Dilin yoksa sende yoksun

Yokolma tehlikesi ile yüz yüze olan Zazaca’yı yaşatabilmek için 6 eser kaleme alan yazar Hacı Özkal, asimlasyon politikalarına karşı dile sahip çıkma çağrısı yaptı

Dilin yoksa sende yoksun

Zazaca (Kirmanckî) lehçesinin korunması ve gelişmesi için birçok edebi çalışma yapan Mezopotamya Dil ve Kültür Araştırma Derneği (MED-DER) eğitimcilerinden yazar Hacı Özkal’ın kitap çalışmaları sürüyor.

Özkan, bugüne kadar “Ferhengê Kurdî-Tirkî” adıyla biri küçük, diğeri büyük 2 sözlük, “Gramer û Rastnuştişê Kurdî” adıyla bir gramer, “Rayerê Vaceyîşê Yê Mîyonê Rocî” adıyla bir günlük konuşma kılavuzu, “Ferhengê Qewl û Wateyê Verînon” adıyla deyimlerin yer aldığı bir eser ve “Hêvîya Seseron Rocobîyn (Yüzyıllık Umutla Başka Günlere)” adlı romanını okurlarıyla buluşturdu.

Eserlerini “yok olmaya yüz tutmuş dillerden” Kürtçe’nin Kirmanckî lehçesinde yazarak asimilasyona karşı direndiğini belirten Özkal, dile karşı bir inkârın söz konusu olduğunu belirtti. “Her zaman ezilenlerin dili ve yaşamı üzerinde muktedirlerin bir baskısı vardır” diyen Özkal, Kürtçenin eğitim dili olmaması nedeniyle her gün eridiğini ve asimilasyona uğradığını dile getirdi.

‘DİLE SAHİP ÇIKMALIYIZ’

Asimilasyon politikalarına karşı uyarılarda bulunan Özkal, “Sistemin dilimize ‘sahip’ çıkmasını beklememek gerek, dilimize sahip çıkmalıyız. Kendi dilimizde yazmalı, okumalı, konuşmalı ve öğrenmeliyiz. Kurmancî lehçesinde tablo çok da kötü değil. Televizyon kanalları var, bu kanallarda programlar yapılıyor. Yine gazete ve dergiler var. Nerdeyse 30 yıldır Kurmancî alanında önemli bir ilerleme oldu. Bir izleyici kitlesi oluştu. Bu kitle dilini geliştirdi. Bu programlar cesaret verdi” dedi. Bu süreçte bir bilincin açığa çıktığını ve Kirmanckînin de geliştiğine dikkat çeken Özkal, Kirmanckî yayımlanan birçok eserin olduğunu söyledi.

KÖY BOŞALTMALARIN DİLE ETKİSİ

Dilleri zayıflatan bir diğer etkenin de 1990’lı yıllarda köy boşaltmalarıyla başlayan göçün olduğuna dikkat çeken Özkal, “Bu göç halkın dilini oldukça etkiledi. Özellikle Zazaca konuşanlar daha fazla etkilendi. Şehirlere geldiler, Türkçe ve Kurmancî ile tanıştılar. Köyde iken yüzde 80 oranında Zazaca konuşurlarken, kentte Türkçe ve Kurmancî konuşmaya başladılar. Pazarda ve sokakta sürekli Türkçe ve Kurmancî ile karşılaştılar. Yani Zazaca eskiden ilk sırada iken, kentte bir anda 3’üncü sıraya düştü” ifadelerinde bulundu.

SÖZLÜĞÜNDE 6 BİN KELİME VAR

Özkal, anadilin önemi ve çalışmalarına dair şunları söyledi: “Birine neden Alman deriz, Almanca konuştuğu için. Birine neden Fransız deriz, Fransızca konuştuğu için. Eğer Kürtler gelecekte dillerini konuşmazlarsa, kendilerine ya Türk ya Arap ya da Fars denilecektir. Bu bağlamda ben de kendi çapımda bir sözlük hazırladım. İçinde yaklaşık 6 bin kelime var. Bu sözlük hem Zazaca ve Türkçe, hem de Zazaca ve Kurmancî’dir. Neden böyle bir çalışma hazırladım? Dil sadece benimle veya benim gibi yazarlarla kurtuluşa ermez. Çocuklarımız ve torunlarımızın da bu dili bilmesi gerekiyor. Bu sözlüğü onlar için hazırladım. Aynı zamanda Kurmancların da Zazaca öğrenmesi, iki lehçe arasındaki farkları görmesi için Zazaca-Kurmancî hazırladım.”

DİLİN 4 SACAYAĞI

Bir dilin farklı kentlerde ve dünyada dikkate alınabilmesi için 4 sacayağının olduğunu belirten Özkal, “Bunların birincisi sözlük, ikincisi dilbilgisi, üçüncüsü gramer ve dördüncü ise atasözleri ve deyimlerdir” dedi. Kirmanckî kaleme aldığı “Hêvîya Seseron Rocobîyn (Yüzyıllık Umutla Başka Günlere)” kitabına değinen Özkal, “Kitapta dört unsuru dikkate aldım. Dedelerim, babam, ben ve çocuklarım. Bütün bu unsurların yaşamı nasıl olmuş. Ne tür aşamalardan geçmişler, neler yaşamışlar. Avustralya’da bir dil vardı. O dili sadece bir kadın biliyordu. Kadın öldü ve o dil de öldü. Onunla birlikte bir halk da yok oldu. Muhakkak halk hala var. Ama asimile oldu” örneğiyle, dilin yaşatılmasının önemine vurgu yaptı.

‘DİLİN YOKSA SENDE YOKSUN’

Özkal, dilin bir miras olduğunu belirterek, “Halkımız atalarından aldığı bu mirası torunlarına veya sonraki kuşağa aktarmalıdır. Eğer dil yoksa, halk da yoktur. Eğer dilleri yoksa ‘Biz Kürdüz, Zazayız’ diyemezler. Bu açıdan halkımız kendi dilini tıpkı bir ekmek, hava veya su gibi görmeli, önem vermelidir” şeklinde konuştu.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum