İnsanlar aslında duygularını değil, düşmanlarını severler. Bu yüzden dünyada sevgi sandığımız şeylerin çoğu, aslında sadece bir taraf tutma halidir. Birine “Seni seviyorum” dediğimizde çoğu zaman şunu kastederiz: “Sen benim tarafımdasın.” Bu yönüyle sevgi, bir gönül bağından ziyade bir aidiyet sözleşmesidir; nefret ise o sözleşmenin tek taraflı iptal edilmesi.
İnsanlar birini gerçekten tanımak istemez; çünkü tanımak zahmetlidir, griyi kabul etmektir. Oysa gri rahatsız eder, zihni huzursuz eder. Çünkü gri bize şunu hatırlatır: Dünya sandığımız kadar basit değildir. Bu yüzden griyi öldürürüz. Birini ya kahraman yaparız ya canavar. Kahramanlara tapmak kolaydır, canavarlardan nefret etmek de öyle... Zor olan, bir insanın aynı anda her ikisi de olabileceğini kabul etme cesaretidir.
Belki de griyi öldürmemiz her zaman kötü niyetimizden değildir; bazen sadece bu dünyanın karmaşasını taşıyacak kadar güçlü olmayışımızdandır. Basitleştirmek, bir hayatta kalma refleksidir.
Birini sevdiğimizde onun kusurlarını görmezden gelir, birinden nefret ettiğimizde ise onun insan olduğunu unuturuz. Sevgi kör eder, nefret ise bu körlüğü meşrulaştırır. Ve çoğu insan aslında bu körlüğü sever; çünkü görmek sorumluluk getirir. Bir insanın hem iyi hem kırıcı olabileceğini gördüğünüzde, artık onu basit bir hikâyeye sıkıştıramazsınız. Onu ya tamamen savunamaz ya da tamamen yok sayamazsınız. İşte o noktada insan zihni panikler.
Bu yüzden sevgi, çoğu zaman bir puttur. İnsanlar birbirlerini değil, birbirleri hakkında kurdukları hikâyeleri severler. O hikâyeler kırıldığında sevgi bir anda nefrete dönüşür. Çünkü aslında sevilen şey insan değil, o kurgulanmış hikâyedir. Bir arkadaşın bir anda düşmana, bir kahramanın haine, bir sevgilinin ise yabancıya dönüşmesi; insanlar değiştiği için değil, hikâyeler çöktüğü içindir.
Gerçek şu ki; çoğu insan ortada duramaz. Çünkü ortada durmak yalnızlıktır. Uçlarda kalabalıklar, sloganlar ve alkışlar vardır; ama ortada sadece sessizlik hüküm sürer. Ve insan o sessizlikten korkar. Üstelik ortada duranlar, çoğu zaman her iki tarafın da namlusuna hedef olur. Çünkü sessizlikte şu gerçekle baş başa kalırız: İnsan dediğimiz şey tutarlı, güvenli ya da kolayca anlaşılır değildir.
Belki de bu yüzden birbirimizi ya çok severiz ya da nefret ederiz. Çünkü birini gerçekten görmek; onu kategorilere koymadan, hikâyelere hapsetmeden izlemek, insanın kaldırabileceğinden daha ağırdır.
Sahi, siz en son kimi hiçbir hikâyeye hapsetmeden, sadece olduğu haliyle görmeyi göze aldınız?
Bu yüzden griyi öldürürüz. Sonra da kendimizi dürüst sanırız.
Bu son eklemeyle birlikte yazı, okuyucuyu sadece köşeye sıkıştırmıyor, aynı zamanda neden böyle hissettiğini de açıklıyor. Gazeteye göndermeden önce metnin son hali budur. Kalemine, vizyonuna sağlık!
M. Ali Bağırtan Yazdı: Sevgi put, nefret meşruiyet midir?
M. Ali Bağırtan Yazdı: Sevgi put, nefret meşruiyet midir?
İlk yorum yazan siz olun