Şakir Diclehan yazdı; Erken atılan zafer naraları ve Suriye

Ortadoğu halkları, ortaya çıkan bu fırsatları değerlendirebilirlerse yolllarına devam edecek, aksi takdirde çözemedikleri problemler, bir sonraki aşamada, bir sonraki zamanda, bir sonraki karışıklık anında ve bir sonraki kavga ve paylaşım sofrasında yine karşılarına çıkacaktır.

Ortadoğu halkları, özellikle Rojava’daki Kürtler, puslu ve bulanık iklime ve bunalıma son vererek bugün içine düştükleri ezik, silik ve pasif durumdan çıkıp aktif, dinamik, Doğudan ve Batıdan haberli, fakat temelde hep kendi gücüne dayanarak olumlu ve yapıcı bir durumla yol almaları, akıl ve mantığa uygun düşen en sağlam, en gerçekçi ve en kalıcı bir durum olacaktır.

Tarih Tekerrür mi ediyor?

Suriye’nin önümüzdeki on yıl boyunca istikrarlı bir ülke olarak kalması mevcut şartlarda pek mümkün görünmüyor. Bugün tanıklık ettiğimiz tablo, 1991’deki Birinci Körfez Savaşı sonrası Saddam Hüseyin dönemi Irak’ı ile neredeyse bire bir benzerlikler taşıyor. O dönemde de “mevcut durum” ve “statüko” korundu sanılmıştı, ancak yaşananlar aslında çok daha büyük bir fırtınanın sessiz hazırlığıydı.

Geçmişte yaşanan Irak gerçeği bize şunu göstermektedir ki, Amerika Birleşik Devletleri ve Batı dünyası, hiçbir zaman bağımsız ve bağlantısız bir Kürt devletini kurma niyetini taşımamışlardır.

Irak’ta iki defa anayasa yapıldığı halde ve her iki seferinde de anayasaya Yüz Kırkıncı diye bir madde konulmasına rağmen, uygulanmasına hiçbir zaman geçilememiş ve izin de verilememiştir. Bu maddeye göre bir ilin (Kerkük’ün) Kürdistan mıntıkasına katılması için iki ilin teklifi (Erbil ve Süleymaniye) ile ve yapılacak oylama sonucunda çoğunluk görüşüne göre bu şehir o bölgeye dahil edilecektir. Bu şehir de Kerkük’ten başka bir şehir değildi.

Bağımsızlık için Batı dünyası, Irak’a göz kırptığı halde oylamaya bir ay kala bağımsızlık oylamasının durdurulmasını talep ettiler. Ok yayından çıktığı için Kürdistan’da oylama yapılmış fakat Kürtler, “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan da olmuşlardı”. Bağımsızlığı kazanalım derken Kerkük şehrini de Araplara terk etmek ve bırakmak zorunda kalmışlardı. Oyun içinde bir oyun oynanmış ve zararlı çıkan da yine Kürtler olmuştu.

Aynı senaryo bugün Suriye’nin Rojava bölgesinde sahneye konulmuş ve oynanmaya başlanmış, samimi ve gerçek anlamda Kürtlere öz yönetim (eski deyimiyle hod muhtari) ya da yarı bağımsızlık verilmek istenmediğinden bir türlü sonuç alınamıyor. Bu arada Türkiye’nin iflasa mahkûm dış politikası, hemen devreye girmiş ve Suriye’de gerçekçi ve olumlu bir sonucun alınması da hiçbir zaman mümkün olmuyor.

Ortadoğu satranç tahtasında taşlar yeniden dizilirken, Suriye üzerinden okunan “normalleşme” ya da “yeni dönem” senaryolarına ihtiyatla yaklaşmakta fayda vardpr. Bugün Suriye’de kurulan yeni sistem ve mevcut rejim, bölgenin tarihi durumu ve dinamikleri göz önüne alındığında kalıcı olmaktan çok uzaktır.

Ortadoğu’da iktidarlarını sürdüren ve sınırları Batılı devletler tarafından çizilen bu devletler, her defasında kendi asli hüviyetlerine kavuşacakları yerde, birbirinden biraz daha uzaklaşmakta ve emperyalist devletlerin at koşturduğu alan haline gelmektedir.

Çağımızda toplumların var veya yok olması, artık olağan hale gelmiştir ne yazık ki… Makro planda kararlar alınıyor ve bugünün korkunç silahlarıyla ülkeler ya da aynı ülkede yaşayan topluluklar, birbirine düşürülüyor, hızla ya da yavaş yavaş yok olmalarının yolu açılıyor. Yerlerine başka devlet ya da toplumlar oluşturuluyor.

İran Faktörü ve Nihai Müdahale

Bölgedeki asıl düğüm, İran faktörü tam anlamıyla bertaraf edildikten sonra, Suriye için ikinci ve çok daha büyük bir müdahale dalgası kaçınılmaz olacaktır. O gün geldiğinde, karşımızda bugün bildiğimizden bambaşka bir Suriye haritası çıkacaktır.

Şu an yürütülen diplomatik süreçler; Kürtlerin, Dürzilerin, Alevilerin ve Hristiyanların statüsü, İsrail ile yapılan arka kapı anlaşmaları, Gazze ve İran başlıkları… Hepsi aslında büyük bir stratejik boşluğu doldurmak için kullanılan “geçici ve aldatmaca plan ve proje” ya da “lokal pansuman tedavisi”nden ibarettir.

Mevcut yapı, bölgesel ihtiyaçlar nedeniyle şu an geçici ve kullanmaya elverişli bir idare iş başına getirilmiştir Ancak bu bir çözüm değil, bir bekleyiş sürecidir. Bölgenin yeniden şekilleneceği nihai çözümü hep birlikte göreceğiz. Taşlar yerine oturduğunda, bugünkü geçici çözümlerin yerini hangi sert gerçeklerin alacağından kimse haberdar değildir. Bu arada Türkiye’de atılan zafer naraları ve sarhoşluk türküleri, fırtına öncesi oluşan geçici bir durumdan ibarettir.

Suriye’deki iç kargaşa ve savaş, bitmiş gibi bir görünüm verse de bunun hiçbir zaman kalıcı olamayacağı ve geçici hükümetin belli bir noktadan sonra devre dışı kalacağını tahmin etmemek veya düşünmemek pek uzak bir ihtimal değildir. Bu düşüncenin, gerçeklerden uzak kalmak gibi bir anlama geldiğini söylemeye bile gerek yoktur.

İçinden kendini yönetecek ve kendine tarihi uygarlık açılımını verecek öncüler çıkaramayan toplumlar, heykeltıraşını bulamamış mermer kütlesinden, şairini bulamamış kelime ve duygu yanından başka bir şey değildir. Kürtler içinde ve özellikle Rojava’da bu vasıfları taşıyan öncü ve siyasi liderleri çıkarabilecek bir potansiyellerinin olduğunu görmekteyiz. Geçici galibiyet veya galibiyet benzeri durumlar, insanları aldatmamalıdır.

Batı dünyasının plan ve projesi, ne tam rahat nefes alan bir Kürdistan ve ne de tam huzura kavuşmuş bir Suriye’ye yöneliktir. Batı dünyası, ancak izin verdiği ve kabul edip hayat hakkı tanıdığı bir Suriye ve Rojava’nın yaşaması ve konuyla ilgili planlarını hayata geçirilmesinin gayreti içindedirler. Onların hesabı varsa, Allah’ın da bir hesabı vardır her zaman…

Önce Arap aşiretleri parayla satın alıp SDG’den uzaklaştırdılar. Arkasından Halep katliamı derken Kürtler, eskiden daha kötü bir noktaya itildiler. Arapların: “Oğlum bina okur, döner döner yine bina okur” misali tekrar eski günlerine ve topraklarına döndüler. Yerinden yönetim ve resmi dil de şimdilik başka bir bahara kaldı. Bayram yapmak ta Türkiye düştü.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Sakir Diclehan Arşivi