Barış Ünal Yazdı; İki yanlış bir doğru etmez

Barış Ünal Yazdı; İki yanlış bir doğru etmez

Sporun insanları ortak bir heyecanda, coşkuda buluşturma gücü varken; sahaların, sokakların ve tribünlerin öfke patlamalarına sahne olması üzücü. Son günlerde yaşanan iki farklı olay, holiganizmin ve dar kafalı önyargıların renklere, şehirlere ya da coğrafyalara sığmadığını bir kez daha yüzümüze çarptı.

Geçtiğimiz hafta Trabzon’da genç bir kadının, sadece üzerinde taşıdığı Amedspor forması nedeniyle bir grubun sözlü ve fiziki tacizine, maruz kaldığına tanıklık ettik. Bir insanın dilediği takımın formasını giyme, tuttuğu rengi göğsünde taşıma özgürlüğü; lince varan bir tahammülsüzlükle engellenmek istendi. Üstelik bu çirkinlik, bir kadının hedef gösterilmesiyle çok daha karanlık bir boyuta ulaştı.

Aradan çok geçmeden bu kez haber Diyarbakır’ın Ergani ilçesinden geldi. Barış Ünal Yazdı; İki yanlış bir doğru etmezmaçına katılmak üzere kente gelen Trabzonspor taraftarlarını taşıyan otobüs kafilesi taşlı saldırıya uğradı, otobüs camları kırıldı ve büyük bir tehlike atlatıldı. Neyse ki kriz büyümeden yatıştırıldı ancak o otobüsün içindeki insanların yaşadığı zihnimizde acı bir tortu bıraktı.

Şimdi durup kendimize şu yalın soruyu sormak zorundayız: Trabzon’da Amedspor forması giyen kadına yönelen nefret ile Ergani’de Trabzonspor otobüsüne atılan o taş arasında ne fark var?

Hiçbir fark yok. İkisi de aynı sığlığın, aynı tahammülsüzlüğün ve aynı ilkel öfkenin tezahürüdür. Bir taraftaki yanlışa öfkelenip diğer taraftaki benzer bir çirkinliğe sessiz kalmak ya da "ama onlar da bize böyle yapmıştı" kolaycılığına kaçmak, şiddeti meşrulaştırmaktan başka bir işe yaramaz. Çünkü kadim bir ilkedir: İki yanlış, asla bir doğru etmez.

Ne Diyarbakır’ın misafirperverliğini, spor kültürünü ve futbol tutkusunu üç beş kendini bilmezin attığı taş üzerinden yargılayabiliriz; ne de Trabzon’un köklü futbol geçmişini ve Anadolu insanının mertliğini bir kadına saldıran birkaç holiganın sığlığına mahkûm edebiliriz. Ancak bu olayların "münferit" olduğunu söyleyip üzerini kapatmak da artık yeterli değildir.

Futbol, şehirler arasında düşmanlık surları örmek için değil; dostluk, kardeşlik ve toplumsal barış köprüleri kurmak için vardır. Yeşil-kırmızının, ya da bordo-mavinin rekabeti sahada doksan dakika sürmeli; düdük çaldığında yerini karşılıklı saygıya bırakmalıdır. Trabzon’daki bir gencin Amedspor formasıyla rahatça yürüyebildiği, Diyarbakır’a gelen bir Trabzonspor taraftarının dostça ağırlandığı bir iklimi yaratmak zorundayız.

Toplumsal barış, kâğıt üstündeki metinlerle veya süslü protokol konuşmalarıyla değil; mahallede, tribünde, sokakta birbirimizin hakkına ve rengine saygı göstererek inşa edilir. İhtiyacımız olan tek şey; fanatizmin gözünü kör ettiği öfkeyi bir kenara bırakıp, sporu ve hayatı ortak bir barış aklında buluşturabilmektir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri