Dolar 8,8211
Euro 10,3257
Altın 496,57
BİST 1.392
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır 32°C
Açık
Diyarbakır
32°C
Açık
Sal 32°C
Çar 31°C
Per 30°C
Cum 30°C

Ercan Çağlayan Yazdı: Diyarbakır Aşı Ol

29.07.2021
A+
A-

Merhaba değerli okurlarım.

Kademeli normalleşmenin ilk ayağı olan 1 Mart tarihi sonrasında, hatırlarsanız “Normalleşiyoruz derken Anormalleşmeyelim” başlıklı bir köşe yazısı yazmıştım. Bunu bas bas bağıran, haykıran, gürleyen sadece benim köşemdeki ses değildi tabi. Bilim kurulu üyeleri, uzmanlar, sivil toplum kuruluşları ve duyarlı vatandaşların ortak talebi  “rehavete kapılmayın” idi.

Cami ne kadar büyük olsa imam gene bildiğini okur. Rehavette sınır tanınmadı. Normalleşmenin ilk dakikalarında lokantalar cafeler kıraathaneler dolup taştı. Sarılmalar ve tokalaşmalara diyecek sözüm yok Ağız ve burnumuzu kapatma görevi gören maskeler, kaldırımlarda, cadde ortalarında cirit attı. Mesafe desen iğne atsan yere düşmez bir hal aldı.

Perşembenin gelişi çarşambadan belli olur ki, iki ay gibi bir süre sonra birçok ildeki vaka sayılarında patlama yaşandı. Çoğu illerde minimum yüzde 20 kat düzeyinde artışlar meydana geldi. Mart ayından sonraki iki ay için durum değerlendirme raporu hazırlayan Diyarbakır Tabip Odası, bu dönemde kentteki vaka sayısının 40 kat arttığını açıkladı. Raporda iki ayda hasta sayısının ise 20 kat arttığına dikkat çekti.

Burada günah keçisi olan vatandaş değil tabi. Kaldırılan tedbirler, insanlarda korona bitti düşüncesi oluşturdu. Ve ilk andan itibaren bir rehavet içerisine girildi. Aşılar bu dönemde Türkiye’ye gelmişti. Tedbirlerin kaldırılması aşıların gelmesinden kaynaklı bir rahatlıktı sanırım.  Ve o rahatlık vatandaşlara da yansımıştı. Oysa aşılar sadece gelmişti. Uygulanma ve uygulanmasına teşvik etme konusunda bir yol kat etmemiştik. Neden böyle bir rahatlık içerisine girdik bende bilmiyorum.

İlk korona aşısının Türkiye’ye gelişi Aralık ayının son günüydü. Ocak ortasında da uygulanmaya başlandı. “İsteyen vatandaşlarımız gidip yaptırabilir” aşıya teşvikin tek sloganıydı. Sağlık çalışanları, insanları aşıya özendirmek, aşıyla ilgili olumsuz düşüncelerinden kurtulmalarını sağlamak için herhangi bir bilgi ve birikime sahip değillerdi. Aşı karşıtı düşünceler, paradigmalar, demeçler de bu sloganı kıstırıyordu.

Aşılanmanın olumlu bir yansıması henüz görülmeden, kademeli normalleşme yerini normalleşmeye bıraktı. Biz gittikçe normalleşiyoruz ama aşılama yerinde sayıyor. Hal böyle olunca vakalar bir iki ay sonra tekrar patlak verdi.

Son dönemlerde Hayat Eve Sığar (HES) uygulamasında yer alan riskli iller haritasında ilimiz ve bölge illeri kırmızıya dönmüş durumda. Aşılanma oranı yetersiz olan ilimizde sivil toplum kuruluşları ve siyasi parti temsilcileri ‘#DiyarbakırAşıOl’ hashtagıyla halkı aşı olmaya çağırıyor.

Aşı, hastalıklardan korunmak ve bu hastalıklar karşısında vücudumuzun antikor sağlaması açısından son derece önemli bir tıbbi uygulamadır. Aşı olmamak, aşı olmayı ret etmek kendimiz yanı sıra toplum sağlığını da tehlikeye atıyor. Keşke “isteyenler aşı olabilir” demek yerine ilk günden aşının yararlarından bahsedilip, teşvik girişimlerinde bulunulsaydı, bu sonuçlar ortaya çıkmazdı.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.