Diyarbakır’dan dağlara uzanan bir efsane: Koçero nasıl “eşkıya” oldu?
1933 yılında Elîkan aşiretinin Koçer koluna bağlı, Diyarbakır’ın Silvan ilçesinin Koçer Helin (Silim) köyünde yaşayan Mehmet İhsan Kilit, on altı yaşındaki eşi Saliha’dan bir çocuğu olduğunda on sekizinde bir rençberdir.
Köye, ağa oğlu Halil’in eşine sarkıntılık ettiği dedikodusu yayılınca belaya bulaşmamak için köyü terk etmeye karar verir. Ayrılmadan önce ağa oğlu Halil’i uyarır: “Peşimizden gelme; gelirsen seni vururum” der.
Fazla geçmez; bir ay sonra, 1951’de, Halil’in kurşunlanmış bedeni Silvan’da bir sokakta bulunur.
Dönemin gazeteleri olayı yıllar sonra aynı çerçevede anlatır. Milliyet, 17 Mart 1962’de, “Sekiz yıl öncenin sakin adamını bugünün eşkıyası yapan söz” diye yazar. Cumhuriyet’in sonraki özetlerinde de aynı söz vardır: “Silvan’a gidiyorum; peşimize düşersen seni öldürürüm.”
Sonrasında Mehmet İhsan adı silinir; yerine “Koçero” geçer. Ailesini Suriye’ye taşır; on üç yıl dağlarda kalır. 1960’ların başında adı yalnızca Batman, Siirt, Kurtalan ve Garzan dağlarında değil; Ankara ve İstanbul manşetlerinde de yer alır.
29 Aralık 1961’de Cumhuriyet, Pervari’de eşkıyaların yakalandığından, Koçero’nun çemberi yarıp üç adamıyla kaçtığından, çavuş üniformasıyla dolaştığından, 500 jandarma tarafından takip edildiğinden bahseder.
Milliyet, 29 Ocak 1962’de, onu Beşiri ve Kurtalan çevresinde soygun yapan, birkaç kişiyi öldüren, idama mahkûm edilmiş bir firari olarak yazar.
Bir sonraki ay aynı gazete “Attan hızlı giden adam” der: Bir yerde fazla durmaz, onlarca kilometre yürür; uzaklık nedir bilmez. Sınır kaçakçılığından pay alır.
Öyle bir hâle gelir ki, 1 Ocak 1963’te Milliyet, Başbakan İsmet İnönü ile birlikte Koçero’yu “Yılın Adamı” ilan eder.
Time dergisi, 24 Temmuz 1964’te, onu Güneydoğu’nun en kötü şöhretli haydudu diye tanıtır. Otobüsleri durdurup ganimet aldığını; afyon, hayvan ve kumaş kaçakçılığına aracılık ettiğini yazar.
İçişleri Bakanı Sahir Kurutluoğlu’nun valileri ve komutanları topladığı bir yerde, Koçero’nun birkaç kilometre ötede araçları soyduğu söylenir. Bakan kısa süre sonra istifa eder.
17 Ekim 1963 tarihli Milliyet şöyle bir haber geçer: “Gelmiş geçmiş İçişleri Bakanları muvaffak olsalardı Koçero bulunacaktı. Şimdi artık sadece Koçero değil, İçişleri Bakanı da bulunamıyor.”
Halk arasında ise başka bir Koçero vardır. Ulusal basında “azılı katil” ya da “adi hırsız” imgesinin tersine, Koçero köylülerin gözünde soylu bir soyguncu olarak bilinir. Talihsiz alın yazısı yüzünden eşkıya olmuş; iyi, yakışıklı ve güçlü bir erkektir.
Köylülere göre Koçero’nun iyicil doğasının kanıtlarından biri, onun kadınlara yönelik davranışıdır: Harama uçkur çözdüğü, kadınlara kem gözle baktığı görülmemiştir. “Bacı” der kadınlara; başka bir şey demez…
Eski bakan Esat Kıratlıoğlu, Garzan yolunda soyulduğunu ama Koçero’nun “Sizde para çoktur, fakir halka yardım edin” dediğini gazetelere aktarır.
Gazeteler her soygun ve cinayeti onun üzerine yıkar; yakınları ise öldürdüğü insan sayısının “bir-iki kişiyi” geçmediğini söyler. Birisi dağa çıkmasına sebep olan Halil’dir; öteki, yakın arkadaşı Şerifo’yu namaz kılarken sırtından tüfekle vuran Alo’dur…
Son, 3 Temmuz 1964 gecesi saat 03.30 sıralarında gelir. Siirt’in Baykan ilçesindeki TPAO Petrol kampına maaş soygunu için gider. Bekçi, paraların ertesi gece geleceğini Kur’an üzerine yemin ederek söyler. Koçero geri döndüğünde jandarma pusudadır.
5 Temmuz 1964’te Milliyet gazetesi haberi manşetten verir:
“Koçero Batman’da öldürüldü. Cesedi dere yatağında bulundu. Göğsü fişeklikliydi; bir elinde kanlı mendil, ötekinde mavzer vardı.”
Yaygın rivayet, arkadaşı Ali Sevim’in kamp amirine nişan alırken onu yanlışlıkla vurduğu yönündedir.
Time Dergisi, yaralı halde kaçtığını ve iki gün sonra dere kenarında bulunduğunu yazar.
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.