
Yûsif Bedirxan
Yusif Bedîrxan yazdı: Toplumu bir arada tutan nedenler - II
Tabii pek çok kişi tam da bu yıllarda, 1990’lı yıllarda, 2000’li yıllarda, toplumun çoktan çözülmüş olduğunu, şiddete rağmen devam ediyor olduğunu değil de, birçok anlamda çoktan çözülmüş olduğunu söyleyebilir.
Hamit Bozarslan, hani Lübnan, Cezayir, Irak gibi örneklere kıyasla, Türkiye’nin neden öyle bir yola girmediğine ilişkin şöyle diyor: Türkiye’nin hem yoğun bir düzeyde şiddet üreten, hem de ürettiği şiddeti sınırlayabilen bir ülke olduğunu, belli ölçüde kontrol edebilen bir ülke olduğunu saptıyordu. Ve fakat bunun bıçak sırtında bir denge olduğunu da ilave ediyor.
Bozarslan’a göre bunun nedeni şuydu: 1975-80 yılları hariç, siyasi şiddetin kontrol altında olmasını sağlayan dinamik, aynı zamanda Türkiye’de şiddet üreten dinamikle aynı şeydir ki bunu da “pakt oluşumu” kavramıyla açıklamaya girişip; şiddetin temelinde Türkiye’de iktidar ilişkilerinin bir toplumsal mukavelenin sonucu olarak belirlenmemesi yatar. Bir toplumsal sözleşme üzerinden belirlenmemesi. Bunun tersi, pakt oluşumudur. Çünkü pakt şu anlama gelir: İhtilaflı çıkarları ve müzakereyi dışlayan bir şeydir. Bir düşmana karşı birlikteliği ve kurulan emir-kumanda zincirine itaati, mukaddes addeden bir şeydir. Ve kan bağına ve sadakat yeminine dayandığı için, ancak kanla çözülen bir ittifaktır. Sosyal bir mukaveleyi, siyasi bir anlamla donatan şey toplum içindeki ihtilafları meşrulaştırmasıdır. Pakt ise, ya siyaset altı, ya da meta siyaset bir boyuta sahip bulunmaktadır. Bu yaklaşımın Türkiye tarihinde neye işaret ettiğini, ne tür siyasi sorunlara işaret ettiğini tahmin edebiliriz. Çok detaylı analizler bunlar fakat daha da önemli bir şeye bağlıyor konuyu: Susurluk olayında görüldüğü gibi bu tür örgütlenmelerin, yani çetemsi oluşumların, hem toplumla bir şekilde ilişki kurmuş ama aynı zamanda devlet ve mafyatik bir örgütlenme şeklinde öne çıkan şiddet örgütlerinin, toplumda tedirginlik yaratmaması mümkün değildir. Ve bu tür örgütlenmeler de toplumsal bir desteğe ihtiyaç duyar, Bu da psikososyal bir morotoryum ile sağlanır. Böyle bir kavramı öne çıkarmıştı, “psiko-sosyal morotoryum”.
Bu morotoryumun devam edebilmesi ise, şiddetin aktörlerinin, şiddeti dost-düşman ayrımı ile açıklama kabiliyetini koruyabilmelerine bağlıdır, yani şiddeti kontrol altına alabilmeleri ve bu şiddetin toplumsal bedelini en asgari düzeyde tutmaları kaydıyla mümkün olabilmektedir. Hem MHP şiddeti için, hem PKK şiddeti için tam da bunlar çok siyasi şiddet biçimleri olduğu için, kontrol altında tutulabildiklerine ilişkin, buna ihtiyaç gösterdiğine ilişkin özel bir analiz yapıyordu. Bu durumda gözlenen, toplumun bir arada tutulmasının koşulu olan etik değerlerin yok edilmesinden ziyade, şiddeti meşrulaştıracak şekilde yeniden tanımlanmasıdır diyor. (Devam Edecek)
Yusif BedÎrxan yazdı: Siirt’ten öteye bir manevi haz
30 Ekim 2024 Çarşamba 00:25Yusuf Bedîrxan yazdı: Basının zorlu sınavı; Narin
11 Eylül 2024 Çarşamba 00:10Yusuf Bedîrxan yazdı: Instagram neden kapandı?
07 Ağustos 2024 Çarşamba 00:10Yûsif Bedirxan yazdı: Diyarbakır’da neler oluyor?
15 Temmuz 2024 Pazartesi 00:10Yusuf Bedîrxan yazdı: Üslup meselesi mi, yoksa…
27 Haziran 2024 Perşembe 00:20Yusuf Bedîrxan yazdı: Ne kadar güvenebiliyorsak…
20 Mart 2024 Çarşamba 00:10Yûsif Bedirxan yazdı: Ekonomik Buhranın Panzehiri Üretimdir 2
08 Şubat 2024 Perşembe 00:10Yusif Bedirxan yazdı: Ekonomik Buhranın Panzehiri Üretimdir 1
07 Şubat 2024 Çarşamba 00:20Yusif Bedirxan yazdı: Kim ne dedi?
03 Şubat 2024 Cumartesi 00:10Acısını suya akıtan belgesel; Herkes Toprağa Gömülür Ben Suya
28 Kasım 2023 Salı 00:01




Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.