Sen beni iyi tanırsın bilirsin. İyi kelimesi şahsımı anlatmak için değildi bunu da eklerim. El bilmez ki senin kadar beni. Burada el kelimesinin de uzuv manasında kaleme gelmediğini bildirmek isterim.
Hem nâzende hem de sâye bir şahsa söylenecek sözler değil bunlar. Seneler sonra ilk kez affına sığınıyorum. Yıllar önce bir gün karşıma geçip yıllar sonra beni tanıyamayacaksın demiştin. Acaba hâlâ bıraktığım gibi misin? Nasıl bıraktığımı da hatırlamıyorum ki!
Sana kayıp bir çift çorabın teki muamelesi yapıyor gibi görünmek içten içe incitiyor içimi. Çünkü, sen yün çoraptan daha fazla ısıtıyorsun yüreğimi. Ben bir daha rastlayamayacağım bir çorabın tekini mi arıyorum? Anneme sordum nerede bıraktıysan oradadır dedi. Sahi sen bıraktığım gibi misin? Anneler her şeyi bilmiyor olabilir mi, sen bilirsin?
Bıraktım diyorum da Allah bilir. Nitekim tavşan ile dağ hikayesinin öznesi olmamak tek tesellimdir. Bıraktığın bir vakit senin olmak zorunda. Yoksa sen bir vakit bedenimde mi nefes aldın? Benim bedenim de ufak tefektir. Dünyaya sığmasına imkan vermediğim sen nerede kaldın? Neremde ağırladım seni mehparem? Seni bıraktığımı sandığım günlerde açılmamış bir goncaydın. Kulağı kesik bir bahçıvan verdi haberini. Goncan kan kırmızı açmış, Rabbim bedenine iki gonca katmış. Goncana diken diyenler olur, kulak asma mehparem. Kulağı kesik bahçıvandan öğreniyorum gonca terbiyesini. Toprağına yaklaşırsa bedenim bil isterim. Kem gözlere diken olmaya, bu bahçıvan bu güle yaraşmaz diyenleri yormaya geliyorum mehparem. Kardeş çocukları kardeş değil kaderdeş olur, iyi bilirim.
Bilesin mehparem; endamın ismin, ismin de cismin gibi. Kimseye muhtaç olmayacak kadar dik, asil ve her şeyin başı; Elif. Senin önünde vav olmayadır ahdım, seninle Lâmelif.
mesutcokurr@gmail.com