DOLAR 8,5610
EURO 10,1604
ALTIN 499,71
BIST 1.361
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır 40°C
Sıcak
Diyarbakır
40°C
Sıcak
Cum 40°C
Cts 40°C
Paz 40°C
Pts 40°C

Video Haber: Popüler kültüre direnen meslek; Sahafçılık

Video Haber: Popüler kültüre direnen meslek; Sahafçılık

Popüler kültür ile birlikte değişen alışkanlıklar hayatın her alanında olduğu gibi kitap okuma alışkanlıkları ve kitap sektörünü de olumsuz etkiliyor. Tüketim kültürüne karşı direnen sahaflar, bir yandan ayakta kalmaya çalışırken, aynı zamanda teknolojiye karşı kitap sevgisini de diri tutmaya çalışıyorlar.

VİDEOYU İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Remziye ÇELİK/Yenigün Özel

DİYARBAKIR YENİGÜN – Eski ve ikinci el kitapları meraklısı ile buluşturan ve bu işin ticaretten daha çok, sevilerek yapıldığı sahaflık, günümüzde de devam ediyor. İkinci el, eski ve hatta kimi zaman hurdacıdan bile aldıkları kitapları okuyucuya ulaştıran sahaflar, günümüzde yok denecek kadar az sayıda olsa da ayakta kalabilmek için direniyor. Sahafların ortak kaygısı, ‘popüler’ ve ‘çok satan’ kaynakların daha çok talep edilmesi. Popüler kültürün etkisindeki okuyucunun fazlaca olduğunu belirten sahaflar, bir yandan da sahafçılık mesleğinin rağbet görmemesinden şikayetçi.

Varlığını modern teknolojiye rağmen sürdüren az sayıdaki sahafların yaşadığı sıkıntıları ve popüler kültür ile mücadelesini Yenigün Gazetesi okuyucuları için araştırdık. On beş yılı aşkın süredir sahafçılık yapan Ahmet Hanağası ve genç sahaf Lokman Rezzan ile sahafçılığın günümüzdeki durumunu konuştuk.

“Sahafçılık değil eski kitap işi”

Sahafçılığa bir arkadaşı sayesinde başladığını belirten Ahmet Hanağası şu an yaptıkları işe sahafçılık demenin doğru olmadığını, asıl yaptıkları işin ise eski kitap satmak olduğunu iddia ediyor;“Emekli öğretmenim. Arkadaşımın sahaf dükkanı açma fikri vardı. Böyle bir yer açalım diyordu. Kitap üzerine çalışırız, uğraşırız diyordu. Kendisi de kitapsever bir insandı ve sürekli okurdu. Bizim maceramız böyle başladı. Tabi o zamanın şartlarında kafamıza göre bir yer bulamadık. Sonra aynı muhitte küçük bir dükkanbulduk ve açtık. On beş sene öncesinden bahsediyorum…Sahafçı, kitabı iki yolla temin eder bana göre. Birincisi sana gelirler. İnsanlar kitap satmak için ya da değiştirmek için gelir. Bazıları da gelir ve ‘elimde kitap var ya da kitaplığım var’ veya ‘rahmetliden kalan kitaplar var. Bunlara bakar mısınız, değerlendirir misiniz?’diye gelirler. Biz de gider bakarız. Aklımıza yatarsa alırız. Bu iş böyledir. Sahaflık demek yanlış bana göre. Burada yaptığımız iş eski kitap. Eski kitap demek de yerine oturmuyor. İkinci el, kullanılmış kitaplar. Sahaflık deyince tarihi bir değeri olan, geçmiş değeri olan kitapların alınıp satıldığı, değiştirildiği mekan aklımıza geliyor. Ama biz ikinci el kullanılmış kitap alıp satıyoruz. Bizim yaptığımız iş bu. Dükkanımda eski kitap yok bulamazsanız. Nadirdir. Olsa ne olur? Talibi var mı deseniz o da yok. Ben şimdiye kadar ‘hocam bana falanca kitabın 1946 baskısı lazım’ diyen kimse çıkmadı.”

“Eski kitap kokusunu özledim diyen okuyucu kalmadı”

Dükkanına gelen okuyucuların eski kitap için gelmediğini, daha çok ucuz kitap bulma amacı için geldiğini söyleyen Hanağası, “Evet, sahafçılık mesleği yavaş yavaş ölüyor. Dükkanımda eski kitapların gidip yeni kitapların gelmesi bunun en büyük belirtisi. Bu işi devam ettirmek istiyorsan sen de yeni kitap satmaya başlamalısın. Bir yerlerden temin edebilirsen, kampanyalardan bulursan güncel, okura hitap edecek kitaplara dönüyorsun. Bu kez fazla eski kitap dagelmiyor. Okur kitlesi de değişiyor. Diyelim ki elindeki kitap iki sene önce aldığın kitap ise kitapla iki sene sonraki kitap birbirini tutmuyor. Güncelliği yakalayamıyorsun. Zaten sahafta güncelliği yakalayacaksın diye bir kaygı yok. Sen eskicisin.Gerçek bu. Eskiyi alacaksın, eskiyi satacaksın. İnsanlarda sana öyle gelecek. Ama mesela bize insanlar çok eski kitap için gelmiyor. Çok nadir olur. Eski kitap kokusunu özlemişim diyen çok nadir insan var. Burada ucuz kitap bulmak için geliyor insanlar” ifadelerini kullandı.

“Müşteri popüler kitapları talep ediyor”

Dükkanlarında her tür kitap bulundurduklarını söyleyen Hanağası ancak gelen müşterinin daha çok popüler, bilinen kitapları talep ettiğini söylüyor; “Biz roman-hikaye, psikoloji, bilimsel, tarih, felsefe kitapları bulunduruyoruz. Ama müşteri daha çok popüler kitapları talep ediyor. Tabi müşteri yelpazesi içerisinde branşlaşmış insanlar da var. Mesela tarihle ilgilenen ya da psikolojiyle, felsefeyle ilgilenenler var. Sayıları çok az da olsa bu tür müşterilerimiz de mevcut. Onun dışında popüler kitap var. Mesela bizim söylerken güldüğümüz, dudak büktüğümüz vampir serisi, güncel olan seriler var. Yakın zamanın yazarlar daha çok tercih ediliyor.”

“Sahaf dükkanı açma amacı daha sonra ticari oldu

Sahafçılığa ilk başladıkları yıllarda asıl amaçlarının kitap ve okuyucu olduğunu ancak zamanla geçim sıkıntısı telaşına düştükleri için amaçlarının ticarete dönüştüğünü ifade eden Hanağası, “Ben arkadaşımla ilk bu işe başlarken gerçekten sahaf dükkanı açma amacı içindeydim. Fakat daha sonra ticari oldu. Birinci yılımızı doldurduktan sonra ders kitabı alıp satmaya başladık. Sahafçılık diye bir şey kalmadı. Mecbursun çünkü. Kiranı, masrafını çıkarmak zorundasın. Bir beklentin var. Bizim çok da ihtiyacımız yoktu. Çalışıyorduk, maaşımız vardı. Dükkandan çok fazla da bir şey beklemiyorduk. Ama yine de beklenti olduğu için ders kitaplarının alım satımına başladık ve iş ticari oldu. Yine altını çizerek belirteyim ki, eski kitap veya ikinci el kitap ikinci planda kaldı. Öyle de devam ediyor” diye konuştu.

“Sahafın kitap seçme lüksü yok”

Sahaf festivallerini sorduğumuz Hanağası bu tür festivaller için yetersiz kaldıklarını belirtiyor.Sahafların kitap seçme lüksü bulunmadığını da söyleyen Hanağası sözlerini şöyle sürdürdü:

“Birkaç şehirde daha duymuştum. Ama olsa bile neye yarar ki. Benim elimde öyle bulunulmaz, nadir bir kitap yok ki. Götürüp neyi sergileyeyim. Oraya satmak için değil de tanıtmak için de gidilebilir. Tanıtım amaçlı stantlar olabilir. Sürekli burayı bilen de var. Özellikle gençler geliyor. Üniversite gençleri daha fazla.2-3 gün hiç satmadığımız günlerde alıyor. O gün sadece kitap almışızdır. Cebinizden para verip alıyorsunuz. Sahafta satılmayacak kitap yoktur. Öyle bir ilke de var. Sahaf her türlü kitabı alır. İstanbul gibi büyükşehirler buna bir örnektir. Depoları vardır. İçine girerseniz kaybolursunuz. Ama bizde öyle bir şey yok. İşin ticari boyutunu düşündüğümüz için seçici oluyoruz. Bunun alıcısı olur mu? Bunu satabilir miyim?’ diye düşünüyoruz. Halbuki kendime ‘sen sahafsın, kitap seçme lüksün yok’ diyemiyorum. Hiçbir sahaf da demiyor. Bir romanın 30-40 lirayı bulduğu şu dönemde sahafta 2 liraya kitap bulunmuyor. Depoya koysanız da kalacak. Yani bu sebeplerden dolayı bu şekilde devam ettiriyoruz.”

“Her kitabın bir okuyucusu vardır

Dört senedir sahaf işi yapan Lokman Rezzan, daha çok‘çok satanlara’ talebin olduğunu fakat her kitabın da muhakkak bir okuyucusunun bulunduğunu söyledi. Rezzan; “Açıkçası ben sahaflığı düşünüyorum diye değil de bir şeylere vakit ayırmak için başladım. Okul bitince yüksek lisansa başladım. Dükkan daha önce bir arkadaşın yeriydi. O bırakmak istiyordu. İşin içinde kitap olduğu için sevdim. Kafe gibi yerlerde çalışmayı da düşünmemiştim. İşe başlayınca da sevmeye başladım. İstanbul, İzmir, Ankara gibi büyükşehirlerde sahaflar neredeyse kitap satın almaz. Temin etme konusunda hiçbir sıkıntı çekmezler. Çok düşük fiyata bulurlar ya da eskiciler toplar getirir. Bazen biz de kitapları oradan temin ediyoruz. Bazen müşteri yeni çıkan bir kitabı bile direk sahafta bulurum ümidi ile gelip soruyor. Raflara bakıyorsunuz bazen hiç duymadığınız, bu kitabı kim okur dediğiniz kitap bile oluyor. Ama her kitabın bir okuyucusu vardır. Her kitap soruluyor. Ama yine de popüler kültür kendini gösteriyor. Maalesef talep,daha çok satan kitaplara oluyor” diye konuştu.

“Diyarbakır’da kitap bulmakta sıkıntı çekiyoruz”

Diyarbakır’da kitap bulma sıkıntısı çektiklerini söyleyen Rezzan,sahafçılık mesleğinin dijitale rağmen devam edeceğinin altını çiziyor. Rezzan; “Diyarbakır’da kitap bulmakta sıkıntı çekiyoruz. Temin ettiğimiz çoğu kitabı dışarıdan buluyoruz. Belki de yerimizin konumu ile ilgilidir. İlkin biz vardık. Son zamanlarda 3-4 sahaf açıldı. Nadir Kitap’la da birlikte bir canlanma oldu.Sahafçılık ticari bir yön de kazandı. Eskiden bu kadar çok sahaf da yoktu. Eskiden sahafçılık değil de kar amaçlı çalışılıyordu. Kitabı tekrar okuyucu ile buluşturmaktanziyade ticari bir amaçla başlanılmıştır. Kitap baskısı dursa bile sahafçılık devam eder. Bana göre kağıda basılmasa, dijitale dönüşse bile sahafçılık varlığını sürdürür. Çünkü geleneksel okuyucu var ve bitmez.

“Raflardaki kitapların tozları üstünüze bulaşmalı”

Okuyucunun raflardaki kitapları kendisinin seçmesi ve raflardaki tozların üzerine sinmesi gerektiğini vurgulayan Rezzan: “Dükkanımızın üst katı kafe olduğu için daha avantajlıyız. Eğer kafe olmasaydı sahaf bizi tek başınagötürmezdi. Sonbahar ve yaz başlarında satışlarımız daha fazla oluyor.Sürekli gelen müşterimiz de var. Bir şey sormadan gelip rafları dolaşır, kitaplarını toplar ve gider. Aslında tam da böyle olmalı.Kendiniz ararsınız; raflara, o toza bulaşırsınız.Üstünüze siner kitapların tozları.. Kitabı o zaman daha çok hissedersiniz. ‘İlk baskıyı almalıyım,onu bulacağım’ isteği bana göre lükse giriyor. İlk baskı da fiyatı belirliyor. İlk baskının maddi olarak da bir değeri vardır. Dört senedir buradayız ama konum olarak belki de yerimiz daha işlek bir yerde olsaydı daha fazla bir okuyucu gelirdi. Bu yüzden satışlardan pek memnun değiliz” dedi.

Sahaf festivalleri hakkında da konuşan Rezzan, böyle bir çalışma için Diyarbakır’ın yetersiz olduğunu ancak ileriki zamanlarda yapılabileceğinin mümkün olduğunu belirterek, “Diyarbakır’da sahaf festivali zor bir etkinlik olur. Çünkü gerçekten Diyarbakır’da saha yok denecek kadar az sayıda. Sayısı artmaya başladı ve artmaya devam ederse belki ilerisi için düşünülebilir. Böyle bir festival kent için de güzel olur” ifadelerini kullandı.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.