DOLAR 7,3338
EURO 8,8146
ALTIN 406,30
BIST 1.530
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır 13°C
Çok Bulutlu
Diyarbakır
13°C
Çok Bulutlu
Çar 13°C
Per 15°C
Cum 16°C
Cts 18°C

Hayatta önemli bir yer tutan evlerimiz

19.01.2021
A+
A-

İslam uygarlığında oldukça önemli bir yer tutan ve hayatımızın büyük bir kısmının içinde geçtiği evlerimizin yeniden serpilmesini sağlayamıyorsak, hiç olmazsa olduğu kadarıyla koruyup yaşatmakla yükümlüyüz.

Ben, 1966 yılında doğduğum şehir olan Diyarbakır’dan ayrılarak eğitim için, o zaman nüfusu bir milyon olan İstanbul’a gelmiştim. Diyarbakır’ın evleri, muhteşem bir yapıdaydı ve Çin seddinden sonra dünyada ikinci sırada yer alan Diyarbakır surlarının içindeydi. Komşuluk ilişkileri çok güçlüydü. Dıştan gelen özendirmeyle bu mimari yapılar bırakılarak apartman hayatına geçildi. Ne zamanki insanoğlu ev üstüne kat kat evler yaptı, işte o vakit bozuldu dengeler ve komşuluk diye bir şey kalmadı ülkemizde…

Evler yükseldikçe, kibir de yükseldi şefkat ve merhamet diye bir duygu zayıflamaya ve git gide yok olmaya doğru yol aldı. Kapılar yakınlaştıkça, insanlar uzaklaştı ve biri birine yabancı hale geldiler.

 

Uzansan ziline dokunacağın komşular uzaktaki bir dostun kadar dokunamıyor artık yüreğine. Selamsız sabahsız geçip gidiyor yorgun bedenler yanımızdan. Oysa eskiden evler alçak, insanlar da alçak gönüllü idi. Kapılar değil gönüller yakındı ve dokunuyordu insanlar birbirlerinin yüreklerine.

 

Ruhlarda sönmeye yüz tutan Uygarlık, ruh ve alevini, insanlık aydınlığını, güzellik ve hakikat aşkını, insanın içini ışıtan mimari üslup ve yapıyı canlandırmak asıl görevidir günümüz öncü ve liderlerinin…

1950’lerden başlayarak günümüze kadar süren idareci ve politikacıların büyük vebali vardır bu konuda… Özellikle 19 yıldır süren ve muhafazakâr olduğunu iddia eden bir partinin belediye başkanlarının İstanbul’da giriştiği talan ve yağmada birinci derecede sorumlu olduklarını kim inkâr edebilir? “İstanbul’a ihanet ettik” sözü çok şey ifade eder.

“Bahçesinden geçtik bari balkonu olsun” diye hayalimizdeki fotoğrafa uygun bir ev bulmak için sokak sokak dolaşan insanlarımızın bu duygularını nasıl okumalıyız. Yaşadığımız şehrin bütün bahçeleri tarumar olmuştur artık. Sanki bütün mimar ve müteahhitler fikir birliği etmişçesine boşluğa demir atmış bir gemi gibi balkonlar kondurmuşlardı evlerin dört bir yanına bir zamanlar… O moda da geçti şimdilerde… Bahçeye uzanan, evden fazla dışarıdan az, bu çıkıntı ev halkı için seyirlik yapay bir tepeydi… Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında” dizeleri, balkonları canlandırır insan gözünde adeta.

 

Evlerin, ne içinde ne de büsbütün dışında, ne iç ne de dış, her iki tarafa da ait olmayan bu bölmeler, aynı zamanda insan olarak bölünmüşlüğümüzün ve parçalanmışlığımızın da resmidir. Ne Doğulu ne Batılı, ne köylü ne de kentli… Hatta ne bu dünyaya ne de öte dünyaya ait olmayan, iki arada bir derede… Boşlukta salınan insan gövdesi, kamusal ya da umumi bir küvet… Adına her şeyi söyleyebilirsiniz, ama ona evi tamamlayan bahçe demeniz evi fena hâlde üzecektir. Oraya her şeyi sığdırabilirsiniz, fakat insanı sığdıramazsınız.

 

Sezai Karakoç’un “Balkon” adında çok güzel bir şiiri vardır. Diyor ki Karakoç: : “Gelecek zamanlarda/ Ölüleri balkonlara gömecekler/ İnsan rahat etmeyecek/ Öldükten sonra da”. Bu dizelerde, karamsarlık vurgusu gibi görünen şey, aslında hemen ardından gelecek evlerini balkonsuz yapan mimarlara selam göndermek ve şiire onların serinlik ve sevincini yaymaktır. Umut telkin eden son dizelerde şair, bulunduğu ortamı koşar adımlarla terk ediyor, fakat bu bir kaçış değil. İlk iki dizede yaşanan mevcut durumun katlanılmaz sıkıntısı kendini hissettiriyor: “Bana sormayın böyle nereye / Koşa koşa gidiyorum”. Şeklindeki dizelerin ardından gelen son iki dize hem bir cevap hem de bir muştu niyeti taşıyor: “Alnından öpmeye gidiyorum/ evleri balkonsuz yapan mimarların”.

“Kapının ardı gurbet” derdi eskiler… Şimdilerde herkes gurbette… “Ben gurbette değilim/Gurbet benim içimde…

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

"Bu internet sitesi, Avrupa Birliği’nin maddi desteği ile oluşturulmuştur ve sürdürülmektedir. İçerik tamamıyla diyarbakiryenigun.com sorumluluğu altındadır ve Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmak zorunda değildir."