DOLAR 7,8228
EURO 9,4062
ALTIN 449,98
BIST 1.329
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Diyarbakır 14°C
Parçalı Bulutlu
Diyarbakır
14°C
Parçalı Bulutlu
Sal 13°C
Çar 14°C
Per 15°C
Cum 15°C

Kadın cinayetleri neden önlenemiyor?

Kadın cinayetleri neden önlenemiyor?

Türkiye’de neredeyse her gün bir kadın öldürülüyor. Caydırıcı olmayan cezalar kadınların yaşam hakkını elinden alıyor. Kadın kurumları tarafından yapılan tüm çalışmalara rağmen, kadın cinayetleri bir türlü önlenemiyor.  Şiddet ile mücadelede çok kıymetli kazanımların olduğunu, ancak bunların uygulanmadığını belirten Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezinden Avukat Hatice Demir, “Kadınlar defalarca adliyelerin, karakolların yolunu aşındırıyor, can güvenliği tehdidi altında olduklarını söylüyor. Fakat yargı, kolluk kuvvetleri bu şikayetleri ciddiye almıyor” dedi

Foto: Arşiv

 

Şehriban Eleftoz/ Yenigün Özel

DİYARBAKIR YENİGÜN -Türkiye’de neredeyse her gün bir kadın öldürülüyor. Caydırıcı olmayan cezalar kadınların yaşam hakkını elinden alıyor. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun Mayıs 2020 raporuna göre;  erkekler tarafından 21 kadın öldürüldü, 18 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu. Öldürülen 21 kadının 8′ i evli oldukları erkek, 2’si birlikte olduğu erkek, 3’ü tanıdık biri, 3’ü akraba, 1’i oğlu, 2′ si de tanımadığı biri tarafından öldürüldü. Kadınlar en çok evlerinde ve sokak ortasında öldürüldü. Türkiye’de kadın cinayetleri önlenemiyor, Kadınlar korunamıyor. Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezinden Avukat Hatice Demir ile kadın cinayetleri, kadın kazanımlarını ve yasalar karşısında kadınların durumunu konuştuk.

‘Şiddet ile mücadelede çok kıymetli kazanımlar var, ancak uygulanmıyor’

Mevcut düzenlemelerin kadınları koruması için yeterli olduğunu ancak uygulanmadığını ifade eden Hatice Demir, “Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmelerin bugünkü hale gelebilmesi için hem Türkiye’de hem dünyanın birçok yerinden kadın hareketlerinin büyük mücadelesi ve katkısı vardır. Bunlar kadın mücadelesinin kazanımları. Özellikle İstanbul Sözleşmesi’nin 2014 yılından itibaren yürürlüğe girmesi, Kadınlara Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin yürürlükte olması,  İstanbul Sözleşmesi’nden sonra 6284 sayılı kanununun çıkarılması, kadınların her türlü şiddet veya şiddet tehdidi karşısında korunması, bunların düzenlenmesi, kadınların korunması için belli mekanizmaların oluşturulması, bu mekanizmalar için personellerin yetiştirilmesi, toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimlerinden geçirilmesi, şiddet ile mücadelede tek adımda bütün işlemlerin yapılması, bunlar kadınlar açısından çok önemli ve kıymetli kazanımlar” dedi.

Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Merkezinden Avukat Hatice Demir

“Yargı uygulayıcıları kadınların deneyimini esas almıyor”

Yasaların etkin bir şekilde uygulanmadığını savunan Demir, “Biz problemi kanunların ve Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmelerin uygulanması aşamasında yaşıyoruz. Kanun şiddet gören ya da şiddet tehlikesi bulunana kadının, nasıl korunması gerektiğine dair sınırları çiziyor. Fakat uygulamada kadınların beyanları ciddiye alınmıyor, aile içi “mahrem” konular olarak  gösterilerek kadınlar şiddet gördüklei eve geri gönderiliyor. Şiddetle mücadele için çalışan devlet memurları arabuluculuk, barışma rolünü üstleniyor. Hem kolluk hem adli makamlar arabuluculuk yapıp, barıştırmaya çalışıyorlar. Kadınının maruz kaldığı şiddeti küçümsüyorlar, ciddiye almıyorlar yada kadının yalan söylediğini düşünüyorlar. Dolayısıyla bütün bu ön yargılar, bu pratikler kadınları korumasız bırakıyor. Bu pratikler aslında neyden kaynaklanıyor; hem yargı sistemi hem de yargı uygulayıcıları kadınların deneyimini esas almıyor. Kadınların toplumsal alandaki ikincil konumlarını esas almıyor,  erkeklerin deneyimini ve erkeklerin beyanını esas alıyor. Tabi bu erkek deneyimi de ataerkil kültürden besleniyor, ataerkil kültürün ön yargısını taşıyor. Bu nedenle kadınlar koruma alanlarından dışlanıyor ve korumasız kalıyor” diye konuştu.

‘Kadınlar, kendilerini koruması gereken yerlerden destek alamıyor’

Demir, kadınların sosyal medyada hak arama yoluna gitmelerinin nedenini şu sözlerle ifade ediyor;

“Mevcut yargının hantallığı, kadınları bürokratik işlemlere boğması ve kadınların can güvenliği riskini ciddiye almaması nedeniyle kadınlar sosyal medyada hak arama yoluna gidiyor. Kadınlar defalarca adliyelerin, karakolların yolunu aşındırıyor, can güvenliği tehdidi altında olduklarını söylüyor. Fakat yargı, kolluk kuvvetleri kadınların şikayetlerini ciddiye almıyor, kadınların haklarını merkeze almıyor. Her vaka için demiyorum. Titiz davrandıkları vakalar da var. Ama her başvuruyu ciddiye almıyorlar ya da bazı uygulayıcılar eliyle kadınlar kaderlerine terk ediliyor. Şiddet uygulayanlar bir yaptırıma maruz bırakılmıyor. Şiddet uygulayan erkekler; karakollardan, adiyelerden ellerini kollarını sallayarak çıktıkları için daha fazla cesaret alıyorlar. Kadınlar erkeklerin hakimiyetini kabul etmediği için, itiraz ettikleri için, şiddete dur deyip ayrılmak veya boşanmak istediklerinde, şiddet uygulayan erkekler daha fazla pervazılaşıp, şiddetin dozunu artırıyorlar. Biz hep şunu söylüyoruz; bu yapısal bir sorun, sistematik bir sorun ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanıyor. Çünkü bunlar telik ya da münferit vakalardan ibaret değil. Sistematiktir. Sistematik şiddet ile kadını sindirmek, yerinde tutmak, karar almasını engellemek, yeni bir hayat kurmasını önlemek uygulanıyor. Kadınlar kendilerini koruması gereken yerlerden bir korunmayla çıkmadıkları için saldırıya daha da açık hala geliyorlar ve artık son çare sosyal medya üzerinden bir kamuoyu oluşturarak seslerini duyarmak ve bir duyarlılık geliştirmek istiyorlar. Ancak kamuoyunda oluşan tepkiler üzerine bazı vakaların adli mercileri harekete geçirebildiğini görebiliyoruz. Çünkü bu bir basınç işlevi görüyor aynı zamanda kadınlar için bir hak arama yöntemi ve sosyal medya aktivizmi olarak görülüyor.”

‘Kadına yönelik cinayet dosyalarının %45’inde iyi hal indirimi’

Yargının tutumunda, erkeğin zihniyetini esas aldığını ifade eden Demir,  “Kadınlar bir suça maruz kaldığında yakınmalarını ciddiye almıyor,  zamanında etkili ve caydırıcı işlem yapılmıyor. Kadın şiddetle o kadar çok baş başa kalıyor ki yargı en son cinayet işledikten sonra devreye giriyor. Yanı yargı bu haliyle sadece sonuçla ilgileniyor.  Kadın cinayetlerinden sonra zaten kadının korunabilecek bir hali kalmıyor, varlığı ortadan kalkıyor. Türkiye’de işlenen  cinayetlerin hepsinin sığındığı argümanların benzer olması tesadüf değildir. Erkeklerin şiddeti meşrulaştırma gerekçeleri ortak; sözümü dinlemedi, bana itaat etmedi, gece dışarı çıktı, şöyle giyindi, yemek yapmam dedi yada aldatıldım gibi kadının insan haklarını ihlal eden argümanlar.. Ve bu gerekçeler maalesef yargı uygulayıcıları tarafından dinleniyor, zaman zaman meşru kabul ediliyor.  Türkiye’de CHP’nin yaptığı bir araştırmaya göre; kadına yönelik şiddet, kadına yönelik cinayet dosyalarının %45’inde haksız tahrik ve iyi hal indirimleri uygulanmış. Bu ne demek;  şiddet uygulayan erkeklerin kendilerini savunmak için ileri sürdüğü taktiklerin yargı tarafından değerlendirildiği ve  geçerli kabul edildiği anlamına geliyor” diye kaydetti.

‘Şiddet eyleminin gerekçesi olamaz’

Demir, “Türkiye,  İstanbul Sözleşmesi’ne ve CEDAW’a taraf bir ülke. Bu sözleşmelerin  kadınların hak ve özgürlükleri alanında koyduğu bütün kriterler, anayasanın bile üzerinde bir yerdedir uygulama açısından. İstanbul Sözleşmesi diyor ki; kadına yönelik şiddet vakalarında, failin fiilini meşrulaştırmak için ileri sürdüğü hiçbir argüman ceza indirimi olarak kabul edemezsin. Namusa mı dayanıyor kabul edemezsin, yaşam biçimine mi dayanıyor kabul edemezsin, gelenek ve göreneklere, dine mi dayanıyor kabul edemezsin, hiç bir şekilde şiddet olaylarındaki bu gerekçeler ceza indirimi olamaz. Aksine ağırlaştırıcı sebep unsuru olmalı diyor. Fakat Türkiye’de bu uygulanırken yargı uygulayıcıların kafasındaki o kalıplar, ön yargılar, erkeklerin deneyimini ve kültürünü esas alan, varlığı ortadan kaldırılan kadınların haklarını gözetmeyen, şiddete maruz kalan kadının haklarını merkeze almayan bir yerden yaklaştıkları için erkekler bu indirimi alabiliyor” dedi.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

"Bu internet sitesi, Avrupa Birliği’nin maddi desteği ile oluşturulmuştur ve sürdürülmektedir. İçerik tamamıyla diyarbakiryenigun.com sorumluluğu altındadır ve Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmak zorunda değildir."