Barış Ünal Yazdı; Emeklilik mi, Yoksulluk Cezası mı?

Dostlar, merhaba…

Bazen uzun ekonomik raporlar, sayfalar dolusu istatistikler ya da televizyon ekranlarında yapılan tartışmalar anlatamaz gerçeği… Gerçeği, bir market kasasında yaşanan birkaç dakikalık sessizlik anlatır.

Geçtiğimiz günlerde eşimle birlikte bir zincir markette alışveriş yapıyorduk. Kasada önümüzde, yüzündeki çizgilerden ömrünü çalışarak geçirdiği belli olan yaşlı bir teyze vardı. Sepetinde lüks sayılabilecek tek bir ürün bile yoktu. Margarin, yoğurt, beyaz peynir, bir paket kaşar… Yani sadece mutfağın en temel ihtiyaçları…

Kasiyer ürünleri okuttu; toplam tutar: 900 lira…

Teyze cüzdanını açtı. İçinden 700 lira çıkardı. Sonra çantasını telaşla karıştırmaya başladı; belki unutulmuş bir banknot vardır diye… Ama yoktu. Sadece birkaç bozuk para…

Titreyen sesiyle kasiyere döndü:

“Oğlum, 200 liram eksik… Hangisini çıkarayım?”

Kasiyerin verebileceği tek cevap vardı:

“Teyze, ben karar veremem. Hangisini almayacağınıza siz karar vereceksiniz.”

İşte o an zaman durdu.

Bir insanın, temel gıda ürünleri arasında seçim yapmak zorunda bırakılması, hiçbir ekonomik tablonun anlatamayacağı kadar ağır bir manzaraydı.

Teyze başını öne eğdi, “O zaman kaşar peynirini çıkaralım…” dedi.

Eşim dayanamadı. Sessizce yanına yaklaştı.

“Teyzeciğim, bizim annemizle babamız da emekli. Biz zaman zaman onların mutfak ihtiyaçlarına destek oluyoruz. Siz de bizi evladınız olarak görün. Lütfen buna izin verin.”

Teyzenin gözleri doldu, “Olmaz evladım…” dedi.

Ama eşim sarıldı; Ben de gözyaşlarımı tutamadım.

O 200 lirayı ödedik.

Belki büyük bir yardım değildi. Ama o gün eksik olan yalnızca 200 lira değildi.

Eksik olan, yıllarca bu ülkeye hizmet etmiş insanların hak ettiği yaşam güvencesiydi.

Marketten ayrılırken aklımda tek bir soru vardı: Bu ülkenin emeklileri bunu hak edecek ne yaptı?

Türkiye bugün yine bir enflasyon verisini bekliyor.

Milyonlarca memur, işçi ve emekli, açıklanacak tek bir rakamın hayatına nasıl yansıyacağını hesaplıyor.

Oysa mesele artık açıklanacak zam oranı değil, mesele, emeklinin yaşam mücadelesi.

Bir ömür çalış, vergini öde, primini yatır, Çocuk büyüt, Bu ülkeye hizmet et…

Sonra emekli ol…

Ve ayın ortasında cebindeki son parayı say. Bugün milyonlarca emeklinin hikâyesi tam da budur.

Rakamlar da bunu söylüyor. Bugün en düşük emekli aylığı 20 bin lira.

Buna karşılık Türk-İş verilerine göre dört kişilik bir ailenin sadece sağlıklı beslenebilmesi için gereken açlık sınırı 35 bin 759 lira, yoksulluk sınırı ise 116 bin 478 liraya ulaşmış durumda.

Bekâr bir çalışanın yaşayabilmesi için gerekli aylık harcama ise 46 bin 248 lira.

Şimdi vicdan sahibi herkes aynı soruyu sormalı: Açlık sınırının çok altında kalan bir gelirle gerçekten yaşamak mümkün mü?

Bugün emekliler kasaba gidip et fiyatı sormuyor. Çünkü cevabını biliyor.

Markette peynirin markasını seçmiyor. En ucuz etiketi arıyor.

Meyveyi kilo hesabıyla değil, tane hesabıyla alıyor.

İlacını alırsa mutfağından kısmak zorunda kalıyor.

Doğalgazı yakarsa pazardan vazgeçiyor.

Hayat artık tercihlerin değil, zorunlulukların toplamına dönüşmüş durumda.

Dünyanın gelişmiş ülkelerinde insanlar emeklilik hayali kurar.

Çünkü emeklilik; dinlenmenin, huzurun, seyahatin ve torunlarla geçirilen güzel günlerin adıdır.

Bizde ise emeklilik, çoğu insan için yoksulluk korkusunun başlangıcı haline geldi.

Çünkü gelir düşüyor ama hayatın yükü her gün biraz daha artıyor.

Kira artıyor, elektrik artıyor, su artıyor, doğalgaz artıyor, ilaç artıyor, gıda artıyor.

Artmayan tek şey ise emeklinin nefes alabileceği yaşam alanı oluyor.

Her altı ayda bir maaş artışı açıklanıyor.

Manşetler atılıyor, yüzdeler konuşuluyor.

Ancak birkaç ay sonra o artışlar market raflarında eriyip gidiyor.

Çünkü sorun maaşın ne kadar arttığı değil…

Sorun, o maaşın ayın kaçına kadar yettiğidir.

Bugün milyonlarca emeklinin zihnindeki soru aynıdır:

“Faturayı mı ödeyeyim, ilacımı mı alayım?”

İnsanları bu soruyu sormaya mecbur bırakan hiçbir ekonomik model başarı hikâyesi yazamaz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Barış Ünal Arşivi