Diyarbakır Yenigün

Download Instagram Photos

21. Yüzyılda Yeni Dünya Düzeni II – Vizyonsuz Siyasetçiler Tehlikesi – 1

21. Yüzyılda Yeni Dünya Düzeni II – Vizyonsuz Siyasetçiler Tehlikesi – 1
Mim Yavuz Binbay
Mim Yavuz Binbay( araskem@gmail.com )
1.220
11 Ekim 2019 - 8:15

Devasa bir krizle karşı karşıya olan yedi buçuk milyar nüfuslu, internet, kuantum, nano teknolojik devrimlerini geride bırakmış gezegenimizde vizyonsuz siyaset günümüzde hiçbir soruna çözüm üretemeyecek ve gezegenimiz yaşamına tehlike arz edecek bir konuma düşmüştür.

Siyasetçilerin yerine getiremedikleri en önemli sorumluluk alanlarından biri olanKüresel ekonomide yavaşlama emareleri var. Tarihin belirli dönemlerinde ortaya çıkan ekonomik krizlere çözüm üretemeyen siyasetçiler krizleri hep savaşlarla ötelemişlerdir. Küresel siyasi krizlerin sonucunda patlak veren tüm savaşların temelinde siyaseten çözümlenemeyen ekonomik krizler yatmaktadır. Günümüzdeki Küresel ekonomininyaşadığı benzer sorunlarıdetaylara inmeden özetleyecek olursak:

2008’deki küresel finans krizine yol açan sorunların önemli bölümüne çözüm üretilemediği gibi, sorunlar çözülmüş imajıverilerek deyim yerindeyse halının altına süpürüldü; ancak ilk silkelenmede sorunlar yeniden havada uçuşmaya başladı,finans piyasalarının yapısal sorunları, küresel ekonominin altını oymaya devam ediyor.Küresel borçluluk seviyesi, krizden sonra yüzde 50’den fazla artarak 250 trilyon dolara yükseldi.Bu denli yüksek borç seviyesi ekonomileri daha da kırılgan hale getirdi.

ABD’ninbaşlattığı ticaret savaşları, Tayvan, Hong Kong ve Güney Çin Denizi krizleri, Türkiye ile Suriye, İran ile Hürmüz krizi ve Venezüella krizi, İsrail-Filistin sorunu çözümsüz hale getirildi.Somali, Sudan, Fas, Libya ve Mısır eksenli krizlerle Kuzey Afrika bölgesi felç edildi.Kuzey Kore krizinde beklenen adımlar atılmadı. Japonya ve Güney Kore ilişkileri bile bozuldu. Rusya ve İngiltere arasındaki rekabet sertleşti.

Brexit krizi ile AB daha da parçalandı.İngiltere ile AB karşı karşıya geldi. Fransa ve Almanya üzerindeki Amerikan baskısı, ittifak ilişkilerini baltalayacak boyutlara ulaştı.Ve en nihayetinde Trump destekli ırkçılık Avrupa’yı esir alırken merkez sol ve sağ partiler çöktü. Son dönemde AB’deki İktidarların büyük çoğunluğunu, İslam düşmanı ve göçmen karşıtı aşırı sağ partiler oluşturmaktadır. Önümüzdeki seçimlerde aşırı sağ partilerin daha da etkin olacağı gözlenmektedir.

Brexit’e kadar AB projesi heyecan uyandıran gönüllü bir birleşme başarısıydı. İstisnasız tüm çevreler AB’nin yeni üyelerle bütünleşme ve genişlemesiyle ifade edilen bu birleşmenin tersine çevrilemez bir süreç olduğuna inanıyordu. Ancak AB’nin birleşme tezleri Brexit’le birlikte tamiri zor bir tahribata uğradı.

Şimdi uzmanları meşgul eden ana düşünce Avrupa’nın parçalanması çalışmalarının sancısız bir yöntemle nasıl hayata geçirileceğidir. Somut gerçek şu ki Avrupa’nın geçen yüzyıldaki tarihibirleşmeden çok bölünme örnekleriyle doludur. Avusturya- Macaristan imparatorluğu ile Yugoslavya ve SSCB bunun ilk akla gelenleridir.

Yugoslavya ve SSCB bünyesindeki farklı ulusal gruplardan bürokratik sosyalizm nedeniyle parçalandı.AB’deki sorun Avrupacılık ideolojisidir.Almanya ve Fransa merkezli liberal bürokratik egemenlik Hırvatistan, Macaristan, Polonya, İtalya ve Yunanistan gibi ülkelerdeki ulusal iradeyi temsil eden demokratik egemenliği dışlamaktadır.

İyi zamanlarda ulusal iradelerin temsiline demokratik kurallar işletilerek izin veriliyordu. Ne var ki göçmen sorunu ve ekonomik krizler işleri ters yüz etti.AB’de şu an güçlü ülkeler zayıflara kendi kararlarını dayatıyor. Dolayısıyla zayıf ülkeler direnç gösteriyor. Ortak kararlar alınamadığı için kurumlar felç olmuş durumda. Yönetim krizi derinleşen AB artık refah ve istikrar üretememektedir.

Avrupa Kıtasının otantik halkları tarafından geliştirilmiş bir demokrasi kültürüyle geliştirilen AB modeli tüm kesimlerce heyecan ve umut verici bulunmuştu.  Ancak, ABD’nin bu güçlü modeli liderliğine rakip olarak addedip pervasızca ve hoyratça üçüncü dünya ülkelerinde yaptığı gibi haraca bağlayarak, güvenlikle tehdit ederek biat ettirmeye zorlayarak, ekonomik ve siyasal nifaklara maruz bırakarak modeli çökertti. Demokrasiye ve insan haklarına bağlılık vaadi sona erdi. Avrupa’nın liberal değerleri İslam düşmanlığı ve göçmen karşıtlığıyla beslenen bir ırkçılığa gelip demirlemiş durumda.

Yugoslavya ve Sovyetler Birliği de AB’nin şu an boğuştuğu sorunlarla karşı karşıya kaldı. Ama sorunlar çözülemediğinden SSCB’de üyeler birlikten ayrıldı. Yugoslavya’da ise iç savaşlar çıktı.Krizlerini aşamayan AB’nin akıbeti de bu iki sondan biri olacak.

ABD, Asya’dayarattığı krizle ile bir taşla dört beş kuş vurmayı planlıyor. Bu planınbir kısmından bahsedecek olursak, Hindistan, Pakistan, Çin ve Rusya karşı karşıya getirilerek Atlantik karşısında güçlenen Asya bloku arasındaki yakınlaşma süreci baltalanacak.Çin’e karşı yalnız kalan Hindistan, BM’de ABD’nin eline mahkûm olacaktı.Böylece Rusya ile yakınlaşan Hindistan savunma pozisyonuna geçecekti.Ayrıca Venezüella ve İran ambargolarında ABD’ye destek vermeyen Hindistan’a bedel de ödetilecekti.

ABD stratejisi hala 20. Yüzyıldaki bedel ödetmeyle tehdit ve mahkûm etme üzerine kurulu olduğu gözlemlenmektedir. Bu stratejin sebepleri ve alt yapısını oluşturan silah, militarist ve tabi ki savaş politikalarının ana hatlarına bakacak olursak;

ABD’nin askeri harcamaları, dünyadaki tüm ülkelerin bu işe ayırdığı bütçeden fazladır. İkinci Dünya Savaşı’ndan beri dünyayı işgal etmeye devam ediyor. ABD şu an itibariyle 150 ülkede 1000’e yakın üssü bulunmaktadır. Yani ABD dünyada bulunan tüm askeri üslerin yüzde 95’ine sahiptir.

ABD’nin dış karakolların olarak adlandırabileceğimiz üslerinde yaklaşık 350 bin asker görev yapıyor. Deklare etmedikleri “elemanlarını” da hesaba katarsak tablonun vahameti daha da artıyor.

Sadece, bağımsız, egemen ve AB’nin en güçlü devleti olma iddiasındaki Almanya’da 52 bin ABD askerinin varlığından söz ediliyor olması tablonun vahametini ortaya koymada çarpıcı bir örnek olur. Bu ülkelerin olası ciddi bir kriz anında, Truva Atı gibi içlerine aldıkları bu askeri güç tarafından açıkça işgal edilme tehlikesi yüksek bir olasılıktır. İç siyaseti baskılamayacaklarını düşünmek ise mümkün görülmemektedir.

Bu yabancı askerler, Rusya’ya, İran’a ve enerji coğrafyasına komşu olan Türkiye’nin en stratejik yerlerine konumlandırmış 15 üste görev yapıyorlar. Bu üsler, dünyada da uyuşturucu trafiğinden tutun da silah kaçakçılığına kadar birçok yasa dışı işle de ilişkilendiriliyor. Türkiye’deki ABD askeri sayısının 2000 civarında olduğu belirtilmektedir.

Körfez ülkelerine müttefikten ziyade talan edilip, soyup soğana çevrilecek yağlı müşteriler gibi davranan ABD’nin son pervasız ve çirkin pazarlıkları aslında politik skandaldan çok köklü bir jeopolitik çaresizliğe işaret ediyor. (Devam Edecek)

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız. - - DİYARBAKIR WEB TASARIM İNSERT BİLİŞİM