İnsan bazen bir fotoğrafa bakar ve hiçbir siyasi, inançsal ya da ideolojik açıklamanın anlatamayacağı kadar çok şey hisseder.
Benim zihnimde saç örgüsü tam da böyle bir görüntüye dönüştü: Bir kadın savaşçının, bir gerillanın -adına ne derseniz deyin- cansız bedenine yönelik insanlık dışı bir muamelenin, bir kadının saçında sembolleşmesi…
Hemşire İkra Avcı’nın ördüğü saçın yarattığı etki tam olarak buydu. Bir fotoğraftan fazlasıydı. Bir çaresizliğin, bir itirazın ve belki de söylenemeyen sözlerin sessiz görüntüsüydü.
İkra Avcı hakkında açılan davada beraat kararı verilmiş olmasına rağmen, idari süreç sonunda meslekten ihraç edildi. İşte tam da burada, mesele artık yalnızca İkra Avcı’nın kişisel hikâyesi olmaktan çıkıyor.
Asıl soru şu: Bir hemşirenin saçını örmesi, bir kamu görevlisinin görevini kötüye kullanması olarak değerlendirilebilir mi?
Elbette bu tercihin arkasında siyasi bir düşünce, bir dayanışma duygusu ya da bir protesto biçimi bulunabilir. İnsanlar bunu beğenmeyebilir, eleştirebilir ve hatta yanlış da bulabilir.
Fakat demokratik toplumların gerçek sınavı da zaten burada başlamıyor mu?
Demokrasi, yalnızca bizim doğru bulduğumuz düşüncelerin özgürce ifade edilebildiği bir düzen değildir. Asıl mesele, bize uzak gelen, hatta bizi rahatsız eden düşüncelerin de hukuk içinde var olabilmesidir.
Toplumun bir kesiminin hassasiyetini sürekli diğer kesiminin kaygılarının önüne koyduğumuzda, yalnızca bir kişiyi değil, birlikte yaşama duygusunu da yaralıyoruz.
Çünkü bugün birinin sembolü, yarın bir başkasının özgürlüğü olabilir.
İnsanların siyasi tercihlerinden, inançlarından ya da kimliklerinden bağımsız olarak kamusal alanda nasıl davranmaları gerektiği elbette tartışılabilir. Kamu görevlilerinin sorumlulukları da vardır. Ancak bu sorumlulukların sınırları belirlenirken ölçülülük, hukuk ve adalet duygusu göz ardı edilmemelidir.
Hele ki ortada bir ceza yargılaması sonucunda verilmiş beraat kararı varsa, ardından gelen idari yaptırımın toplumda yeni sorular doğurması kaçınılmazdır.
İnsanın zihninde ister istemez şu soru beliriyor: Hukuk nerede bitiyor, idari takdir nerede başlıyor?
Bir kişi mahkeme önünde suçsuz bulunmuşsa, aynı olay nedeniyle mesleğinden ihraç edilmesi toplumun adalet duygusunda nasıl bir karşılık bulur?
Burada mesele, İkra Avcı’nın yaptığı tercihin doğru veya yanlış olup olmadığından daha büyük.
Mesele, farklı düşüncelere sahip insanların aynı toplumda, birbirlerinin varlığını tehdit olarak görmeden yaşayabilmesidir.
Bir kadın saçını örerek bir acıya, bir savaşa, bir ölüme veya bir haksızlığa tepki gösteriyorsa; o sembolün anlamını kabul etmek zorunda değiliz. Onu anlamaya çalışmak, demokratik olmanın gereğidir.
Çünkü bazen bir fotoğraf, uzun siyasi tartışmalardan daha fazla şey anlatır.
Bir saç örgüsü, bir başkasına göre yalnızca saçtır.
Bir başkası içinse savaşın, ölümün, çaresizliğin ve itirazın sembolüdür.
…
Türkiye bugün çok daha büyük bir eşiğin önünde duruyor.
Toplumsal barıştan söz ediyoruz. Birbirimizin acısını anlamaktan, geçmişin yaralarını sarmaktan, farklılıklarımızla birlikte yaşamaktan söz ediyoruz.
Öyleyse tam da böyle bir dönemde, birbirimizin sembollerine ve hassasiyetlerine tahammül etmeyi öğrenmek zorundayız.
Çünkü toplumsal barış yalnızca masalarda yapılan siyasi görüşmelerle kurulmaz.
Birbirimizin acısını küçümsememekle, öfkesini anlamaya çalışmakla, farklılığından korkmamakla kurulur.
İkra Avcı’nın saç örgüsünü dayanışmanın, itirazın ve savaş suçlarına karşı sessiz kalmamanın sembolü olarak görmek mümkün.
Bir başkası aynı örgüye bambaşka bir anlam yükleyebilir.
Ama bütün bu farklı anlamların ortasında değişmemesi gereken tek şey vardır: Adalet duygusu.
Kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Nasıl bir toplumsal barış istiyoruz?
Sadece bizim acılarımızın görüldüğü, bizim sembollerimizin kabul edildiği bir barış mı?
Yoksa başkasının acısını da duyabildiğimiz, başkasının sembolüne katılmasak bile onun var olma hakkını savunabildiğimiz bir barış mı?
Sanırım gerçek sınav tam da burada başlıyor.
Ve bazen bütün bu soruları anlatmak için uzun cümlelere bile gerek kalmıyor.
Bir saç örgüsü yetiyor.