 18 Şubat 2026 tarihinde yapılan 21’inci toplantıda 47 kabul, 2 ret ve 1 çekimser oyla kabul edildi. Bu tablo bile üzerinde düşünmeye değer. Türkiye’de siyasetin hemen her konuda sert biçimde kutuplaştığı bir dönemde, böylesine önemli bir meselede geniş bir mutabakat zemininin ortaya çıkabilmesi küçümsenecek bir gelişme değildir. Bugün ise süreç Meclis Genel Kurulu’na taşınmış durumda. Yani söz artık milletin temsilcilerinde.
Buradan milletvekillerine seslenmek istiyorum. Partinizi bir anlığına unutun. Siyasi hesapları bir kenara bırakın. Bir sonraki seçimi değil, bir sonraki nesli düşünün. Elinizi vicdanınıza koyun. Çünkü vereceğiniz oyun sonuçlarını belki bugün değil, 10 yıl sonra göreceğiz. Belki bugün Diyarbakır’da doğan bir çocuk, 20 yaşına geldiğinde terörü yalnızca tarih kitaplarından okuyacak. Bundan daha büyük bir başarı olabilir mi? Belki Hakkâri’deki bir genç İstanbul’a iş aramaya gitmek zorunda kalmayacak. Belki Şırnak yatırımcıların yeni adreslerinden biri olacak. Belki Diyarbakır’ın gündemini terör değil; turizm, sanayi, teknoloji, hızlı tren ve ihracat oluşturacak. İşte gerçek Terörsüz Türkiye budur.
Ben Diyarbakır açısından da meseleye özellikle bakıyorum. Bu şehir terörün bedelini fazlasıyla ödedi. Diyarbakır’ın adı yıllarca çatışmalarla, operasyonlarla, hendeklerle ve terör haberleriyle yan yana getirildi. Oysa Diyarbakır bundan ibaret değil. Diyarbakır binlerce yıllık medeniyet şehridir. Surlarıyla, Hevsel Bahçeleriyle, tarihiyle, kültürüyle, gastronomisiyle ve genç nüfusuyla dünyanın önemli şehirlerinden biri olabilecek potansiyele sahiptir.
Terörün tamamen gündemden çıktığı bir Güneydoğu düşünün. Otellerin dolduğu, fabrikaların yükseldiği, uluslararası yatırımcıların geldiği, gençlerin memleketlerini terk etmek yerine kendi şehirlerinde gelecek kurduğu, turistlerin güvenlik kaygısıyla değil hangi tarihi mekânı önce göreceğini düşünerek Diyarbakır’a geldiği bir gelecek… İşte bugün Meclis’te alınacak kararların uzun vadeli anlamı burada yatıyor.
Ancak bir gerçeği de görmezden gelemeyiz. Böylesine büyük süreçler yalnızca iyi niyetle yürütülemez. Hukuk gerekir. Şeffaflık gerekir. Devlet ciddiyeti gerekir. Toplumsal mutabakat gerekir. Şehit ailelerinin ve gazilerimizin hassasiyetlerinin gözetilmesi gerekir. Vatandaşın kafasında “Ne oluyor?” sorusunun bırakılmaması gerekir. Çünkü kalıcı barış ancak toplumun büyük bölümünün kendisini güvende hissettiği bir zeminde kurulabilir.
Bu nedenle Çerçeve Yasa’nın önemi yalnızca bugün getireceği hükümlerden ibaret değildir. Asıl önemi, bundan sonraki sürecin silahların değil hukukun çerçevesinde ilerlemesini sağlayacak bir kapı açma potansiyelidir. Türkiye artık başka şeyleri konuşmalı. 40 yıl terörü konuştuk, şimdi üretimi konuşalım. 40 yıl operasyonları konuştuk, şimdi teknolojiyi konuşalım. 40 yıl kaybettiğimiz insanlarımızı konuştuk, şimdi çocuklarımızın başarılarını konuşalım. 40 yıl milyarlarca dolarımızı terörle mücadeleye harcadık. Şimdi o kaynakların fabrikaya, okula, üniversiteye, hızlı trene, tarıma ve istihdama dönüştüğü bir Türkiye’yi konuşalım. Çünkü Türkiye’nin gençleri artık çatışmayı değil dünyayla rekabet etmeyi hak ediyor.
Elbette tek bir kanun Türkiye’nin bütün sorunlarını bir gecede çözmez. Bunu söylemek gerçekçi olmaz. Fakat tarihte bazı yasalar vardır ki önemleri maddelerinin çok ötesine geçer. Çünkü onlar bir dönemin kapanıp başka bir dönemin başlamasının hukuki işaretine dönüşür. Bu yasa da böyle bir dönüm noktası olma potansiyeline sahiptir.
Bu nedenle bugün Meclis’te kullanılan oyları yalnızca “evet” ve “hayır” olarak okumamak gerekir. Bugün asıl soru şudur: Türkiye geçmişinin acılarıyla yaşamaya devam mı edecek, yoksa o acılardan ders çıkararak geleceğini mi kuracak? Ben geleceğin kazanmasından yanayım.
Çünkü artık yeter. Yeterince kan aktı. Yeterince anne ağladı. Yeterince genç toprağa düştü. Yeterince para kaybettik. Yeterince zaman kaybettik. Şimdi kaybettiklerimizi geri getiremeyiz. Ama kaybedeceklerimizi kurtarabiliriz.
İşte bugün Meclis’in önündeki tarihi sorumluluk tam olarak budur. Geçmişi değiştiremeyiz ama geleceği değiştirebiliriz.
Ve belki de yıllar sonra çocuklarımız bugünün Meclis tutanaklarını okurken şöyle diyecek:
“Onlar, kırk yıllık acının çocuklarına miras kalmasına izin vermediler.”
Bundan daha büyük bir siyasi başarı, bundan daha değerli bir miras olabilir mi?
Bugün söz milletvekillerinde. Yarın ise hükmü tarih verecek.
Barış Ünal yazdı; Silahlar susarsa gelecek konuşur
08 Ağustos 2026 Cumartesi 00:01Barış Ünal Yazdı | Çetelerin değil, hukukun sözü geçmeli!
29 Temmuz 2026 Çarşamba 00:01Barış Ünal Yazdı | 15 Temmuz: Tanklar geçti, millet dik durdu!
16 Temmuz 2026 Perşembe 22:58Barış Ünal Yazdı | Terazinin iki ucu: Hangisi daha ağır?
12 Temmuz 2026 Pazar 00:01Barış Ünal Yazdı; Emeklilik mi, Yoksulluk Cezası mı?
04 Temmuz 2026 Cumartesi 00:15Barış Ünal Yazdı; Diyarbakır’ın vitrini Sur, neden bu hale geldi?”
25 Haziran 2026 Perşembe 21:18Barış Ünal yazdı; YKS bitti, peki ya sonrası?
22 Haziran 2026 Pazartesi 19:39Barış Ünal yazdı | Ak Parti’nin Diyarbakır Sınavı: Makam sevdası mı, hizmet kapısı mı?
15 Haziran 2026 Pazartesi 17:00Gökyüzüne açılamayan şehir: Diyarbakır'ın Havalimanı çilesi
28 Mayıs 2026 Perşembe 18:00Barış Ünal Yazdı | Futboldan fazlası; Amedspor
20 Mayıs 2026 Çarşamba 19:15
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.