Barış Ünal Yazdı | Terazinin iki ucu: Hangisi daha ağır?

Barış Ünal Yazdı | Terazinin iki ucu: Hangisi daha ağır?

Hukuk devletinin en temel amacı, toplumsal düzeni sağlamak ve adaleti tesis etmektir. Ancak bunun gerçekleşebilmesi için yalnızca kanunların varlığı yetmez; o kanunların toplumun ortak vicdanında da bir karşılık bulması gerekir. Bugün Türkiye’nin en derin yaralarından biri, hukuk sistemi ile toplumun sosyo-ekonomik gerçekleri arasındaki mesafenin her geçen gün biraz daha açılmasıdır.

Bir yanda cana kasteden, kadına şiddet uygulayan, çocuk istismar eden, gasp yapan, cinayet işleyen ve uyuşturucu ticaretiyle gençleri zehirleyen suçlular… Diğer yanda ise hız sınırını birkaç kilometre aşan, park cezası yiyen ya da sıradan idari yaptırımlarla karşı karşıya kalan milyonlarca vatandaş…

Bu ikisini aynı terazide tartamazsınız.

Toplumun huzurunu bozan ağır suçlarda caydırıcılığın yetersizliği uzun yıllardır tartışılıyor. İnsanlar artık yalnızca suçun işlendiğine değil, suçluların kısa süre içinde elini kolunu sallayarak yeniden sokakta dolaştığına şahit oluyor. Bu cezasızlık algısı, mağdurların adalet duygusunu zedelediği gibi toplumun devlete olan güvenini de derinden sarsıyor. Elbette suçla mücadelede tek çözüm ağır cezalar değildir; eğitim, sosyal politikalar, etkin soruşturma ve hızlı yargılama da hayati önem taşır. Ancak cezanın gerçekten caydırıcı olması, adaletin ilk ve en önemli şartıdır.

Madalyonun diğer yüzü: Cezalar Avrupa, maaşlar alaturka

Madalyonun diğer yüzüne baktığımızda ise bambaşka bir adaletsizlik göze çarpıyor. Son yıllarda özellikle trafik cezaları başta olmak üzere idari yaptırımlar fahiş oranda artırıldı. Fakat bu süreçte vatandaşın geliri artmadı, alım gücü yükselmedi, hayat ucuzlamadı. Hepsinden öte; vatandaşın maaşı Avrupa seviyesine çıkmamışken, cezaları Avrupa standartlarına yaklaştırmak ciddi bir çelişkidir.

Ekonomik gerçekler göz ardı edilerek kesilen cezalar, bir süre sonra "suçun caydırılması" amacından uzaklaşıp, dar gelirli halk üzerinde bir sosyal baskı mekanizmasına dönüşür. Bir ülkede ceza politikası belirlenirken vatandaşın ödeme gücü hesaba katılmak zorundadır. Aksi halde hukuk; adaletin değil, sadece ağır bir yükün adı olur.

Aynı kurumda aynı iş, farklı maaş!

Üstelik bu adaletsizlik yalnızca devlet ile vatandaş arasında değil, kamunun kendi içinde de dikkat çekici boyutlara ulaşmış durumda. Bugün bir milletvekilinin maaşı yaklaşık 302 bin lira seviyesindeyken, milyonlarca insan 30 bin lira civarındaki asgari ücretle adeta bir yaşam mücadelesi veriyor.

Daha da düşündürücü olanı ise kamuda aynı çatı altında, aynı işi yapan çalışanlar arasındaki derin uçurumdur. Kadrolu bir personel ortalama 80 bin lira gelir elde ederken, onunla aynı masada oturan, aynı mesaiyi harcayan ve aynı sorumluluğu taşıyan sözleşmeli personelin 30-40 bin liraya çalıştırılması yalnızca ekonomik bir mesele değildir. Bu durum hukuken kılıfına uydurulmuş olabilir; fakat toplum vicdanını yaralıyorsa, orada üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir yönetim krizi var demektir.

Adalet Sadece Adliyede Aranmaz

İnsanlar adalet duygusunu sadece mahkeme salonlarından çıkan kararlara bakarak inşa etmez. Toplum; Vergide adalet ister, ücrette adalet ister, terfide ve liyakatte adalet ister ve fırsat eşitliği ister.

Vatandaş, devletin kendisine eşit mesafede durduğunu hissetmek ister. Adalet duygusu kaybolduğunda, yalnızca ekonomik sıkıntılar büyümez; toplumsal güven de tamamen aşınır. İnsanlar hukuka inanmadıklarında, kurallara olan bağlılıkları da zayıflar.

Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey daha fazla kanun ya da daha yüksek para cezaları değildir. İhtiyaç duyulan şey; suçun niteliğine göre gerçekten caydırıcı, ülkenin ekonomik gerçekleriyle uyumlu, gelir dağılımını gözeten ve toplum vicdanını tatmin eden bütüncül bir hukuk anlayışıdır.

Çünkü güçlü devlet, yalnızca ceza kesen devlet değildir. Güçlü devlet; vatandaşına güven veren, adaleti hissettiren ve hukuku herkes için eşit uygulayabilen devlettir.

Ve unutulmamalıdır ki… Hukuk kitaplarda yazılır, adalet ise insanların vicdanında yaşar. Birinde eksiklik olursa, diğerinin de hiçbir anlamı kalmaz.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri