Haydar Alper Eser’in “Çocuklar Savaşta Ne Kaydeder Ne Kaybeder” kitabı çıktı

Haydar Alper Eser’in  “Çocuklar Savaşta Ne Kaydeder Ne Kaybeder” kitabı çıktı
Psikoterapist Haydar Alper Eser’in yaklaşık bir yıldır yayıma hazırladığı, beşinci kitabı olan “Çocuklar Savaşta Ne Kaybeder Ne Kaydeder” Kil Yayınları etiketi ile raflardaki yerini aldı.

Sur Çatışmaları ardından geçen on yıldan fazla sürede hafızasında kalanları bugünlerde mesleki kimliği ile birleştiren Eser; içerikte savaşın pedagojik yönü, çatışma dönemlerinde çocuk ihtiyaçları, asimilasyon olgusu, farklı yaş gruplarıyla savaşı konuşmak, savaşların kimlik kazanımındaki rolü, dil gelişimi, çok dilliliğin tehdit olarak algılanması, çocukların farklı yas biçimleri, ölüm anına ve sonrasındaki evrelere tanık olma, savaş ve zenofobi ilişkisi gibi farklı disiplinlerden giysileri bir bavulda topluyor. Dört meslektaşının da konu ve içerik bakımından destek sunduğu “Çocuklar Savaşta Ne Kaybeder Ne Kaydeder” adlı kitap belki de üzerine konuşmaya ve üretmeye cesaret edilmemiş sessiz yaslar için “aslında böyle de anlatabiliriz” dedirten bir dilde.

TMMOB Yıkılan Kentler Raporu’nun giriş cümlesini okuduğum zaman ben 20 yaşında bir üniversite öğrencisiydim. Şöyle başlamıştı o rapor, okuduğum an ezberlemiştim ve geri kalan her sayfasında bu cümle yeniden dönmüştü zihnimde: “Bir şehre dair çocukluk anıları olmayanlar; o şehre zulmederler.”

15 yaşında ne olduğunu anlayamadan çıktığım sokaklar, 20 yaşında ne olduğunu anlayamadığım cümleler ve bugün 27 yaşımın son günlerinde bazı şeyleri neden anlamadığımı anlama uğraşım sayılan son dosyam ile yeni yaşıma gireceğim. “Çocuklar Savaşta Ne Kaybeder Ne Kaydeder” çocukluk anılarımızın olduğu şehirlere bugüne kadar yapılan tüm zulümleri reva görenlerin karşısına, o anılarımızın bizi bu yaşa getirmesinden güç alarak dikilmek gibi bir içerik bugün benim için.

Şahit olduğumuz, gözlerimizle görmemize karşın gözlerimize inanamadığımız şeyleri bugün başkalarının da görebileceği hale getirme uğraşındayım. Şehirlerimizin yıkımının üzerinden on seneden fazla geçmesine karşın hala kafamızı çevirdiğimiz her yapıda kurşun deliklerini görüyoruz. Neticede bu kurşunların zihnimizi de delip geçmiş olduğu bir gerçek. Bu deliklerden travmalar ve uğultular sızıyor. Kulağımızın çınladığı sırada büyüklerin “Sağ mı sol mu?” diye sorup bizden dost mu yoksa düşman mı bahsediyor kısmına karar vermeye çalışması anlarını bölüyoruz “İkisi de!” diyerek. Çünkü dostlar ve düşmanlar değil de ölüler bahsediyor artık bizden. Yitip gitmişlerin hakkını bugün politik psikoloji perspektifi ile aramaktan başka elimizden ne geliyor diye şehir şehir gezer, sorar, tartışırız bundan böyle. Her tabut aynı ölçüde imal edilmez marangoz tezgâhlarında. Umarım küçük tabutların hatırasına bir saygı olur bu kitap da kendi çapında.

Kil Yayınları’nın internet sitesi üzerinden temin edilmesi mümkün kitap için ilerleyen günlerde Diyarbakır, Mardin, Van, Dersim, Antakya, Mersin, İzmir ve İstanbul başta olmak üzere birçok şehirde imza günleri ve söyleşiler düzenlenecek.

Kaynak:SÜLEYMAN ÖZDEMİR

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.