Dolar 17,9112
Euro 18,5411
Altın 1.035,67
BİST 2.817,59
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır 39°C
Açık
Diyarbakır
39°C
Açık
Per 39°C
Cum 41°C
Cts 40°C
Paz 39°C

Şakir Diclehan yazdı: İstiklal Marşı Nasıl Yazıldı? – II

A+
A-
15 Mart 2022 00:10

Mehmet Akif Ersoy o sıralarda para ödülünden rahatsız olduğu için yarışmaya katılmamıştır. Ona göre Milli Marş bu şekilde para ödülüyle yazdırılmamalı idi.

O dönemde Maarif Vekili olan Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Mehmet Akif’in Milli Marş için en ideal isim olduğunu düşünür ve Mehmet Akif’e bir mektup yazarak yarışmaya katılmasını ve Şiir yazmasını ister.

O günkü adıyla Maarif Vekili (Milli Eğitim Bakanı) Hamdullah Suphi Bey (Tanrıöver) yarışmaya “nakdi mükâfat vaat edilmiş olması yüzünden” katılmamış olan Mehmet Akif’e böylece bu önemli isteği iletir kendisine…

Bunun üzerine Mehmet Akif, “ Ben mebusum (milletvekiliyim), müsabakaya iştirak etmem, ayrıca yazarım.” Diyerek teklifi kabul edip oturmakta olduğu Taceddin Dergâhı’nda “Kahraman Ordumuza” ismiyle ithaf ettiği İstiklal Marşı şiirini yazar.

Mehmet Akif Ersoy, gerekli güvenceleri (para ödülünü yardım olarak bağışlama şartı) aldıktan sonra 48 saat gibi kısa bir sürede marşın güftesini yazarak imzasız bir şekilde ilgili mercilere iletir.

İstiklal Marşı, sadece bir şiir değil, ruhları coşturan bir hamaset ve belağat abidesi, benzeri kolay kolay yazılmayacak bir sanat şaheserdir.

Mecliste Hamdullah Suphi tarafından okunduğu zaman, heyecan ve tezahürat son sınıra ulaşır. Her mısraı, her kıtası, sürekli alkışlarla karşılanır. Sonuçta 12 Mart 1337 (1921) günü mecliste verilen önergeyle oya sunulup “İstiklal marşı” olarak kabul edilir ve daha sonra bütün milletvekilleri ayağa kalkarak Milli Eğitim Bakanı’nın tekrar okuduğu İstiklal Marşı’nı ayakta dinlerler. Şiir okumak da bir yetenektir. Anlaşılan Hamdullah Suphi bu yeteneğe sahip biridir.

İstiklal Marşı’ının kabulünden sonra, Meclis Muhasebecisi Necmeddin bey, kanunen yarışmayı kazanana verilecek olan 500 Lira nakdi ödülü ki,- bugünkü meblağla iki apartman satın alınacak bir tutardır bu- getirirse de Akif: “Ben müsabakaya girmedim., para bana ait değildir” diye ret eder. Fakat muhasebecinin “Kanun metninde mükâfatın, kazanana verileceği yazılıdır. Sizin marşınız kabul edilmiştir. Bu para sizindir. Meclis kasasında kalamaz, siz usulen tesellüm ediniz (teslim alınız) sonra istediğinizi yaparsınız.” Diye ısrar etmesi üzerine, Hocamız Mahir İz Bey’in ifadesine göre k,- o zaman Millet Meclisi’nde kâtiplik yapmaktadır- Akif Bey, parayı alıp “Sarıkışla Hastanesi”ndeki yaralı gazilere hibe eder.

Mahir bey, sonraki zamanlarda konuyla ilgili çok ilginç bir anekdot anlatır. İstanbul Saraçhane başındaki evinde kendisini ziyaret ettiğim Akif Bey’in çok samimi ahbabı olan Erzurum Milletvekili Gözübüykzâde Ziya Bey, bu mesele açıldığı zaman bana şu hatırasını anlattı. Şair Akif Bey’e: “yahu sen bu parayı neden almadın? Sırtında palton yok. Üstelik bana da iki yüz elli lira borcun var. Alıp da bari borcunu ödeseydin.” Dediğim zaman, merhum sert bir edâ ile “borç başka, bu iş başka” diye bana mukabelede bulundu (karşılık verdi). Halbuki ben, Akif Bey’in karakterini iyi bildiğim halde, sırf bir latife olsun diye böyle söylemiştim, diyor Ziya Bey.

Büyük insanların sınavı, böyle ödüller ve maddi paralarla ortaya çıkar her zaman. Mehmet Akif’in seciyesini ve karakterini ifade etmesi bakımından üzerinde çok düşünülecek ve ders alınacak bir olaydır İstiklal Marşı’nın yazılışı ve ödül hikâyesi…

Mehmet Akif’in 20 Şubat 1921′de yazdığı “Kahraman Ordumuza” ismim taşıyan şiiri, 12 Mart 1921 günü büyük çoğunlukla TBMM’ce İstiklal Marşı kabul edilmesi üzerine, aynı yıl bir de beste yarışması açılır, ama kesin bir sonuç alınamaz. Bunun üzerine Millî Eğitim Bakanlığınca ikinci bir yarışma düzenlenir. Şiirin bestelenmesi için açılan ikinci yarışmaya 24 besteci katılır, 1924 yılında Ankara’da toplanan seçici kurul, Ali Rıfat Çağatay’ın bestesini kabul eder. Bu beste, 1930 yılına kadar çalındıysa da 1930’da değiştirilerek, dönemin Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefi Osman Zeki Üngör’ün 1922’de hazırladığı ve bugün okunmakta olan beste yürürlüğe konmuş olur.

Konuya vakıf insanların ifadesine göre, toplamda dokuz dörtlük ve bir beşlikten oluşan marşın armonilemesini Edgar Manas, bando düzenlemesini de İhsan Servet Künçer yapmıştır. Protokol gereği, sadece ilk iki dörtlük beste eşliğinde İstiklal Marşı olarak söylenebilmektedir.

Dünya bir köpüktür. Ama hakikat, samimiyet, dürüstlük, özveri ve sonsuzluk deryasının üstünde… Onun dalgalarının çocuğu olan bir köpük… (SON)

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.