Yûsif Bedirxan
Yûsif Bedirxan Yazdı; Gazetecileri susturmak yerine, cevap verin
Diyarbakır’da uzun zamandır bazı kurumların işleyişi, ihaleler ve belli kesimler üzerinden şekillendiği ileri sürülen rant ilişkileri konuşuluyor.
Mesele artık yalnızca birkaç kurum, birkaç ihale ya da birkaç kişi üzerinden tartışılabilecek kadar dar çerçeveli değil.
Çünkü ortada daha büyük bir sorun var:
Kamu yararının geri plana itildiği, kişisel çıkarların ve güç ilişkilerinin öne çıktığı bir düzen algısı giderek toplumun farklı alanlarına yayılıyor.
Böyle bir ortamda yalnızca ekonomik kaynaklar değil, toplumsal güven de zarar görüyor.
İnsanların adalet duygusu zedeleniyor. Kurumlara olan güven aşınıyor. “Nasıl olsa bir şey değişmez” düşüncesi yaygınlaşıyor.
İşte tam da burada gazeteciliğin rolü başlıyor.
Diyarbakır’da Güneydoğu Güncel Gazetesi İmtiyaz Sahibi M. Zekir Özer’in geçtiğimiz günlerde sağlık alanında gerçekleştirilen bir ihaleyle ilgili yaptığı haberin ardından baskıya maruz kaldığını belirten paylaşımı bu açıdan önemli.
Özer, yanlış gördükleri bir uygulamayı kamuoyunun dikkatine sunduklarını, amaçlarının kimseyi hedef almak değil, yanlışın düzeltilmesini ve insanların mağdur olmamasını sağlamak olduğunu belirtti.
Bu sözler, tek başına bir gazetecinin yaşadığını ileri sürdüğü bir sorunun ötesinde, yerel basının karşı karşıya olduğu daha temel bir soruyu gündeme getiriyor: Bir gazeteci bir kamu kurumundaki yanlışlığı haber yaptığında, kurumun ilk refleksi ne olmalı?
Cevap aslında çok basit.
Haber yanlışsa, doğrusu belgeleriyle ortaya konulur.
Eksik varsa tamamlanır, yanlış bilgi varsa düzeltilir, gerekirse tekzip gönderilir.
Ama haberin içeriğine karşı verilecek cevap ile gazetecinin kendisine yöneltilecek baskı iddiası birbirinden ayrılmalıdır.
Çünkü eleştiri başka şeydir, susturma çabası başka.
Bir gazetecinin haberini eleştirmek, haberin doğruluğunu sorgulamak elbette mümkündür. Hatta olması gereken de budur.
Gazeteci de bu noktada dokunulmaz değildir.
Gazeteci; doğrulamadan haber yapmamalı, kanıt olmadan kimseyi suçlamamalı, iddia ile gerçeği birbirine karıştırmamalı, cevap hakkına saygı göstermeli ve kişisel husumetleri gazetecilik faaliyetine dönüştürmemelidir.
Basın özgürlüğü, gazeteciye sınırsız bir dokunulmazlık vermez.
Fakat bunun karşılığı da gazetecinin yaptığı her eleştirinin baskıyla karşılanması değildir.
Özgür basın ile sorumlu basın birbirinin alternatifi değildir.
İkisine de aynı anda ihtiyaç vardır.
Çünkü özgür olmayan gazetecilik kamu yararını savunamaz.
Etik olmayan gazetecilik ise toplumun güvenini kaybeder.
Asıl mesele, bu iki ilkeyi birbirinin karşısına koymadan yaşatabilmektir.
Gazeteci susarsa ne olur?
Bir kentin basını sustuğunda ilk kaybolan şey haber değildir.
Hesap sorma kültürüdür, hakikattir, vicdandır, ahlaktır çoğu zaman.
Bir hastanedeki sorun yazılamıyorsa, o sorun nasıl görünür olacak?
Bir ihalenin nasıl yapıldığı sorgulanamıyorsa, kamu kaynağının nasıl kullanıldığını kim denetleyecek?
Bir belediye kararının eleştirilemediği bir ortamda yurttaş itirazını kime duyuracak?
Ya da herkesin Amedspor'u haklı olarak ayakta alkışladığı bir dönemde engellilerin stadta yaşadığı o akılalmaz sorunu gazeteci yazmazsa kim görecek?
Bir okulun güvenlik sorunu haber yapılamıyorsa, aileler neyi bilecek?
Bir kamu kurumundaki yanlış uygulama görünür hale getirilemiyorsa, o yanlışlığın düzeltilmesi nasıl talep edilecek?
Gazetecilik tam da burada anlam kazanıyor.
Çünkü gazetecinin görevi yalnızca olup biteni anlatmak değildir.
Görünmeyeni görünür kılmak, sorulmayan soruyu sormak ve kamu adına hesap sormaktır.
Elbette gazeteci de hata yapabilir.
Ama gazetecinin hatası varsa bunun yolu da bellidir: belge, açıklama, düzeltme, cevap hakkı ve hukuk.
Baskı, tehdit veya yıldırma iddiası ise gazeteciliğin karşısına konulabilecek meşru bir cevap değildir.
Belki de burada asıl sormamız gereken soru şu: Bir gazeteciyi susturduğumuzda gerçekten sorun ortadan kalkıyor mu?
Hayır, sadece sorun artık daha az görünür hale geliyor. Ve görünmeyen sorunlar, çoğu zaman ortadan kalkmaz; büyür.
Diyarbakır’ın bugün ihtiyacı olan şey, eleştiriden korkmayan kurumlar ve eleştiriyi kişiselleştirmeyen bir basın anlayışıdır.
Gazeteci de kurum da aynı gerçeğin farkında olmalı:
Makamlar geçicidir. İhaleler biter. Görevler değişir. Koltuklar el değiştirir.
Ama kamuya ait kaynaklar, insanların hakkı ve toplumun haber alma özgürlüğü kalır.
Bu yüzden gazetecinin gerçek gücü ne makamdan gelir ne de kaleminden.
Gazetecinin gerçek gücü, arkasında duran toplumun haber alma hakkından gelir.
Ve bir şehirde gazeteciler soru sormaktan korkmaya başladığında, yalnızca gazetecilik değil, o şehrin vicdanı da sessizleşmeye başlar.
Belki de Diyarbakır’ın bugün en fazla ihtiyaç duyduğu şey tam olarak budur:
Daha fazla suskunluk değil, daha fazla hakikat.
Yûsif Bedirxan Yazdı; Yediği kaba tükürenler
14 Haziran 2026 Pazar 07:30Yusif BedÎrxan yazdı: Siirt’ten öteye bir manevi haz
30 Ekim 2024 Çarşamba 00:25Yusuf Bedîrxan yazdı: Basının zorlu sınavı; Narin
11 Eylül 2024 Çarşamba 00:10Yusuf Bedîrxan yazdı: Instagram neden kapandı?
07 Ağustos 2024 Çarşamba 00:10Yûsif Bedirxan yazdı: Diyarbakır’da neler oluyor?
15 Temmuz 2024 Pazartesi 00:10Yusuf Bedîrxan yazdı: Üslup meselesi mi, yoksa…
27 Haziran 2024 Perşembe 00:20Yusuf Bedîrxan yazdı: Ne kadar güvenebiliyorsak…
20 Mart 2024 Çarşamba 00:10Yûsif Bedirxan yazdı: Ekonomik Buhranın Panzehiri Üretimdir 2
08 Şubat 2024 Perşembe 00:10Yusif Bedirxan yazdı: Ekonomik Buhranın Panzehiri Üretimdir 1
07 Şubat 2024 Çarşamba 00:20Yusif Bedirxan yazdı: Kim ne dedi?
03 Şubat 2024 Cumartesi 00:10
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.