Bugün hiçbir şekilde koruma içgüdüsüyle davranıp duvarlar örmeyeceğim. Daha evvel yazılarıma rastgelen insanlar zaten beni biliyorlar. İlk defa okuyacak olanlara tavsiyem; siz bana ne derseniz ben o'yum. Neden mi?
Milyonlarca gözden akan yaş bu sefer tarih olmaya çok yakın. Süreçler ötesi bir müzakere hayata geçiyor. Yasanın gerçekleşmesi herkesi son kez gözyaşına boğacak. Bunlar kendi içinde üçe ayrılacak: Birinci kısım mutluluktan ağlayacak, onlara sarılın. İkinci kısım kayıplarının acısıyla öfkeden ağlayacak, onları anlayın. Üçüncü kısım nasıl kalıcı barış inşa edilebilir diye kahırdan ağlayacak, onlardan uzak durun.
Peki, kalıcı barışın ötesinde neler sağlayacak bu yasa? Temel başlıkların üzerinde durmak daha sağlıklı bir veri edinmek için en büyük gereklilik.
Çerçeve yasa gerçek dünya parametrelerinin bir dışavurumudur. Gelişi güzel bir olgu olmaktan çıkıp zorunlu bir ihtiyaç olduğunu haykırmaktadır. Acıların açılarını ölçüp usta vatanperverlere duvar ördürme halidir. Memleketin fizibilitesi ve kâr-zarar dengesidir. Geleceğin aydınlık olması için kaynakların doğru yerlere aktarılmasıdır.
İspanya bu gerçekle 59 yılın sonunda yüzleşti ve 8 yıldır bunun meyvelerini topluyor. İrlanda, 5 farklı döneme yayılan 86 yıllık bir sınav verdi ve 21 yıldır siyasî zemin üzerinde ilerleme kaydediyor. Türkiye 47 yıllık özlemini geçen yıl attığı adımlara bağlı kalarak barışla taçlandırdı. PKK ile Türkiye hükümetinin süreci siyaset ve barış zeminine taşıması Avrupa'daki ETA ve IRA'dan daha erken oldu.
Faaliyet süresinden bağımsız olarak PKK Avrupa'daki örneklerinden daha fazla can kaybına yol açtı. Maddi kalemler de can kayıplarıyla paralel seyretti. Bunun en büyük nedeni Böl-Parçala-Yönet stratejisini emelleri için kullanan Birleşik Devletler ve NATO ülkeleriydi. Kültürel çöküşlerle başlayıp ekmek kavgasıyla devam eden yolu can kayıplarıyla suladılar. Yılın belirli zamanlarında kritik ziyaretler yapıp topraklarımızdaki yeraltı keşifleriyle yavuz hırsız olmayı tercih ettiler.
Önce Osmanlı hanedanının son kuşak üyelerini kendi ülkelerinin vatandaşı yaptılar, sonra cumhuriyetin ilk yıllarında kendi üniversitelerinde okuttukları Anadolu gençlerini topraklarına düşman ettiler. Basmalı fistan giyen kızlarımızı soydular, zeytinyağımızı alıp margarinle doyurdular. Bunlar da yetmedi; üst komşumuzla (Sovyet Rusya) aramızı bozup siyasî buhran yaşattılar. Akabinde kendi gruplarına (NATO) dahil edip bir sürü canımızı teslim aldılar (Kore Savaşı).
Bunların hepsi arz-ı mevud (vaadedilmiş topraklar) aşkına. Allah'ın İbrahim peygamberin soyundan gelenlere müjdelediği toprak parçası; Nil, Dicle ve Fırat. Türkiye'nin bütün halkları Halilullah İbrahim'in soyundandır. Arz-ı Mevud Anadolu'nun çocuklarının hakkıdır. Suzan bu cenneti ekmeli, Zozan biçmelidir. Alex sebat, İdris hasat etmelidir. Bu birlikten hoşnut olanlar kalmalı, haset eden gitmelidir. Berxwedan ve Mehmet'in annesi kardeş geçinmelidir.
Duyulacak her ağıt nifak tohumu ekenlerin en büyük dileğidir. Çerçeve yasa gözü yaşlı kardeşlerime umut, umutsuzlukla beslenen her nefese kapak olsun. Doksan milyona hayırlı uğurlu olsun. (mesutcokurr@gmail.com)