Mesut Çokur yazdı; Gelecek Yolda mı Kaldı?

Geleceğin geçmişi uzun sürmedi. Siyasi parti sayısında rekoru elinde bulunduran Türkiye Cumhuriyeti bir eksikle yoluna devam ediyor. Peki, yol haritasındaki hiçbir durağa varmadan siyaset sahnesinden çekilmek neye işaret olabilir? Geçmişteki benzer vakaları ve bunun psikososyal etkilerini irdelemek faydalı olacaktır.

Resmî kapanış tarihini ağustos ayının sonlarına doğru açıklayacak olan Gelecek Partisi, çok partili siyasi hayata geçildiği günden bu yana kapatılan ya da kendini fesheden partiler arasında ömrü bakımından en uzun soluklu 39. parti konumunda. TİP ile CHP'nin kapatılmalarına rağmen yeniden siyaset sahnesine dönmesi ve 1990'larda HEP adıyla başlayan, bugün DEM Parti çatısı altında devam eden Kürt siyasi hareketi de dikkate alındığında ilk 30'a bile girmesi zor görünüyor.

Yargıtay'ın internet sitesindeki siyasi partiler listesinde hâlen 190 parti bulunuyor. Gelecek Partisi ise alfabetik sıralamada 74. sıradaki yerini koruyor. Ancak bütün bunlar ayrıntıdan ibaret.

Asıl soru şu: Ahmet Davutoğlu'nun "kandırıldık" söylemiyle özdeşleşen siyasi serüveni yeniden mi başlayacak? Yoksa yeni bir sağ birleşmesinin eşiğinde miyiz?

Altı yıl, yedi ay ve yirmi iki günlük parti macerasında oturmadığı masa, dahil olmadığı ittifak neredeyse kalmadı. Kendi adıma bu saatten sonra "Ahmet Hocamızın" sınıftan sınıfa koşan bir eğitim meşalesi olacağını düşünmüyorum. Elbette eğitimciler de yanılabilir. Ancak bu kez hangi istikamette yanılacak?

Örneğin, çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu Güneydoğu mitinglerinde yeniden "Beyaz Toros" söylemini kullanacak mı? Televizyon programlarında genç kuşağın diline düşen teknoloji gaflarını kaç kez daha yaşayacak? "Ben söylemedim" ile "kandırıldım" arasındaki farkı ayırt edemeyen geniş bir kitle varsa, o başka.

Ben de bu haklı mücadelesinde Ahmet Bey'in yanında saf tutarım; ancak Sayın Bülent Arınç'ın yaptığı türden bir destekle değil. Kavram kargaşasına yol açmam. Çünkü bazı ortamlarda ikinin ikiyle toplamı bile dört etmiyor.

Peki Sayın Arınç ne dedi? "Ahmet Hoca baba ocağından ayrılmamalıydı" dedikten sonra, "Biz iki hoca biliriz; biri rahmetli Erbakan Hoca, diğeri de Sayın Davutoğlu'dur" ifadelerini kullandı.

Bana göre ne siyasi kariyerleri ne de mücadeleleri bakımından aynı cümlede anılabilecek iki ismi bu şekilde yan yana getirmek, olsa olsa bir benzetme çabasıdır. Akran olmayan kişileri aynı potada eritmek benim alışkanlığım değildir. Ne ölü sevicisiyim ne de diri yalakası.

Ahmet Davutoğlu'nun siyaseti bırakmayı konuştuğu yaşlarda merhum Necmettin Erbakan tek başına mücadele veriyordu. Davutoğlu'nun Gelecek Partisi'ni kurduğu yaşlarda ise Erbakan siyasi yasaklıydı. 1970'lerde kurduğu Milli Nizam Partisi kapatıldı. 1980'lerde darbe yaşandı, Milli Selamet Partisi diğer partilerle birlikte kapatıldı. 1990'larda ise Refah Partisi aynı akıbete uğradı. Buna rağmen Erbakan hiçbir zaman kenara çekilmedi; "günün adamı" olmayı kabul etmedi.

Üstelik Erbakan'ın kurduğu koalisyon sayesinde CHP, otuz yıl aradan sonra yeniden iktidar ortağı oldu.

Bir sürpriz yaşanmazsa, Ekim ayında doğumunun yüzüncü yılı hem iktidar hem de muhalefet tarafından çeşitli etkinliklerle anılacaktır. Böyle bir dönemin arifesinde Bülent Arınç'ın sözleri gerçekten bir gaf mıydı, yoksa sadece boş bulunmuş bir cümle mi? Buna zaman karar verecek.

Ahmet Hocamızın özlemle beklediği iktidar yolu, belki de dönüp dolaşıp eski durağına çıkacaktır. Kim bilir?

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mesut Çokur Arşivi