DOLAR 7,3023
EURO 8,7892
ALTIN 402,30
BIST 1.527
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır 13°C
Çok Bulutlu
Diyarbakır
13°C
Çok Bulutlu
Çar 13°C
Per 15°C
Cum 16°C
Cts 18°C

Şair kavgasında iki mektup: Nazım Hikmet-Necip Fazıl Kısakürek – I

21.01.2021
A+
A-

Cumhuriyet döneminin iki önemli şairi olan Nazım Hikmet ile Necip Fazıl Kısakürek, Heybeli Deniz okulunda okumaktadırlar. Ancak Nazım, iki sınıf üsttedir. Özellikle gençlik yıllarında oldukça iyi dosttular. Sanatkârlık damarı, ikisinde de vardır. Uygar insanlardır, birbirlerinden pek haz etmeseler de bunu açığa pek vurmazlar mümkün mertebe. Fakat sonraki yıllarda fikir dünyaları iyiden iyiye ayrışınca bir arada bulundukları ortamlarda, anlaşmazlıkları da orta yere çıkmaya başlar. Birbirlerini her fırsatta hicveder, kalemleriyle birbirlerine dokundurmadan edemezler. Nazım Hikmet ile Necip Fazıl’ın bu garip ilişkisi mektuplaşmalarına da yansımıştır.

Her dönemde aydın ve sanatçıların, iktidarla olan yakınlıkları ve problemli ilişkileri ateşli tartışmalara konu olmuştur daima. Birbirlerini acımasız yargılayabilen Nazım Hikmet ile Necip Fazıl’ın girdiği ünlü polemik, gerçekten ders verici özellik ve niteliktir.

Nazım Hikmet, 1936 yılında, eski dostu Necip Fazıl’ı iktidar yalakalığı yapmaması konusunda uyardığı bir mektup yazar. Necip Fazıl’a hitaben yazılan bu mektup, dönemin edebiyat dergilerinden Varlık’ta yayınlanır.

İşte iki büyük şairin tek mektupta kalan yazışmaları… Keşke bu yazışma sürebilseydi. Ne var ki çok gergin başladığından ve üslup sorunu da devreye girdiğinden pek sürdürülememiştir…

Nazım Hikmet’in Necip Fazıl’a Mektubu

“Sevgili Necip, ismin temiz demek, “necîb” temiz demektir benden iyi bilirsin. Necip’i necis yapma. Sen en cihan şümul eserlerini beş parasız Paris sokaklarında dolanırken vermiş bir şairsin, cebin para para olacak diye ruhun pare pare olmasın. Bilirim kalemin kıvraktır lisanın çeviktir, bilirim üç satırda ruh üflersin kâğıda, bilirim bir yazsan parçalarsın edebiyatın Çin Seddi’ni, o lisan-i mücerret dilinle Babıali yokuşunun yollarını yalaman beni kahrediyor Necip.

Sevgili Necip, inandığın Allah’ın aşkına, o kudretli kalemini iktidara payanda yapacağım diye cami direğine çevirme, o kudretli kelimelerini üç kuruşa parselleme üç tanesi üç kuruş etmeyecek ciğersizlere. Sevgili Necip, elinde Sur-i İsrafil var, onu borazana çevirme. Eski dostun Nazım.”

Nazım Hikmet, “Necip’i, necis yapma” diyerek ağır bir dil kullanmış, adeta kışkırtmıştır kendisini… Suçlama, çatışmaya davet edici ve açıktan bir saldırı niteliğindedir adeta. “Cebin para para olacak diye ruhun pare pare olmasın.” Kişiliğini sattığını, beş para etmez bir adam haline geldiğini söylüyor. Güçlü kalemiyle “Babıali yokuşunun yollarını yalama”sından söz ediyor; onu “iktidara payanda yapacağım diye cami direğine çevirme” diye sözde nasihat ediyor Necip Fazıl’a. “Elinde kalemi oduna dönüştürme,” diyor, hatta “kelimelerini üç kuruşa parselleme” demeye kadar varıyor nazım Hikmet.

Bu ağır hakaretler, kuşkusuz Necip Fazıl’ı çileden çıkarır Nazım’ın o vakitte böylesine doğrudan ve şiddetli saldırısına muhatap olan Necip Fazıl’a polemikte hiçbir kimsenin baş edemeyeceğini çok iyi bilmesi gerektiğini sanıyorum.

İşte Nazım Hikmet’in o mahut mektubuna Necip Fazıl’ın cevabı:

“Nâzım Hikmet!

Nafile çabalıyorsun.Sana kızmıyorum. Kızmayacağım.

Hiç bir operatör, ameliyat masasından kendisini yumruklayan kanserliye, hiç bir gardiyan, parmaklığı içinden kendisine deli diye bağıran çılgına, hiç bir hâkim darağacı önünde küfürler savuran mahkûma kızamaz.

Ben kendimi, ne kanser operatörü, ne deli gardiyanı, ne de ağır ceza hâkimi şeklinde görmüyorum. Fakat görüyorum ki her hareketim, seninle hiç de alâkadar olmadığı halde, ciğerine neşter gibi saplanıyor, seni delilerin parmaklığı gibi bir azap çerçevesine hapsediyor ve başının üstünde ip varmış gibi kudurtuyor. Beni, doktor, gardiyan ve hâkim şeklinde gören sensin! Senin bu halini sezer sezmez artık sana kızmıyorum. Merhamet ediyorum.

Sanma ki ben öfke kabiliyetini kaybetmiş bir adamım. İnsan başıyla fare kafasını birbirinden ayıran tek hassa, bence fikir öfkesidir. Bir hiç için ölçüsüz öfkeler duyacak kadar alıngan ve hassas bir mizaç taşıdığımı sen de bilirsin. Fakat bu öfke, iyi kötü bir kudreti, bir şahsiyeti, bir mesuliyeti kalmış insanlara ve hadiselere karşıdır. Sen mazursun. (Devam Edecek)

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

"Bu internet sitesi, Avrupa Birliği’nin maddi desteği ile oluşturulmuştur ve sürdürülmektedir. İçerik tamamıyla diyarbakiryenigun.com sorumluluğu altındadır ve Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmak zorunda değildir."