Diyarbakır Yenigün

Diyarbakırlıların ortak isyanı: Tedbirsizlik

Diyarbakırlıların ortak isyanı: Tedbirsizlik
23 Ağustos 2020 - 20:15

Tüm dünyayı etkisi altına alan Koronavirüs salgına karşı verilen mücadele devam ederken, kentte her geçen gün artan vaka sayısı vatandaşları tedirgin ediyor. İkinci dalga endişesinin yaşandığı kentte vatandaşlar, en çok tedbirsizlikten dem vuruyor. Şehirde sosyal mesafe kuralı ile maske takma gibi tedbirlerin hiç sayıldığını belirten Diyarbakırlılar, düğün ve taziye gibi yerlerden uzak durulmasını istiyor. Yetkililerden ziyade halkın kendi tedbirlerini alıp hareket etmesi gerektiğini vurgulayan vatandaşlar, “Bir toplumun kendi kendini yönetmesi gerekiyor kısıtlamalara gerek kalmamalıdır” dedi

İlknur Fidan/Yenigün Özel

DİYARBAKIR YENİGÜN – Diyarbakır’da normalleşme süreci ile birlikte vaka sayısı hızla artmaya devam ediyor.  Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, vaka  sayılarında ciddi yükselmeler meydana gelen 5 ilden biri olarak Diyarbakır’ı işaret ederken,  kentteki bazı sivil toplum örgütleri ise hastanelerde yer kalmadığını belirtiyor. Koronavirüs artışını önlemek amacıyla Sağlık Bakanı, STK’lar ve parti temsilcileri vatandaşların tedbirli olması konusunda her gün uyarılarda bulunuyor. Hükümet yetkilileri vatandaştan tedbirli olmasını istiyor, peki vatandaş hükümetten ne istiyor? Yenigün Gazetesi olarak kentte artan vaka sayılarının nedenlerini ve vatandaşların yetkililerden beklentilerin ne yönde olduğunu sorduk.

Mehmet Başbuğu

‘Yetkililer tekrar sokağa çıkma yasağı getirmeli’

Kentteki artış vakalarına ilişkin gazetemize konuşan Mehmet Başbuğu (26) genç olmasına rağmen Diyarbakır’da genç grupların salgının yayılmasına neden olduğunu düşündüğünü söyledi. Başbuğu, “Herkes dışarıda kimse önlem almıyor. Mecburi olmasa ben de çıkmazdım. Koronavirüsün çoğalmasının nedenlerinin başında sosyal mesafe ve maske kuralına uymamaları geliyor. Şu an etrafa baktığımızda bunu görebiliyoruz. Benim düşüncem yetkililerin tekrardan sokağa çıkma yasağının uygulamalarının başlatmaları ve bazı iş yerlerini tekrardan kapatmaları. Eğer cafe, kahve gibi oturma alanları kapatılırsa tekrardan ciddi bir şekilde vaka sayılarında azalma olacağını düşünüyorum.”dedi.

Salih Sayın

‘Düğün ve taziyelere gitmek çok anlamsız!’

İnsanların bilinçli olması gerektiğini belirten Salih Sayın adlı vatandaş ise eğlence alanlarındaki tedbirsizlikten dolayı vaka sayılarının artığını vurguladı. Sayın; “Diyarbakır’da biliyorsunuz ki öncelikle düğün ve taziyeler ön plana çıkıyor.  İnsanlar biraz bilinçli olsa hem bu kadar vaka sayısı artmaz hem de virüs ortadan daha çabuk kalkar. İnsanlarımız bu konuda çok bilinçsiz düğün ve taziyelere gitmelerini çok anlamsız buluyorum. Bir şekilde tedbir aldıklarını düşünüyorlar ama ne olursa olsun vaka sayılarındaki azalış için daha duyarlı olmaları gerekiyor. Önceden yapılan yasakların tekrardan uygulamalarını doğru olacağını düşünüyorum. Şu an 65 yaş ve üsttü vatandaşlarımıza bazı kısıtlamalar getirildi bu kısıtlamaların gençlerde özellikle uygulamaları gerekiyor. Şu anda tüm cafeler açık tamam açık olmalı belki de ama sosyal mesafe kuralları hiçe sayılıyor. Kaç defa şahit oldum oturma düzenlerinde dikkat etmeye çalışsalar bile mesafeyi koruyamıyorlar. Yetkililerin daha çok halka karşı ellerini taşın altına koyup eğlence yerleri, toplu taşıma alanları gibi yerlere daha önem vermeleri gerekiyor.” diye ifade etti.

Erhan Demir

‘Yurtdışından gelenlere yasak olmalıydı!’

Ülkeye girişlerin yasaklanması gerektiği söyleyen Erhan Demir adlı vatandaş ise; “İnsanlar hiçbir zaman sosyal mesafe kurallarına dikkat etmiyor. Koronavirüsü öyle bir virüs ki 10 metre 50 metre yakınında duran birine bulaşabiliyor. Maske kullanmayan birçok vatandaş var. Özellikle maske kullanıma çok önem göstermeleri gerekiyor. Dikkat ediyorum fırın, alışveriş merkezi, toplu taşıma araçları, banka, pazarlar gibi insan yoğunluğunun çok olduğu anlamda sosyal mesafe kuralı ve maske kullanıma önem verilmiyor. Dikkat edilmediği içinde bir insandan 50 insana kadar da bulaşıyor. Böyle olduğu sürece sayıların daha çok artacağını düşünüyorum. Her geçen gün vaka sayıların arttığını ve hastanelerde yer kalmadığını duyuyoruz. İnsanların bunun önüne geçmesi için iyi bir şekilde önlem almaları gerekiyor. virüs ilk çıktığında Türkiye’nin önlem alması gerekiyordu. Özellikle yurt dışından gelen uçakların Türkiye’ye giriş yapmamaları gerekiyordu. 10 kişi için bir milyon insan riske girdi. Yurtdışından gelenlerin izni en baştan verilmemeliydi, engellenmeliydi. Bu virüs aşı bulunduktan sonra bir neticeye vardıktan sonra giriş izinleri olmalıydı. Eğer böyle olsaydı şu anda Türkiye’de insanlar rahat bir şekilde sokaklarda geziyor olacaktı, alışverişlerini yapacaklardı. Yurtdışından, hactan gelenler ateşi belli olmasın diye ağrı kesici alıp ülkeye geldiler. Böyle olunca da virüs ister istemez insandan insana bulaştı. Cezai işlemlerin uygulandığına birçok defa şahit oldum ama bu sadece bir kişi değil binlerce insanı ilgilendiriyor. Bu yüzden uygulanan cazaların daha ağırlaştırmalarını veya hafifleştirerek yetkililerin güzel bir çözüm yapmalarını istiyor ve bekliyorum.”diye kaydetti.

Sinan Aydın

‘Her şeyi devletten beklenmemeli herkes üstüne düşen görevi yapmalı’

Yetkililerden ziyade halkın kendi tedbirlerini alıp hareket etmeleri gerektiğini savunan Sinan Aydın; “Ülkemizde ve memleketimizde kültür eksikliği var. Sosyal etkinlikler açısından birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için diyerek bu kelime altındaki manayı anlayıp hareket etmeliyiz.  Genç, yaşlı, çocuk, orta yaşlı fark etmeksizin herkesin yaşam biçimi farklıdır ama toplu genelinde herkes birbirine saygı duymalıdır. Eğlence mekanlarında, yeme içme yerlerinde, camilerde sosyal mesafe kurallarına dikkat edilmiyor. Buna çözüm olarak belediye anons yapabilir. Sürekli camilerde uyarı çağrıları yapılabilir. Herkes üzerine düşen görevi yapmalıdır. Öncelikle halkın hassas davranması gerekiyor. Dışarı çıkan, alışverişe giden, hastane ziyaretinde bulunan, yaşlı ziyaretlerine gidenlerin çok dikkat etmesi gerekiyor. Kitlesel olarak yetkililerin;  cep telefonlarıyla, mesaj, ilan, cami hoparlörleriyle sürekli uyarılarda bulunmalarında fayda var. Önceki zamanlarda birçok kısıtlama ve yasaklar oldu ama ekonomik anlamda zorlanmalar yaşandı. Bir insanın alım gücü olmalı bir çarkın dönmesi gerekiyor halk çalışmadığı müddetçe aç olan insan her zaman kötülüklere meyil gösterebilir. Bu da sosyal bir yaranın daha derinleşmesi anlamına gelir. Her şeyi devletten beklemek mümkün ve doğru değil. Mart ayında gerçekleştirilen uygulamalar tekrardan olursa düzeltmek yerine daha çok bozulur. Ekonomik çarklar çöktü,  turizm sektörü açılmasaydı Türkiye batardı. Herkesin bir akış nehri vardır sürüklenme şekli vardır. Almanya örneği gibi çalışan lokomotif sektörü daima faal olursa arkadaki vagonlar peşi sıra yürür. Başka bir şekilde yürümesi mümkün değil.” şeklinde konuştu.

Halil İbrahim İktor

‘Tedbir alınmazsa çocuğumu okula göndermeyeceğim!’

Diyarbakır’da pazarcılık yapan Halil İbrahim İktor, hastalığın her an bulaşabileceğini ifade ederek şu sözlere yer verdi:

“Diyarbakır’da bizim köy küçük olmasına rağmen her 100 kişiden 10’u korona hastalığına yakalandı. Birçoğu grip olduğunu düşünüp test yaptıktan sonra korona olduğunu anlıyor. Dün fakülteye gittim doktor bana hastanemizde yer yok dedi. Tedbirsizlikten dolayı vaka sayıları arttı. Benim bir tanıdığım hem kanser hem de koronavirüs hastası ama hiçbir şekilde yer bulamadıklarını söylemişlerdi. Ben de bir pazar çalışanı olarak her zaman görüyorum maske taksalar bile ister istemez bir temas halinde oluyorlar. Buradan geçenlerin hastalıklı olup olmadığını bilmiyoruz bir öksürük dahi olsa kapmış olabilme ihtimali var. Uzmanlarda zaten açıklamalar yaptı %80  hafif bir şekilde de olsa atlatacak diye. Diyarbakır’da vaka sayılarının artışın en büyük problemi düğün ve taziyelerine gitmeleridir. Herkes ben de hastalık yok diyip umursamıyor. Hiçbir şey yokmuş gibi davranıyorlar. Kimse bilemez virüsü kapıp kapmadığını, benim tanıdığım iki kişi düğüne gidip koronaya yakalanıp vefat etti. Onlardan biri 32 yaşında 5 çocuk babasıydı ve hastalığının üçüncü gününde vefat etti. Özellikle düğün ve taziyeler konusuna daha önem gösterilmelidir. Ve eğitim anlamında çocuklarım acısından çok korkuyorum düzgün bir şekilde tedbir alınmasa ben çocuklarımı okula göndermeyi düşünmüyorum. Çünkü büyük anlamda tehlikeli bir şekilde risk taşıyan yerlerden biri okullardır. Çocuklar tam olarak temizlik kurallarını bilmiyorlar, yüzlerce çocuk yan yana gelince oyun oynamak ister.  Maske takmayı ihmal eder. Böyle olunca daha çok vaka sayıları artar ve ölüm oranları yükselir.”

Şeref Uçar

‘Bir toplumun kendi kendini yönetmesi gerekiyor’

Vatandaşların dikkatsizliğinden kaynaklı virüsün bu denli yayıldığının altını çizen Şeref Uçar; “Vatandaş dikkat etseydi bu kadar yayılmazdı. Birçok kişide korku yok çünkü sadece hastalık taşıyan insanlarda risk olduğunu düşünüyorlar. Şehrimiz havası iyi Pazar gibi açık alanlarda daha az risk var ama market gibi kapalı alanlarda klima açtıklarında daha tehlikeli oluyor ve birine bulaşınca diğer herkese de bulaşmış oluyor. Bana göre bu süreçte küçük esnaflarda alışveriş yapmak büyük marketlere oranla daha güvenli. Öncelerinde tedbir amaçlı kısıtlamalar yapıldı ama bizim ülkede kısıtlamalar yapıldığında zarar görülüyor. Hem kişisel hem de ekonomik anlamda. Önemli olan dikkat etmeli ve tedbiri elden bırakmamalı. Bir toplu taşıma aracında şoför yolcuyu alsa bile çok kişi olduğunu görüp kendi düşünüp binmemeli. Bir toplumun kendi kendini yönetmesi gerekiyor kısıtlamalara gerek kalmamalıdır. Duygu, düşünce, maddi, manevi her türlü ülkenin geleceğini düşünmeliyiz.” dedi.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız. - - Diyarbakır Web Tasarım