Dolar 8,6580
Euro 10,1795
Altın 488,66
BİST 1.419
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır 31°C
Az Bulutlu
Diyarbakır
31°C
Az Bulutlu
Paz 32°C
Pts 34°C
Sal 35°C
Çar 34°C

Gezegenin Su sorunu; İçme suyu sorununa ne tür çözümler üretiliyor?

Gezegenin Su sorunu; İçme suyu sorununa ne tür çözümler üretiliyor?
04.09.2021
A+
A-

Gezegenin  yüzde 70’inden fazlası denizlerle kaplı olduğu için su, yeryüzündeki en bol kaynak olarak görülebilir.

 

YENİGÜN HABER – İklim değişikliği, küresel çatışmalar ve nüfus artışı, dünyanın pek çok yerinde su kaynaklarını tehdit eden faktörlerden sadece birkaçı. İki milyar insanın, yani toplam nüfusun dörtte birinin güvenli içme suyuna erişimi yok.

Dünya nüfusu sekiz milyara yaklaşırken, çok geç olmadan bu sorunu çözmeye yardımcı olabilecek teknolojiler geliştirilmeye çalışılıyor.

İsrail merkezli Watergen şirketi, çatışma veya iklim değişikliğinden etkilenen uzak bölgelerin içme suyu ihtiyacının havadaki su buharından karşılanması üzerinde duruyor.

‘Havadan su çekmek’

Şirketin başkanı Michael Mirilashvili BBC’ye verdiği demeçte, “Su temel bir insan hakkıdır ve buna rağmen milyonların buna erişimi yok” diyor.

‘Havadan su çekmek’ bilimkurgu gibi gelebilir ama aslında basit bir teknolojiye dayanıyor. Dünya atmosferi 13 milyar ton tatlı su içeriyor. Watergen’in makineleri, bu su buharını havadan filtreliyor. Doğru kullanıldığında bu teknolojinin su sektöründe, gezegen üzerinde kalıcı etkisi olabilecek büyük bir değişime yol açabileceğini söylüyor.

“Atmosferik su kullanımının en büyük avantajı, suyu taşımaya gerek olmaması, bu nedenle örneğin borulardaki ağır metaller veya topraktan kirlenmiş suyun temizlenmesi veya plastik şişelerle gezegeni kirletme endişesine yer olmamasıdır.”

Dünyanın bazı büyük şehirlerindeki hava kirliliği endişe doğurabilir. Örneğin İngiltere’de Imperial College London tarafından yapılan bir araştırma, insan vücudu için toksik olan kurşunun, 1999’da yasaklanmasına rağmen 2021’de hala Londra’daki havada bulunduğunu tespit etti.

Ancak bu önemli olmayabilir. İsrail’in Tel Aviv Üniversitesi’nden bilim insanlarının yürüttüğü bir araştırma, Tel Aviv gibi kentsel alanlarda bile, Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenen standartlara uygun içme suyunun çıkarılmasının mümkün olduğunu buldu. Başka bir deyişle, kirli havadan temiz su elde edilebilir.

Watergen’in en büyük makineleri günde 6.000 litre su sağlayabilir. Gazze Şeridi’ndeki tüm hastaneleri ve insanların su bulmak için saatlerce yürümek zorunda kalacağı Orta Afrika’daki köyleri desteklemek için zaten kullanılıyor. Ayrıca, Avustralya hükümetinin 2020’de 34 kişinin ölümüne ve 3.500 evin yıkılmasına neden olan orman yangınlarıyla mücadelesine de yardımcı oldu.

Mirilashvili, “Bu sadece hayat kurtarmakla ilgili değil, milyonlarca insanın hayatını iyileştirmekle ilgili” diye ekliyor. “Gelişmiş ülkelerde bile bazı insanlar temiz su içmiyor ve bunun sağlık ve tarım üzerinde doğrudan etkisi var.”

Ölümcül kirlilik

Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre, iki milyardan fazla insan sadece dışkıyla kirlenmiş suya erişebiliyor. Bu suyun bir yudumu bile kolera ve tifo gibi hastalıklara yakalanma riski taşıyor ve yılda yaklaşık 500 bin insanın bu nedenle öldüğü tahmin ediliyor.

Buzdağlarından içme suyu üretimi Kanada’da büyük bir sektör haline geldi.

Temiz su bulma bakımından okyanuslar bir kaynak oluşturuyor. Buzdağları, binlerce yıl önce oluştuğu için dünyanın en saf sularından bazılarını içeriyor. Dev buz blokları nakliye açısından tehlike oluşturabilir ve eridiklerinde ortaya çıkan büyük miktarda tatlı su, deniz ekosistemlerine zarar verebilir.

Kâr amaçlı buzul toplamaya ilk olarak Kanada’nın doğu kıyısında başlandı ve bu büyük bir sektör haline geldi. Uygulama şimdi dünyanın diğer bölgelerine de yayıldı.

Girişimci ve çevreci Abdulla el Şehi, Birleşik Arap Emirlikleri’nin buzul projesinde çalışıyor. İklim değişikliği ile artan hava sıcaklıkları, zaten dünyanın en sıcak yerlerden biri olan ülke açısından su kıtlığını büyük bir risk haline getiriyor.

El Şehi, “Ortalama olarak dev bir buzdağı bir milyon insana 3-5 yıl boyunca su sağlayabilir. Öyleyse neden doğanın bize sunduklarından faydalanmıyoruz? Bir gün Arap Yarımadası’na buzdağları getirmeyi umuyorum” diyor.

Ancak nakliye riskler taşıyor. Buzdağlarının devasa boyutları, taşıma sırasında ölümcül kazalara neden olabilir. Ayrıca yolculuk sırasında erime oranını azaltmak için özel tasarlanmış yalıtım malzemesiyle sarılmaları gerekir. Bu nedenle bu pahalı bir işlem.

BAE Buzdağı projesinin ilk adımı, daha küçük bir buzdağını Batı Avustralya’daki Perth’e veya Güney Afrika’daki Cape Town’a götürmek olacak.

El-Şehi, “Tahmini maliyet 60-80 milyon dolar arasında değişiyor ve projenin tamamı muhtemelen 150-200 milyon dolara mal olacak” diyor.

Deniz suyunu tuzdan arıtma tesislerinin içme suyu üretimindeki payı giderek artıyor. Filistin gibi çatışma bölgelerinde su tedariki için bu yola giderek daha fazla başvuruluyor.

Çözüm okyanusta mı?

Buzdağı hasadı üzerinde hala çalışılıyor olsa da, dünya okyanuslarının kullanımına yönelik daha güvenilir yöntemler var. Geçmişte birçok uygarlık, ısı yoluyla deniz suyundan tuzu arıtarak tatlı su elde etti.

Günümüzde deniz suyu ters ozmoz ile tuzdan arındırılıyor. Ters ozmoz, filtreleme işlemi sırasında suya basınç uygulanarak sudaki mikropartiküllerin ve ağır metallerin ayrıştırılma işlemidir.

Bazı ülkelerde bu işlem kamu tesislerinde yapılarak nüfusa su tedariki sağlanırken, bazılarında bunları özel firmalar işletiyor.

ABD’nin Delaware kentindeki dev su şirketi DuPont, dünya çapındaki tesislerinde her dakika 25 milyon Amerikan galonu (94 milyon litre) su işliyor.

DuPont Water Solutions küresel pazar sorumlusu Verónica García Molina, “Tuzdan arındırma sürecinde su bir filtreden geçiyor ve sonunda biri içilebilir su, diğeri yüksek seviyede tuz içeren iki akış oluşuyor” diyor.

“Yüksek tuz içeren su tekrar denize yönlendiriliyor, ancak uygun seyreltme mekanizmaları ve işlemleri sayesinde bunun denize hiçbir olumsuz etkisi olmuyor.”

Modern tesislerin denize pek etkisi olmayabilir, ancak daha az gelişmiş tuzdan arındırma yöntemleri kullanan eski fabrikalar için aynı şey söylenemez. Bunlar hala yüksek seviyelerde tuzlu suyu okyanusa geri pompalıyor ve bu da oksijen seviyelerini azaltıp tuz içeriğini artırarak ekosistemlere zarar verebilir.

Bu eski tesislerin büyük çoğunluğu Orta Doğu’da bulunuyor. Buralarda tuzdan arındırma işlemi sonucunda ortaya çıkan atık tuzlu suyun %55’i okyanuslara geri pompalanıyor.

Tuzdan arındırmayla ilgili bir diğer önemli eleştiri, deniz suyunu arındırmanın çok miktarda enerji gerektirmesidir. Bu da genellikle çok kirletici etkisi olan fosil yakıt kullanımına dayanıyor.

Ancak Molina, son yıllardaki teknolojik gelişmeler sayesinde deniz suyunu tuzdan arındırmanın su kıtlığı sorununa en uygun çözümlerden biri haline geldiğini söylüyor.

“Deniz suyu ters ozmozu için gereken enerji son on yılda üç kattan fazla azaldı ve bugün eski termal işlemlerdekinin dörtte veya beşte biri kadar enerji tüketiyor” diye ekliyor.

Ancak bu çözümlerin yeterli olup olmayacağı belli değil. Küresel su kaynakları giderek azaldıkça, bilim insanlarının zaten sorun yaşayan ekosistemler üzerinde çok az etkisi olan veya hiç etkisi olmayan başka çözümler bulma yarışı devam ediyor. (Kaynak: BBC Türkçe)

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.