DOLAR 8,0947
EURO 9,7344
ALTIN 462,09
BIST 1.380
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır 30°C
Az Bulutlu
Diyarbakır
30°C
Az Bulutlu
Sal 31°C
Çar 30°C
Per 28°C
Cum 29°C

Çarklar dönmüyor

04.03.2021
A+
A-

Tabiatı canlı ve cansız varlıklarıyla bir bütün olarak sömürenler, tüm zamanlarda var olmuşlardır. Söz konusu bilinçsizlik sömürüyü yaşam biçimi haline getiren canavarlar yaratmıştır.

Tabiat varlığını kendi tasarımı olan kendine has döngüsüyle sürdürmektedir. Bu döngüde söz konusu canavarların olması ya tabiat için bir gereksinim ve döngünün bir halkasıdır(-ki ihtimal vermiyorum) ya da insanın, kendini var edene ihanetidir.

Kendini ” tabiata ihanet etmeyenler” sınıfına koyan her bireyin bu sömürü sisteminin karşısında durması gerekir.

Mevcut sömürü öyle ciddi sonuçları olan bir sömürüdür ki tabiatı bir bütün olarak uçuruma sürüklemektedir. Çevre kirliliği, buzulların erimesi, küresel ısınma, ozon tabakasının delinmesi ve ormanların talan edilmesi bu uçuruma sürüklenmede ilk akla gelen tehlikelerdir.

Özünde insanın doyumsuzluğuna dayalı birbiri ile olan bilinçsiz rekabeti ve fazlayı istemesinden kaynaklanan bu azılı tüketim, başta temel yaşam kaynaklarımız olmak üzere diğer canlı türlerinin varlığını da sonlandırmaktadır.

Farklı toplumlar arasında aynı çağda bu denli gelişmişlik düzeyi farklılıklarının mevcut olmasının nedenlerinden biri de yine bu sömürüye dayalı sistemdir.

İnsanların belirli bir medeniyet seviyesine ve belirli bir bilinç düzeyine ulaşmasının özellikle geri kalmış toplumlarda oldukça güç olduğu açıktır. Bu durumun önünde saymakla bitirilemeyecek kadar çok engel bulunmaktayken, bir de devletler arası rekabetten dolayı kimi coğrafyalarda insanların gelişimi adına adımlar atılamamaktadır. Bahse konu engellerin başında eğitimsizlik gelir. Ayrıca gelenekçi toplumların geçmişe ve geriliğe adeta bir çivi gibi saplanarak bir türlü sökülüpte gelişmeye yönelik adımlar atmamaları da gelişmenin önünde ki büyük engellerden biridir.

Bahse konu toplumlarda öncelikle ‘çürük kabullerin’ yıkılması, sonra eğitim sistemlerindeki köklü değişimler ve eğitim imkanlarının çağdaş bir biçimde dizayn edilmesi gerekir.

Hızla artan ve oldukça fazla olan insan nüfusu başlı başına hem evreni hem de gelecek nesilleri tehlikeye atmakta iken bir de buna eğitimsiz ve saf tüketici bir toplum profili eklendiğinde oluşan riskler artık telafisi olmayan sonuçları doğuracaktır.

Evrenin geleceğine, bilim ve bilgiden yoksun bir avuç sermaye sahibi insan ile yine bilim ve bilgiden yoksun bir avuç politikacı tarafından yön verilmesi en büyük trajedidir. Ufukları yalnızca midelerini doyurmaktan ibaret olan insanların, büyük yetkilere sahip olmaları insanlığın acı gerçeklerinden biridir. Evren bir bütün halinde uçuruma sürüklenirken susmak ve çözüm üretmek adına çalışmamak, çaba sarf etmemek gelecek nesillere ihanet etmektir.

Bilim ve teknolojide gelinen nokta ise oldukça sevindiricidir ancak bu üretim, saf tüketim amacına hizmet ettiği takdir de arkada büyük bir hurdalıktan ibaret bir dünya bırakmış olacağız.

Bilim insanlarının yoğun gayretleri sonucu yenilenebilir enerji kaynakları ve geri dönüşüm teknolojilerinin bulunması bu tehlikelerin çözümü için atılmış oldukça önemli adımlardır. Ancak kapital kaygılar ve politikacıların gerekli ve yeterli bilince sahip olmamaları gibi problemlere de çözüm bulunmalıdır ki; bu önemli buluşlar ve çalışmalar yaygınlaştırılabilsin.

Bilim ve bilgiden yoksun olan sermaye sahipleri ve politikacılar, kurulu ‘düzene’ övgüler yağdırıp dururlar. Oysa onların bu çıkarcı tutum ve söylemlerine karşın onlara şu soruları sormak istiyorum :

Kurduğunuz düzen kendi kaosunuzu meşrulaştırma çabanız değil midir zaten?

Bu düzen aslında düzensizliğin ta kendisi değil midir?

Kurduğunuz çarkın arasına bir parlak taş atıldığı vakit çarkın tüm dişleri birbiri ardına kırılmayacak mıdır?

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

"Bu internet sitesi, Avrupa Birliği’nin maddi desteği ile oluşturulmuştur ve sürdürülmektedir. İçerik tamamıyla diyarbakiryenigun.com sorumluluğu altındadır ve Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmak zorunda değildir."