Mehmet Ali Bağırtan Yazdı | Ailede Sessiz İstila: Fıtratın Modern Çıkmazı

Mehmet Ali Bağırtan Yazdı | Ailede Sessiz İstila: Fıtratın Modern Çıkmazı

Toplumun en mahrem ve en korunaklı sığınağı olan aile; bugün tankla tüfekle değil, kelimelerin, imgelerin ve rollerin sinsice yer değiştirdiği sessiz bir istilayla kuşatılmış durumda. Modernite, kadim insan doğasına karşı yıkıcı bir laboratuvar deneyi yürütüyor. Vitrinlere şatafatlı vaatler dizilirken, arka planda insanlığın genetik kodlarına işlenmiş o kutsal denge sökülüp atılıyor. Bu sinsi taarruzun adı; görünmez bir elin eliyle yönetilen fıtri ikame ve zoraki cepheleşmedir.
Tarih boyunca kadın ve erkek, birbirinin varlığını yağmalayan iki rakip değil; hayatın fırtınasına karşı birleşen iki mukaddes kutup, birbirinin eksikliğini emen iki ruh ikizidir. Biri hayatın sert, köşeli ve hırpalayıcı iklimine karşı duran sarsılmaz bir kalkan; diğeri ise o kalkanın arkasında hayatı ilmek ilmek dokuyan, yaraları onaran şefkat abidesi bir esenlik kaynağıdır. Ne var ki modern dünya, bu muazzam iş birliğini kölelik, bu asil nöbet değişimini ise bir geri kalmışlık olarak yaftaladı. İki farklı cevheri aynı potada eritmeye çalışırken, ikisinin de hasletlerini yok etti. Kadınla erkeği birbirini besleyen iki nehir olmaktan çıkarıp; yatakları zorla değiştirilmiş ve birbiriyle çarpışan iki hırçın sele dönüştürdü.
Sınırların silindiği, rollerin hunharca gasp edildiği tekinsiz bir çağın eşiğindedir insanlık. Ekranlardan ve dijital dehlizlerden zihinlere fısıldanan o sahte hürriyet masalı, aslında insanı kendi gerçeğine yabancılaştırma projesidir. Erkek, doğasındaki o koruyucu zırhtan ve asil mesuliyet duygusundan arındırılarak silikleştirilirken; kadın, fıtratındaki o birleştirici, zarif ve toplumu mayalayan kutsal cevherden koparılıp modern çarkların dişlileri arasına fırlatılıyor. Gürültüsüzce, usulca ve "özgürleşme" yalanıyla sahnelenen bu tiyatroda herkes bir diğerinin rolünü çalıyor.
Nihayetinde ortaya çıkan manzara; ne idüğü belirsiz bir kimlik anarşisi ve köksüzlük buhranıdır. Yardımlaşmanın ve o eski sükunetin tüttüğü evlerin yerini, şimdi egoların çarpıştığı, hakların milimetrik hesaplarla yarıştırıldığı soğuk barınaklar aldı. Roller yer değiştirdiğinde, ev bir aile yuvası olmaktan çıkıp iki ayrı dünyalının birbiri üzerinde tahakküm kurmaya çalıştığı gizli birer harp meydanına dönüşüyor. Sevgiyi rekabete kurban ettiğimiz gün, o mukaddes kaleden ilk firar eden şüphesiz ki huzurun kendisi oluyor.
Bunu bir ilerleme hamlesi gibi alkışlayan küresel akıl, çöken yuvaların enkazı altında kalan mutsuz çocukların ruhsal çığlıklarına kulaklarını tıkıyor. Oysa doğaya, fıtrata ve insanın ruh mimarisine aykırı her müdahale, toplumsal bir intihardan başka bir şey doğurmaz. Bugün sokakları dolduran o mutsuz, öfkeli ve aidiyetsiz kalabalıklar, fıtratından koparılmış bir neslin trajik vesikasıdır.
Zihinlerimize örülen bu görünmez örümcek ağlarını yırtıp atmanın vakti gelmiştir. Modernizmin bizi birbirimize kırdıran, yalnızlaştırıp pazar malzemesi haline getiren bu sinsi mühendisliğine boyun mu eğeceğiz, yoksa bizi biz yapan o kadim saygı ve fıtrat çizgisine yeniden sığınarak kaleyi içeriden mi tahkim edeceğiz? Unutulmamalıdır ki; kadın ve erkek birbirinin rolünü çaldıkça ikisi de sahnede dımdızlak kalır. Asıl asalet; erkeğin kendi fıtratının gerektirdiği o mert ve koruyucu duruşa sadık kalması, kadının ise o toparlayıcı ve muazzam zarafetiyle hayatı yeniden mayalamasıdır. Ancak o zaman evlerimiz birer ego arenası olmaktan kurtulup, ruhlarımızı dinlendiren şifahanelere dönüşecektir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri