Diyarbakır ve çevresinde yıllardır süregelen bir anlayış ve vesayet çarkı işliyor. Belediyelerde halkın gözü önünde tartışmaya açılan imar kararları, kent odalarında toplanan kaynakların kentin gerçek ihtiyaçlarına hizmet etmeyen işlere harcanması ve oda seçimlerinde yaşanan tartışmalı süreçler…
Tüm bu durumlar karşısında kent halkı tepkisini dile getirmeye çalışırken, adaletin ve hakkın en büyük kalesi olması gereken Diyarbakır Barosu ne yazık ki siyasetin ve belirli odakların gölgesinde kaldı. Mevcut anlayışın, belirli zümreler, parti ve futbol takımları üzerinden kurulan tekelci yapının etrafında şekillenen bu çember; kentin gerçek sorunlarına, halkın uğradığı haksızlıklara ve yaşanan aksaklıklara karşı kulaklarını tıkadı.
Özellikle eski baro yönetimi, bu güç odaklarının ve siyasi vesayetin baskısından sıyrılamamış; mazlumun yanında durmak yerine susmayı, tarafsızlığını yitirip belirli bir çizginin gölgesinde kalmayı tercih etmiştir. Halkın hakkını savunmak yerine bu yapılara ses çıkaramayan anlayış, Baro’yu her geçen gün kentin ve hukukun tarafsız vicdanı olmaktan uzaklaştırmıştır.
Ancak Diyarbakır’ın bağımsız avukatları bu gidişata daha fazla seyirci kalmadı. Kentteki bu sessizlik kültürüne karşı sandıkta en net cevabı verdi. Eski baro yönetiminin bu pasifliğine, vesayetçi ve taraflı tutumuna tarihi bir mesaj verildi!
İşte bu yüzden Diyarbakır Barosu’nda yaşanan bu değişim, sıradan bir seçim zaferi değildir; kentteki tekelci anlayışa karşı hukukun ve bağımsızlığın ilanından ibarettir.
Vesayetçi yapıların çözülmesi, baroların siyasetin ve kulislerin değil, yalnızca hukukun ve halkın emrinde olması adına dik ve onurlu bir duruş sergileyen tüm avukatlarımızı yürekten kutluyorum.