Mehmet Ali Bağırtan Yazdı; Ruhun Sürgünü: Modern Dünyada Durabilmek

Mehmet Ali Bağırtan Yazdı; Ruhun Sürgünü: Modern Dünyada Durabilmek

Modern çağın bize dayattığı en büyük illüzyon, “hızın” bizi özgürleştirdiği yalanıdır. Oysa bugün insan, hayatı yaşamaktan ziyade, kendi hayatına yetişmeye çalışan, nefes nefese bir figürana dönüşmüş durumda. Bildirimlerin, bitmek bilmeyen “yapılacaklar listesinin” ve “daha fazla, daha hızlı, daha hemen” dayatmasının altında, insan ruhu kendi sükunetini ve derinliğini kaybetti. Sahip olduğumuz teknolojik imkanlar coğrafyaları yakınlaştırdı belki; ancak ruhlar arasındaki köprüleri yıktı, kendimizle kurduğumuz o kadim bağı kopardı.

​Bizler, “sürekli meşguliyet” maskesi takmış modern esirleriz. Bir an durup kendi iç sesimizi duymaktan ölesiye korkuyoruz. Çünkü sessizlik, modern insanın yüzleşmeye cesaret edemediği devasa bir aynadır; durduğumuz an, aslında nereye gittiğimizi bilmediğimizi, sahip olduğumuz onca şeyin ruhumuzu doyurmadığını fark etmekten çekiniyoruz. Dış dünyadaki başarıyı, hızın ve verimliliğin bir sonucu olarak tanımlayan bu sistem, içimizdeki sükuneti bir “yavaşlık hastalığı” olarak yaftalıyor. Sonuç ise kaçınılmaz: Her şeye sahip olan ama hiçbir şeyin tadını çıkaramayan, ruhu yorgun, zihni paramparça ve aidiyetsiz bir kalabalık.

​Gerçek ilerleme, dış dünyadaki hızımızı değil, iç dünyamızdaki derinliğimizi artırmaktır. Bir kitabı satır satır sindirebilen, bir manzaranın önünde hiçbir şey yapmadan sadece “var olabilen”, bir dostun sözünü acele etmeden, gözlerinin içine bakarak dinleyebilen insan; bu çağın en büyük devrimcisidir. Çünkü durabilen insan, aynı zamanda nereye gittiğini sorgulama iradesini elinde tutan insandır. Modernite, bize sürekli bir “sonuç” vaat ederken, aslında yolu elimizden alıyor. Bizler bir sonraki durağa yetişmeye çalışırken, yolun üzerindeki o hayat dolu ayrıntıları, insanın o ince sızısını ve derin nefesini ıskalıyoruz.

​Bizim asıl sorunumuz zamanın azlığı değil, zamanın içindeki “anlamın” boşluğudur. Modern dünya bizi parçalara bölerek yönetmeye çalışıyor. Biz ise bütünlüğümüzü, birbirimize ve kendimize dönerek, “durarak” kazanacağız. Artık kendi hızımızı belirlemenin, sistemin bize dayattığı bu mekanik yarıştan çekilmenin, ruhumuzu endüstriyel çarkların dışına çıkarmanın vakti gelmedi mi?

​Hayat, bir yarış pisti değil, bir manadır. Eğer o manayı hızın tozlu yollarında kaybedersek, vardığımız yerin hiçbir kıymeti kalmayacaktır. Şimdi yapılması gereken; saatin tik-taklarına değil, kalbin ritmine kulak vermektir. Modern dünya bize sürekli “daha fazlasını” vaat ediyor ama asıl mesele, “daha azıyla" nasıl tam olunacağını unutmamızdır. Unutmayın ki; ruhumuzun hızına yetişemeyen her adım, bizi kendimizden biraz daha uzaklaştıran birer sürgün yoludur. Zira ruhun hakikati, ancak gürültü kesildiğinde ve insan kendi sessizliğinde durabildiğinde ortaya çıkar.

​Çünkü insan; ancak durabildiği noktada kendini hatırlar, ancak kendine dönebildiği yerde yeniden var olur.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Yazarlar Haberleri