Mesut Fidançiçek yazdı | Suyun akışını değiştiren rant: Diyarbakır nereye gidiyor?

Mesut Fidançiçek yazdı | Suyun akışını değiştiren rant: Diyarbakır nereye gidiyor?

Diyarbakır’da bir süreden beri bilinen bir olay, ulusal bir gazetede yeniden gündem haline getirilince Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi açıklama yapma gereği duydu.

Haberin ilk ortaya çıkışı 16 Aralık 2025 tarihli Sözcü Gazetesi’nden Özgür Cebe imzalı. İkinci haber yine Özgür Cebe’ye ait ve 19 Ocak 2026 tarihinde yayınlanmış.

Açıklamaya gerekçe olan son haber Korkusuz Gazetesi’nde yayınlandı. Haberin bazı sosyal medya hesapları üzerinden gündemde tutulması ve CHP milletvekili Sezgin Tanrıkılu’nun sosyal medya üzerinden yaptığı uyarı sonrası Büyükşehir tarafından açıklama yapma ihtiyacı doğurdu.

Genel Sekreter Serdar Bakıroğlu imzalı açıklamada iddialar yalanlanmazken, yapılan plan değişikliklerinin "kamu yararı ve yasal mevzuat" çerçevesinde olduğu savunuldu.

Açıklama sonrası CHP Diyarbakır milletvekili Sezgin Tanrıkulu, belediyenin kamuoyunu tatmin edecek düzeyde bilgi vermediğini söyledi.

Benzer olaylarda yüksek sesle tepkilerini dillendirebilecek olan belli yapılar ve şahsiyetler ise sessiz kalmayı tercih ettiler.

Yaşananlar, yerel yönetimlerde kişiye özel imtiyazların, ailevi ilişkilerin ve rant/çıkar odaklı anlayışın ulaştığı boyutları bir kez daha gözler önüne serdi.

Kentin en gözde, en değerli yerinde imara uygun olmayan, altından koskoca bir içme suyu ana kanalı geçen bir arsa var. Normal şartlarda, yasal mevzuat gereği bu tür hayati altyapı borularının geçtiği alanlar imar yapılmamış dahi olsa park, yol veya kaldırım olarak kamuya terk edilmek zorundadır. Yasalar, ‘Tesis veya binaların altından kesinlikle bu tür hatlar geçirilemez’ diyor.

Ancak gelin görün ki, mevzuat, söz konusu arsa sahibinin ilişkileri karşısında adeta ters yüz ediliyor. Arsa sahibinin eşinin, Büyükşehir Belediyesi İmar Dairesi’nde Şube Müdürü olarak görev yaptığı ve bu devasa "operasyonu" bizzat ilk elden takip ettiği iddia ediliyor. Kamuyu, yasayı, şehri koruması için o koltukta oturan bürokratın, iddialara göre önceliği kendi ailesine muazzam bir servet kapısı açmak olmuş.

Bunu bir kişinin tek başına yaptığını düşünmek en hafif tabirle saflık olur. Bu gibi akçeli işler bir kişinin inisiyatifiyle olacak işler değil. Bunu biliyoruz!

Sırf bir aileye, bir müteahhide alan açılsın diye, koskoca bir içme suyu ana kanalının yönü değiştiriliyor. Bu deplase işlemi yapılırken bölgedeki yüzlerce, binlerce konut günlerce susuzluğa mahkum ediliyor. İnsanlar evlerinde bir yudum temiz suya hasret kalırken, yer altında hummalı bir rant çalışması yürütülüyor: Suyun yönü değiştiriliyor, arsa temizleniyor ve ardından imar durumu jet hızıyla artırılıyor!

İmar değişikliğiyle tek bir seferde arsa sahiplerine sağlanan rantın tam 50 milyon dolar (Yaklaşık 2 milyar 300 milyon TL) olduğu ileri sürülüyor. Buna karşılık, o su kanalının ve kanalizasyon altyapısının yerini değiştirmek için belediyenin, yine halkın cebinden çıkan kamu kaynağı ise 30 milyon TL! Yani halkın parası başkasını zengin etmek için kullanılmış. Daha sonra açılan davalarda bilirkişi raporlarının da ortaya koyduğu üzere, yüzde 30’luk gizli emsallerle harici alanlar yüzde 60’lara fırlatılıyor, kural tanımayan devasa bir inşaat yükseliyor.

Her şey bir yana en can acıtanı ise halk belediyeciliği iddiasında olan partiye ait belediyenin bunları yapması.

İrfan Aktan geçtiğimiz günlerde Diyarbakır’daki çeteleşme, tefecilik olayları üzerinden kentteki yozlaşmayı ele alan ‘Ve çeteler Diyarbakır’da’ başlıklı röportajın sonunda tam olarak şunları söyledi: "Diyarbakır hızla büyüyor, ancak dramatik bir sınıfsal ayrışma var. Hızla zenginleşen bir zümre ve görünmez hale getirilen büyük bir nüfus var. Yoksullar, Kürt davasının sahibiydi. Artık Diyarbakır'ın en zengini, en yurtsever oldu. Yoksulların elinden bu dava da çalındı. Bu, umutsuzluk ve inançsızlık yaratıyor"

Asıl büyük kırılma da tam bu noktada başlıyor. İrfan Aktan’ın işaret ettiği o "hızla zenginleşen ve davanın yeni sahibi olan" zümre, aslında kentin genel bir ahlakla ördüğü kolektif hafızasını ve adalet duygusunu yerle bir ediyor.

Suyun akışını değiştiren, kupon arazilerden milyon dolarlık rant devşiren bu yeni elitler; sadece bir altyapı borusunun yerini değiştirmekle kalmıyor, bu halkın yıllardır ağır bedeller ödeyerek büyüttüğü yerel yönetim ahlakının da eksenini kaydırıyor. Halk belediyeciliği iddiasıyla yola çıkanların, günü kurtarmak adına teknik mevzuatlara sığınıp somut usulsüzlük iddialarına kulak tıkaması, Diyarbakır sokaklarındaki yoksul çoğunluğun inancına ağır darbeler indiriyor.

Diyarbakır, altı oyulan adalet duygusu ve fütursuzca büyüyen rant çarkları arasında artık dikiş tutmaz bir açık yara haline geliyor. En acısı da kentin ve insanının çıkarlarını korumak için o koltuklarda oturanların, hesap vermek, şeffaf bir soruşturma açmak yerine, eksik açıklamalarla kendi halkının aklıyla alay etmesi, eleştirenlere parmak sallamasıdır. Eğer bugün bir içme suyu kanalının yönü halkı susuz bırakma pahasına bir ailenin serveti için değiştirilebiliyor ve bunun hesabı sorulamıyorsa; sormak gerekir: Diyarbakır gerçekten nereye gidiyor ve biz bu yozlaşmanın neresinde duruyoruz?

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri