Barış Ünal yazdı; YKS bitti, peki ya sonrası?

Barış Ünal yazdı; YKS bitti, peki ya sonrası?

Bu hafta sonu Türkiye’nin dört bir yanında milyonlarca genç aynı hayalin peşinden koştu. Kimi doktor olmak, kimi mühendis, kimi avukat, kimi öğretmen olmak için sınav salonlarında ter döktü. ÖSYM verilerine göre bu yıl YKS maratonuna yaklaşık 2,4 milyon aday katıldı. Bu rakam, birçok Avrupa ülkesinin toplam nüfusundan daha fazla (The Turkiye Times).

Ancak artık sormamız gereken soru şu:

Gençler üniversiteye girmek için mi yarışıyor, yoksa gelecekte işsiz kalmamak için mi?

Tam da YKS heyecanının yaşandığı günlerde QS Dünya Üniversite Sıralaması 2027 açıklandı. Türkiye’den 11 üniversitenin ilk bine girmesi elbette sevindirici bir gelişme. İTÜ, ODTÜ, Koç, Boğaziçi, Sabancı ve Bilkent gibi köklü üniversiteler dünya sıralamalarında önemli yerlerde bulunuyor. QS’nin değerlendirmesinde 106 ülkeden 1500’den fazla üniversite incelendi (Top Universities).

Fakat madalyonun diğer yüzüne bakmadan başarı hikâyeleri yazmak eksik kalır.

Çünkü geçen yıl da ilk binde 11 üniversitemiz vardı. Üniversitelerimizin dünya sıralamalarındaki yeri önemli olsa da asıl soru, mezunlarının hayatında neyin değiştiğidir.

Bugün Türkiye’de milyonlarca genç, üniversite mezunu olmasına rağmen iş bulmakta zorlanıyor. Bir zamanlar diploma, iş hayatının anahtarı olarak görülürdü. Şimdi ise çoğu genç için diploma, yeni sınavların başlangıç belgesine dönüşmüş durumda.

Örneğin hukuk fakültesinden mezun olan bir genç, yıllarca süren eğitimden sonra mesleğe başlayabilmek için bu kez Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı’nın (HMGS) kapısını çalıyor. Mühendislik ve mimarlık mezunları ise diplomalarını aldıktan sonra iş arama mücadelesinde kendilerini çoğu zaman düşük ücret teklifleriyle karşı karşıya buluyor.

Daha acı olan ise ailelerin yaşadığı tablo…

Bir öğrenciyi üniversiteye hazırlamanın maliyeti her geçen yıl artıyor. Özel dersler, kurslar, deneme sınavları, dershaneler, kitaplar ve barınma giderleri derken birçok aile çocuklarını okutabilmek için ciddi fedakârlıklar yapmak zorunda kalıyor. Kimi borçlanıyor, kimi birikimini harcıyor, kimi emeklilik hayallerini erteliyor.

Sonuçta ise ailelerin karşısına şu soru çıkıyor:

“Çocuğumuz üniversiteyi bitirdi ama şimdi ne olacak?”

İşte asıl kriz burada başlıyor.

Türkiye uzun yıllardır üniversite sayısını artırmayı eğitim başarısı olarak sundu. Oysa mesele kaç üniversite açıldığı değil, mezun olan gençlerin ne kadarının kendi alanında istihdam edildiğidir.

Bugün yüz binlerce genç üniversite diplomasıyla iş arıyor. Kimileri kendi mesleğini yapamıyor, kimileri asgari ücret seviyesinde maaşlarla çalışıyor, kimileri ise yıllarca kamu sınavlarına hazırlanmak zorunda kalıyor.

Gençlerin sorunu artık sadece sınav stresi değil; gelecek kaygısıdır.

Çünkü gençler yalnızca üniversite kazanmayı değil; mezun olduktan sonra evlenebilmeyi, ev sahibi olabilmeyi, kendi ayakları üzerinde durabilmeyi ve geleceğe güvenle bakabilmeyi istiyor.

YKS her yıl milyonlarca gencin kaderini belirleyen bir sınav olarak konuşuluyor. Oysa asıl konuşmamız gereken şey, sınavdan sonra başlayan hayat sınavıdır.

Belki de artık başarıyı; kaç öğrencinin üniversiteye yerleştiğiyle değil, kaç gencin mezun olduktan sonra nitelikli iş bulabildiğiyle ölçmenin zamanı gelmiştir.

Çünkü bir ülkenin geleceği, üniversite kapılarından içeri giren gençlerin sayısıyla değil; o kapılardan çıktıktan sonra umutlarını koruyabilen gençlerin sayısıyla ölçülür.

And bugün milyonlarca gencin aklındaki ortak soru hâlâ cevabını bekliyor:

Türkiye’de üniversite diploması gerçekten bir gelecek vadediyor mu, yoksa yalnızca ertelenmiş bir hayal mi sunuyor?

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri