Dolar 18,6336
Euro 19,5068
Altın 1.062,38
BİST 5.000,14
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır 12°C
Az Bulutlu
Diyarbakır
12°C
Az Bulutlu
Per 13°C
Cum 14°C
Cts 12°C
Paz 11°C

Aziz Gülmüş yazdı: Ne, ayı mı dedin? – I

1 Ekim 2022 01:15 | Son Güncellenme: 30 Eylül 2022 13:29

Oğlum Muş’ta askerliğini yaptığı sırada ayak baş parmaklarının kırılması sonucu Tatvan Devlet Hastanesi’nde ameliyat edilmiş, sonra da beni arayarak: “Baba, bana hava değişimi raporu verdiler, gelip al” diye haber verince bayramın üçüncü günü Öz Erciş Seyahat otobüsü ile İstanbul’dan Tatvan’a doğru yola koyulmuştum. Aslında otobüs yolculuğunu seviyordum. Dinlenme tesislerinde çay ve sigara içmek,  etrafı izlemek bana ayrı bir zevk veriyor. Karayolunu tercih etmemin nedeni bu yüzdendir…

Otobüsümüz Ankara’ya olması gereken saatte değil de çok sonraları geldi. Arabada “Arıza” varmış da ondan. Muavinin sert ve asık suratından açıkçası “Neden beklediğimizi?” bile söyleyemedik. Önümde oturan Muşlu orta yaşlı iki adam kendi aralarında, “Burası Ankara mı, değil mi?” tartışması yapıyorlarken iddiaya girdiler. Bunlardan birisi muavini çağırarak:

“Kardaş burası Ankara mı?” diye sordular.

Asık suratlı muavin soranların yanına geldi ve kızgın bir yüz ifadesiyle, “Ne diyorsun?” dediğinde soruyu soran adam yumuşak bir tarzda (Biraz da tırstı herhalde), “Yok bir şey demiyorum, sadece burası Ankara mı, değil mi? diye arkadaşımla iddiaya girmiştim de” dedi.

Muavin, “Girme lan ! bana mı güvenerek iddiaya girdin?” diyerek sert çıkıştı.

Hiç bir şey demeden yürüyüp gitti. Bu saatten sonra korkudan ne çay ve ne de su isteyebildik açıkçası. Zaten tüm yolculuk boyunca ancak bir-iki defa, yüzünden düşen bin parça ifadeyle çay dağıttı.

Kendi kendime, “Ulan Diyarbakır Seyahat firmalarına kurban oliyim be! O kadar nazik bir şekilde hizmet ediyorlar ki anlatamam…” diye düşündüm.

Susuzluk ve çay içme isteğime büyük bir zulüm yaparak içimdeki organize ayaklanmayı bastırdım. Kayseri’yi geçtikten sonra uyumuşum. Uyandığımda Bingöl’e vardığımızı gördüm. Genellikle yolculuklarda pek uyumam ama uyanık kalıp isteklerime boyun eğip acı çekeceğime kabus görmeyi yeğledim. Bu arada sıkışmıştım, dayanacak gibi değildi. Son bir cesaretle muavine yumuşak bir ifadeyle: “Baba ne zaman mola verilecek?” diye sordum.

– Neden sordun? dediğinde, “Şey … çok sıkışmışım da” dedim.

– Tut abê tut az kaldı, diyerek yanımdan uzaklaştı.

Gerçi daha Bolu’da iken araba bir dinlenme tesisinde tam iki buçuk saat beklemişti. Arabadan inerek “Neden beklediğimizi?” sormuştum. Hiç bir yanıt alamamış üstelik gözlerime dik dik bakarak resmen : “Sana ne ulan!” türünden bir bakış fırlatmışlardı. Yine de “Ne zaman mola verilecek ?” diye sormak büyük bir cesaret işiydi ve ben bunu başarmıştım. İşte “Analar ne yiğitler doğurur” söyleminin açık ve somut bir duruşunu göstermiş ve kendimle gurur duymuştum. Bereket Bingöl’ün çıkışındaki bir dinlenme tesisinde durmuş ve doğruca lavaboya koşmuştum. Eh yaşlılık “Tut !” demekle tutulmuyor bu meret… (Devam Edecek)