Fırat Aydınkaya: Kürtçe davasını kaybettik sayılır

Fırat Aydınkaya: Kürtçe davasını kaybettik sayılır
Hukukçu ve yazar Fırat Aydınkaya, Kürtlerin dil, kültür, eğitim ve siyasi temsil sorunlarına ilişkin çarpıcı tespitlerde bulundu. “Kolonyal devletin en güçlü olduğu saha kültür sahasıdır” diyen Aydınkaya, Kürtçenin gerilemesinden Kürt aydınlarının rolüne, köylülerin tarihsel direnişinden siyasi temsil krizine kadar birçok başlıkta eleştiriler yöneltti. Aydınkaya, “Kürtler adına kim konuşuyor, hangi hakla?” sorusuyla da Kürt siyasi yapılarındaki iktidar ilişkilerini tartışmaya açtı.

Sömürgecilik üzerine yazılarıyla tanınan hukukçu ve yazar Fırat Aydınkaya, Noerra Platformu’na verdiği söyleşide Kürtlerin dil, kültür ve düşünce dünyasını şekillendiren ilişkileri değerlendirdi. Kürtlerin özgürlük mücadelesinin yalnızca siyasi ve askerî boyutlarıyla ele alınmasını yetersiz bulan Aydınkaya, kültürel hegemonya ve düşünsel bağımlılığın da tartışılması gerektiğini savundu.

Sömürgeciliğin yalnızca doğrudan baskı yoluyla işlemediğini belirten Aydınkaya, egemenliğin düşünsel, edebî ve kültürel alanlarda da üretildiğini ifade etti. Kürtlerin uzun yıllardır sürdürdüğü özgürlük mücadelesine rağmen kapsamlı bir özgürlük teorisi geliştiremediğini ileri süren Aydınkaya, bu eksikliğin siyasi tercihleri de etkilediğini söyledi.

Aydınkaya, Kürt aydınlarına yönelik eleştirilerini şu sözlerle dile getirdi: “Yeryüzünde iki yüzyıldan beri özgürlük mücadelesi verip özgürlük teorisi olmayan belki de tek halkızdır.”

“Kürtçe davasını kaybettik sayılır”

Söyleşinin öne çıkan başlıklarından biri Kürtçenin toplumsal yaşamda giderek gerilemesi oldu. Aydınkaya, dilin kamusal alandan ev içine, oradan da daha sınırlı kullanım alanlarına çekildiğini savunarak asimilasyonun etkilerine dikkat çekti.

Kürtçenin geleceği konusunda karamsar bir tablo çizen Aydınkaya, yalnızca devlet politikalarını değil, Kürt siyasi hareketlerini, akademisyenleri ve toplumu da eleştirdi. Kürtçenin kimi siyasetçiler ve aydınlar tarafından bir yük olarak görülebildiğini belirten Aydınkaya, dilin korunması konusunda toplumsal sorumluluğun önemini vurguladı.

Aydınkaya, dil meselesindeki değerlendirmesini şu sözlerle ifade etti:

“Biz Kürtçe davasını kaybettik sayılır. Kabulü zor gelebilir ama biz Türkçeye yenildik.”

Kürtçenin geçmişte şehirlerin sokaklarında ve köylerin yaşamında yaygın biçimde kullanıldığını belirten Aydınkaya, bugün dilin toplumsal hayattaki yerinin zayıfladığını savundu. Kürtçe yayın yapan yayınevleri ve bu dilde eser üreten yazarların önemli bir sorumluluk üstlendiğini, ancak üretilen eserlerle toplum arasındaki bağın güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Eğitim tartışması: “Eğitim bize toprağımızı geri vermedi”

Aydınkaya, eğitim sisteminin Kürtlerin kendi dilleri, tarihleri ve kültürleriyle ilişkisi üzerindeki etkilerini de sorguladı. Eğitimin bireye mesleki ve toplumsal imkânlar sunarken onu kendi kültürel dünyasından uzaklaştırabileceğini savunan Aydınkaya, eğitim ile özgürleşme arasındaki ilişkinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

“Bize gelirsek, hayır, eğitim bize toprağımızı geri vermedi, aksine bu toprağı hükümsüz kıldı” diyen Aydınkaya, kendi kendini eğitmenin önemine işaret etti.

Aydınkaya, Kürtlerin eğitim deneyiminin yalnızca bireysel başarılar üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, eğitimin dil, tarih ve toplumsal aidiyet üzerindeki sonuçlarının da tartışılması gerektiğini ifade etti.

Türkçe yazan Kürt yazarlar: Direniş mi, kültürel hegemonya mı?

Kürt yazarların Türkçe eser vermesi ve daha geniş bir okur kitlesine ulaşması da söyleşinin önemli başlıkları arasında yer aldı. Aydınkaya, Kürt yazarların Türkçe yazmasını yalnızca kişisel tercih, tanınma isteği veya geniş okura ulaşma arzusuyla açıklamanın yetersiz olduğunu savundu.

Türkçenin egemen dil olarak konumuna dikkat çeken Aydınkaya, edebiyat alanındaki ödüllerin, görünürlüğün ve kültürel kabulün devlet politikalarından bağımsız değerlendirilemeyeceğini ileri sürdü.

Bununla birlikte Aydınkaya, Türkçe yazan Kürt edebiyatçıların eserlerini bütünüyle reddetmek yerine, bu üretimlerin kültürel hegemonya içindeki yerinin incelenmesi gerektiğini söyledi. Farklı dillerde yazan Kürt yazarların edebiyatın sınırlarını genişletebileceğini de belirten Aydınkaya, Kürt edebiyatının tek bir dille sınırlandırılmaması gerektiğini tartışmaya açtı.

“Kürt tarihini liderlerin albümü olmaktan çıkarmak gerekiyor”

Aydınkaya, Kürt tarih yazımının ağırlıklı olarak liderler, siyasi örgütler ve öne çıkan aktörler üzerinden şekillenmesini de eleştirdi. Köylülerin, isimsiz direnişçilerin ve tarihsel anlatılarda sesi duyulmayan kesimlerin deneyimlerinin yeterince kayda geçirilmediğini savundu.

“Kürt tarihi diye okuduğumuz şey aslında bir halkın tarihi değil, meşhurlarının tarihi” diyen Aydınkaya, tarihin aşağıdan, yani sıradan insanların deneyimlerinden hareketle yeniden ele alınması gerektiğini belirtti.

Kürt köylülüğünün tarihinin henüz yazılmadığını ifade eden Aydınkaya, geçmişteki isyanların ve yerel direnişlerin yalnızca merkezî otoriteye karşı hareketler olarak okunmasının eksik bir yaklaşım olduğunu ileri sürdü. Aydınkaya’ya göre, tarih yazımında toplumsal deneyimlerin ve farklı siyasi tutumların görünür kılınması gerekiyor.

Kürt sinemasına eleştiri: “Kendi hâline gülüyorsun”

Söyleşide sinema, mizah ve edebiyatın sömürgeci bakışın yeniden üretilmesindeki rolü de ele alındı. Aydınkaya, Türk sinemasında Kürtlerin aksanlarının, toplumsal yaşamlarının ve ekonomik koşullarının zaman zaman alay konusu yapıldığını savundu.

Özellikle komedi filmlerinin Kürtleri belirli kalıplar içinde sunabildiğini belirten Aydınkaya, bu temsil biçimlerinin toplumsal hiyerarşileri normalleştirebildiğini söyledi.

“Sinema çok tehlikeli bir üretimdir aynı zamanda; hüngür hüngür ağlaman gerekirken bir de bakmışsın katıla katıla kendi hâline gülüyorsun” sözleriyle eleştirisini dile getiren Aydınkaya, Kürt sinemasında ise komedi unsurunun yeterince geliştirilmediğini ifade etti.

Aydınkaya, kültür ve sanat eserlerinin yalnızca üreticisinin kimliği veya eserde kullanılan dil üzerinden değerlendirilmesine de karşı çıktı. Bir eserin ne anlattığının ve bunu nasıl anlattığının da en az dili kadar önemli olduğunu vurguladı.

“Kürtler adına kim konuşuyor, hangi hakla?”

Aydınkaya'nın söyleşide en sert eleştirilerini yönelttiği alanlardan biri de siyasi temsil oldu. Kürt özgürlük mücadelesinin yükünü taşıyan yoksul kesimlerle karar mekanizmalarında yer alan orta sınıflar arasındaki ilişkiyi sorgulayan Aydınkaya, temsil yetkisinin kimlerin elinde toplandığına dikkat çekti.

“Kürtler adına kim konuşuyor mesela, hangi hakla?” diye soran Aydınkaya, bir kişinin mücadele içinde bedel ödemesinin onu toplumun doğal temsilcisi hâline getirip getirmediğinin tartışılması gerektiğini söyledi.

Kürt mücadelesinin hapishanelerinde ve mezarlıklarında yoksul kesimlerin belirleyici ağırlığı bulunduğunu savunan Aydınkaya, buna karşın siyasi kararların ve kurumsal gücün orta sınıfların elinde toplandığını ileri sürdü.

Aydınkaya, siyasi yapılar içinde oluştuğunu düşündüğü bürokratik ilişkileri ve yerel güç odaklarını da eleştirdi. Kurumlara atamalar, aday belirleme süreçleri ve siyasi kararların alınış biçimleri üzerinden temsil krizinin tartışılması gerektiğini ifade etti.

Söyleşide Dilan Karaman’a ne olduğu sorusunu da gündeme getiren Aydınkaya, siyasi kurumların kendi toplumlarına karşı hesap verme sorumluluğuna dikkat çekti.

“Düşünsel sömürgesizleşme de gerekli”

Fırat Aydınkaya'nın değerlendirmeleri, sömürgecilik tartışmasını yalnızca devletin uyguladığı baskılarla sınırlı tutmuyor. Dilin toplumsal hayattaki yeri, eğitimin kültürel sonuçları, tarihin kimler tarafından yazıldığı, sanatın hangi bakış açılarını yeniden ürettiği ve siyasi temsilin kimlerin elinde toplandığı da bu tartışmanın parçası olarak öne çıkıyor.

Aydınkaya'nın söyleşideki temel iddiası, egemenlik ilişkilerinin kültür ve düşünce alanında da yeniden üretilebildiği yönünde. Bu nedenle özgürlük mücadelesinin yalnızca dışarıdaki iktidar ilişkilerini değil, kendi içindeki hiyerarşileri, temsil mekanizmalarını ve düşünsel alışkanlıkları da sorgulaması gerektiğini savunuyor.

Kaynak:AHMET BARAN

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.