DOLAR 8,5776
EURO 10,1384
ALTIN 499,06
BIST 1.352
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır 41°C
Sıcak
Diyarbakır
41°C
Sıcak
Sal 40°C
Çar 39°C
Per 40°C
Cum 40°C

Ramazan Yavuz yazdı: Karanlık Oda

25.06.2021
A+
A-

1985, Hürriyet Haber Ajansı Diyarbakır bürosu, Karanlık oda.

1990’ların başına kadar gazete ve ajans bürolarının bir çoğunda mutlaka vardı. 1990’a kadar da kullanılıyordu.

Peki ne işe yarardı bu karanlık oda…

1990 yılı öncesinden gazeteciliğe başlamış olanlar genelde bilir bu karanlık odanın önemini. Biraz detaylandırırsak; buraya fotoğraf çekiminin ikinci önemli aşaması da diyebiliriz. Fotoğraf çekildiğinde anlık görüntü pozlamayla filme negatif olarak yansır, asıl formuna ise yani pozitife ise karanlık odada yapılacak işlemlerden sonra dönüşür.

Genelde siyah-beyaz haber fotoğrafları, daha sonradan negatif ve DİA (Slayt) filmlerde dahil oldu, ipek işler gibi büyük bir hassasiyetle bu karanlık mekanda işlenirdi. Burasının isminin karanlık olmasının nedeni ise film ve fotoğraf tab kartlarının ışığa karşı olan hassasiyetiydi. Yani burası ışıktan tamamen arındırılmış bir yerdi.

Tab kartı siyah kutusundan veya film makaradan söküldüğünde kesinlikle ışık görmemeliydi. Karanlık odada çalışmak oldukça ustalık isteyen işti.

Filmi banyo ettiğinizde ve karta bastığınızda yani tab ettiğinizde tutacağınız zamanı çok iyi bilmeniz gerekirdi.

Genelde yılların verdiği ustalıkla ben bu zamanı ezbere tutardım. Ben İstanbul’dan ham halde gönderilen film ve kart ilaçlarını da sıcak suda kendim hazırlardım. Tamamen kimyasal maddelerdi. Ölçüyü, tartıyı çok iyi bilmek gerekiyordu.

Hele elle yaptığımız siyah beyaz film banyosu çok önemliydi. Zamanı tutturamadınızsa ya çok koyu veya çok açık çıkardı ki, bu da özellikle karta basımda risk oluştururdu.

Nasıl yaptığımı kısaca anlatayım.

Önce bir sigara yakardım, ardından karanlık odada el yordamıyla film kasetten çıkarır sonra ilacın eskimi yenimi durumuna göre kafamdan zaman tutar filmi kimyasal ilacın bulunduğu küçük küvetin içinde ha bire çevirir, arada sırada havaya kaldırıp sigaradan derin bir nefes çeker ve durumuna bakardım. Çünkü film anlık sigara ışığından etkilenmiyordu. Banyo işlemi tamamsa hemen içinde hypo dediğimiz kimyasal ilaç bulunan küvete atardım. Aynı işlemi bu kez orda yapardım.  Epey zaman alırdı bu işlem. Sonra ışığı açıp durumuna bakardım. Artık geri dönüş yoktu. Nasıl çıkmışsa o yani.

Sonra filmi kurutur bu kez yine ışığa duyarlı kimyasal oluşum kaplı kartta baskıya geçerdim. Bu kez ortam tamamen karanlık değil. Önceden hazırlanmış koyu kırmızı ışığı açardım. Filmi Arandizöre takar basılacak olan kareler tek tek sağa veya sola kaydırılarak alttaki ilaçlı karta görüntüyü yansıtırdım.  Tabii burada da karta ne kadar görüntü yansıtılacağını çok iyi hesaplamak gerekirdi. Fazla yansıtılsa simsiyah, az yansıtılsa bu kez beyaz çıkardı yani açık. Kart basımı da yine iki ilaçtan geçirilirdi.

Sonra karanlık odanın ışığı açılır bu kez kartın nasıl çıktığı kontrol edilirdi. Eğer sorun yoksa görüntünün pozitive dönüştüğü kartı çeşme suyuyla yıkayıp bu kez yere serdiğim gazetelerin üzerine kuruması için dizerdim. Kuruma işlemi bitti mi bu kez kartları daktiloda yazılmış haber sayfalarına tek tek eklerdim.

Bazı günler gece yarılarına kadar sürerdi bu karanlık oda çalışması. Ben severek yapardım açıkçası.

Bazen tek karta iki veya üç farklı görüntüyü de yansıtırdım. Tek kartta üç foto. Yani o zamanki Photoshop bendim. İstersem açık, istersem koyu, istersem bir karta 3-4, kaç istersem görüntü yansıtırdım.

Neyse işlem tamam yani, sonra zarfa koy. Bölge sayfası içinse akşam 10 otobüsüyle Adana’ya, genel sayfa içinse uçağa verip İstanbul’a gönderirdim.

Tabii heyecanlı bekleyiş başlardı. Bu kadar emekten sonra haber kullanılacak mı, kullanılmayacak mı?

Haber gazetede yer aldığında değmeyin keyfimize. Şimdi düşünüyorum da yahu eskiden gerçekten de bu işi yapmak çok zor ama açık diyeyim bayağı keyifliydi. Tamam, insan çok yoruluyordu ama haber gazetede çıktımı o bütün yorgunluk falan yok olup gidiyordu.

Tabii ki şimdi modern zamanların dijital teknolojisine herkes gibi ziyadesiyle uyum sağladık ama nerelerden nerelere geldiğimizin de bilinmesi iyi olur elbette…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.