
Yûsif Bedirxan
Yusif Bedîrxan yazdı: Toplumu bir arada tutan nedenler - I
Birbiri ardı sıra gelen hem insani hem de politik felaketlerin sonucu olsa gerek bir çıkmazın içinde debelenip duruyoruz.
Son 10 yıla dönüp baktığımızda bugüne gelişimize sebep içimizi acıtan bir yıkım manzarasıyla göz göze geliriz.
İç siyasetteki güç devşirme hareketliliği, çözüm süreci, Suriye iç savaşıyla bölgede ortaya çıkan vekalet savaşları, hendek olayları, bombalı saldırılar, seçimler, 15 Temmuz darbe girişimi, kayyım atamaları, HDP ve FETÖ ağırlıklı tutuklamalar, liyakat, çoklu maaşlar, pazarıydı, alım gücüydü, dolarıydı, tarım, doğa vesair her şeyin içinde olduğu bir iç-dış meselelere odaklandırılan ağır bir süreç …
Pandemiydi, savaştı, içerisiydi, dışarısıydı, tutuklamalardı, yanlıştı, doğruydu derken alttan yukarıya doğru hissedilen bir buhran hali ve son on yılın ülkeye maddi manevi maliyeti…
Bir yönüyle on yıllık bir sürecin; aşil tendonunu zorlayan zor bir yükü var şimdi üzerimizde.
Gerek psikolojik ve gerekse ekonomik-toplumsal tüm yönleriyle tüm insanları etkileyen bu sürecin kazananı da kaybedeni de tüm toplum olarak bizleriz.
Ancak tüm karamsar tablo içinde ülkeye baktığımızda öyle bir toplumsal dinamik var ki; tüm bunların bir kısmı ile yıkılabilecek potansiyele rağmen gerek ekonomik, gerekse politik açıdan belini incitmiş ve ağır aksak da olsa yürüyen bir düzen var.
Bazen tüm bunlara rağmen nasıl ayaktayız? diye sorarım kendime.
Beklediğim cevabı Tarih ve Siyaset Bilimi üzerine çalışmalarıyla tanınan Hamit Bozarslan’ın “Bölücü ve birleştirici olarak şiddet” başlıklı yazısında buldum.
Bozarslan bir yandan Türkiye’nin siyasi rejimi ile ve siyasi ve gündelik kültürüyle fazlaca iç içe geçmiş bir olgu olarak, toplumu ve siyaseti anlamak için temel bir şey haline geldiğini söylüyor ve dolayısıyla böyle temel bir tespit yapıyordu. Türkiye’de şiddetin sürekliliği üzerine; özellikle siyasal şiddet ilgi alanıydı.
Ama aynı zamanda, mesela bizim için çok şaşırtıcı bir tespit değil, aynı zamanda yazının ayırt edici yönü olarak şunu soruyor: Değişik anlarda kazandığı yoğunluğa rağmen, şiddetin Türkiye’de bazı güçlü kontrol mekanizmaları yoluyla sınırlanmış olduğu tespiti yapıyor.
Türkiye’de şiddetin (1975-80) yılları hariç Lübnan, Cezayir ya da Irak örneklerinde olduğu gibi, niteliksel bir sıçrayışla bir iç savaş dinamiğine dönüşmediğini anlatıyor.
Şiddetin en üst seviyeye ulaştığı, 1990-2000’li yıllarda PKK silahlı mücadelesi de dahil, şiddetin sınırlı kalabilmesini bir iç savaş olgusuna dönüşmemiş olmasını nasıl izah edebiliriz? Daha ötesine giderek, şiddete rağmen, toplumun çözülmemiş olmasının ardında ne tür açıklayıcı faktörler bulabiliriz. (Devam Edecek)
Yusif BedÎrxan yazdı: Siirt’ten öteye bir manevi haz
30 Ekim 2024 Çarşamba 00:25Yusuf Bedîrxan yazdı: Basının zorlu sınavı; Narin
11 Eylül 2024 Çarşamba 00:10Yusuf Bedîrxan yazdı: Instagram neden kapandı?
07 Ağustos 2024 Çarşamba 00:10Yûsif Bedirxan yazdı: Diyarbakır’da neler oluyor?
15 Temmuz 2024 Pazartesi 00:10Yusuf Bedîrxan yazdı: Üslup meselesi mi, yoksa…
27 Haziran 2024 Perşembe 00:20Yusuf Bedîrxan yazdı: Ne kadar güvenebiliyorsak…
20 Mart 2024 Çarşamba 00:10Yûsif Bedirxan yazdı: Ekonomik Buhranın Panzehiri Üretimdir 2
08 Şubat 2024 Perşembe 00:10Yusif Bedirxan yazdı: Ekonomik Buhranın Panzehiri Üretimdir 1
07 Şubat 2024 Çarşamba 00:20Yusif Bedirxan yazdı: Kim ne dedi?
03 Şubat 2024 Cumartesi 00:10Acısını suya akıtan belgesel; Herkes Toprağa Gömülür Ben Suya
28 Kasım 2023 Salı 00:01




Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.