M. Ali Bağırtan Yazdı | Gri Gerçekler: Sevgi ve Nefret arasında

M. Ali Bağırtan Yazdı | Gri Gerçekler: Sevgi ve Nefret arasında

İnsanları anlamak yerine etiketlemeyi tercih ediyoruz. Sanki duygularımızın sadece iki rengi var: sevgi ya da nefret. Ya kahraman yaratıyoruz ya düşman. Arada kalan her şey zayıflık gibi görülüyor.
Oysa hayat uçlardan değil, gri alanlardan oluşur.
Birini sevebiliriz ve ondan yorulabiliriz. Hayranlık duyarken bazı yanlarından rahatsız olabiliriz. Bir ilişki hem huzur hem tedirginlik barındırabilir.
Ama biz bu karmaşıklığı kabul etmek yerine duygularımızı keskinleştiririz. Çünkü keskin duygular taşınması kolaydır. Belirsizlikle yaşamak ise zordur.
İnsan zihni karmaşıklığı sevmez. Bu yüzden duygularımızı iki kaba dökeriz: sevgi ve nefret. Dünya böyle daha düzenli görünür. Ama düzenli görünen her şey doğru değildir.
Asıl sorun şudur: Biz anlamak yerine konumlandırmak isteriz.
“Benim tarafımda mı?”
“İyi mi, kötü mü?”
“Sevilecek mi, silinecek mi?”
Kategoriler rahatlatır. “İyi” dediğimizde kusurları görmezden geliriz. “Kötü” dediğimizde anlamak zorunda kalmayız.
Belki de bu yüzden kalabalıklar en çok en keskin cümlelerin peşinden gider. Çünkü gri alanlar manşet olmaz.
Oysa olgunluk, bir insanın içinde birden fazla gerçeğin aynı anda var olabileceğini kabul edebilmektir.
Bir insan hem iyi hem kırıcı olabilir. Hem güvenilir hem bencil olabilir. Hem sevilebilir hem yorucu olabilir.
Bu çelişkiler eksiklik değil, insanlıktır.
İnsan, kendi içindeki çelişkileri kabul edemediğinde başkalarının çelişkilerine de tahammül edemez. Kendine karşı sabırsız olan, başkasına karşı da acımasız olur.
Ama biz kesinliği severiz. Çünkü kesinlik kimlik verir. Sevdiğimizde kendimizi sadık, nefret ettiğimizde güçlü hissederiz.
Ortada durmak ise cesaret ister. Çünkü ortada duran kişi acele etmez, yargıyı geciktirir ve çoğu zaman yanlış anlaşılır.
Ama bugün kimsenin beklemeye tahammülü yok. Hızlı düşünüyor, hızlı karar veriyor, hızlı yargılıyoruz. Çünkü yavaşlamak görmek demektir. Ve görmek her zaman hoşumuza gitmez.
Belki de mesele şudur: Biz duygularımızı değil, hikâyelerimizi savunuruz.
Birini sevmeye karar verdiğimizde onunla ilgili bir hikâye kurarız. Sonra o hikâyeyi korumak için gerçeği eğip bükeriz. Hikâye kırıldığında ise sevgi bir anda nefrete dönüşür. Çünkü değişen duygu değil, çöken hikâyedir.
Oysa birini anlamak, ona hak vermek değildir. Ama biz bu ikisini karıştırdığımız için anlamaktan kaçıyoruz. Çünkü anlamak, önyargılarımızı zorlar.
Belki de insanları hikâyelerimize hapsetmemek gerekir.
Birini olduğu gibi görebilmek; tutarsız, değişken, bazen iyi, bazen zor, bazen yakın, bazen uzak. Yani insan.
Dünya hiçbir zaman siyah ve beyaz olmadı. Biz sadece griyi görmemeyi tercih ettik.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri