Recep Karaman yazdı | Bir Zamanlar Diyarbakır; Lalo ve Yolê’nin Aşk Hikayesi
Ben, Lalo ve Yolê ile 1986-1987 Yıllarında Ergani'den, Diyarbakır'a yeni taşındığımız yıllarda sokaklarda tüp gezdirirken tanıştım. Rivayete göre, Lalo ile Yolê 6 Eylül 1975 "Lice depremi" sonrası, yaşadıkları ağır travma sonucu, böyle dilsiz ve kimsesiz olmuşlar.
Gerçi evleri yoktu… Koşuyolu park olmadan önce giriş kısmında, kurdukları barakada yaşıyorlardı. Lalo ve Yolé'nin dört veya beş çocukları vardı. Seyîdxan, Memo,Cımo ve Bingo adında bir kızları vardı.
Yolê hep sinirli hali ve tavrı, Lalo ise hep gülen yüzü ancak biri karıştığında; sinirli bir tipe bürünen ve çocuklar için düşlerinin korkulu canavarı olurdu.
Bundan 40 yıl önce Diyarbakır’da yaşayan çok insan onları bilir ve tanırdı. Geçmedikleri sokak çok azdır. Lalo’nun sinirli, sinirli sürekli bağırıp durması, kendisini sinirlendiren insanlara ceketinin cebinden, çıkardığı taşları atması çok bilinendir.
Lolê'nin ömrü Lalo’nun arabasını omuzlamakla ve çekmekle geçti.
Lalo'nun,Yolê'ye verecek ne bir evi,ne bir arabası, ne de parası vardı. Duygusal aşklarını dışa dönük anlaşılmadı. İçe dönük duygusal aşklarını da ne Diyarbekir anladı nede ben.
Lalo'yu,Yolê'ye bu kadar bağlı kılan sadakat ve vefa neydi? Yolê'nin bir gün dahi eşini ve çocuklarını bırakıp gittiğini duymadım. Yoksa Lalo,Yolê'ya öbür yakanın cennetinin sözünü mü vermişti?
Lalo'yle, Yolê'nin önceki hayatları nasıldı? Onu da ben bilmiyorum.
Yolé’nin, Lalo'nun arabasının ipini omuzlaması, çocuklarının çıplak ayakla arkalarından koşar ve akşama kadar Diyarbekir sokaklarını, caddelerini gezerdiler. Gittikleri her yerde başlarında kalabalık, hep tekrarlanan şarkı nakaratları gibiydiler.
Sizlerin de, Lalo ve Yolé ile anılarınız varsa, çocuklarınıza ve düşünmeyen, öretmeyen ve tüketim odaklı yaşam tarzını benimsemiş 1990 sonrası ( Y ve Z kuşağına) Yole'nin Lalo'ya olan sadakatını anlatınız ve paylaşınız.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.