Diyarbakır denildiğinde akla ilk ne gelir?
Surlar, Ulu Camii, Kimileri için Hasan Paşa Hanı, Dört Ayaklı Minare, tarihi sokaklar ve binlerce yıllık medeniyetlerin bıraktığı izler…
Aslında bunların tamamının ortak adı Sur’dur.
Çünkü Sur, yalnızca bir yerleşim yeri değildir; Diyarbakır’ın hafızasıdır. Geçmişiyle geleceği birbirine bağlayan köprüdür. Bu kentin turizm vitrini, ekonomik değeri ve kültürel mirasıdır.
Ancak insan ister istemez şu soruyu soruyor: Diyarbakır’ın kalbi olan Sur’a gerçekten hak ettiği değeri veriyor muyuz?
Ne yazık ki cevap pek iç açıcı değil…
…
Bugün Sur’u gezen bir turist, bir tarafta binlerce yıllık tarihi görürken diğer tarafta kaldırımları işgal eden masa ve sandalyelerle, gelişigüzel açılmış tezgâhlarla, trafik karmaşasıyla ve görüntü kirliliğiyle karşılaşıyor.
Tarihin gölgesinde düzensizlik büyüyor; Üstelik bu sorun yeni de değil, yıllardır konuşuluyor, şikâyet ediliyor. Yıllardır çözüm vaat ediliyor. Ama her geçen yıl sorunlar biraz daha kronik hale geliyor.
Bir zamanlar insanların tarihi hissederek yürüdüğü sokaklarda bugün rahat yürümek bile zorlaşmış durumda.
Kaldırımlar yayaların değil, işgallerin hizmetine sunulmuş gibi…
Yaşlılar, engelliler, çocuklu aileler araçların arasından geçmeye çalışıyor.
Oysa medeniyet dediğimiz şey, önce yayaya verilen değerle başlar.
Bir şehirde insanlar kaldırımda yürüyemiyorsa orada sadece trafik değil, şehir kültürü de alarm veriyor demektir.
…
Elbette esnaf bu şehrin vazgeçilmezidir; Hiç kimse alın teriyle kazanılan ekmeğe karşı değildir.
Ancak kamusal alan ile özel kullanım arasındaki sınırın kaybolması da kabul edilemez.
Çünkü kamuya ait olan yerler herkesindir. Bir kişinin kazancı uğruna binlerce insanın yaşam konforu feda edilemez.
Sur’un bugün yaşadığı sorunların temelinde de tam olarak bu anlayış yatıyor.
Kuralın istisna hâline gelmesi…Denetimsizliğin alışkanlığa dönüşmesi…
Ve yanlışların zamanla normalleşmesi…
Oysa Sur sıradan bir ilçe değildir.
Her yıl yüz binlerce insan Diyarbakır’a öncelikle Sur’u görmek için geliyor.
Avrupa’dan, Ortadoğu’dan, dünyanın farklı ülkelerinden Türkiye’nin dört bir yanından…
İnsanlar bu kadim şehrin hikâyesini dinlemek istiyor.
Fakat karşılarına çıkan manzara bazen tarihin büyüsünü gölgeliyor.
Turizm sadece tarihi eserlerle gelişmez; Temizlikle gelişir, düzenle gelişir, güvenlikle gelişir, kent estetiğiyle gelişir.
En önemlisi de ortak yaşam kültürüyle gelişir.
…
Son günlerde belediyelerin Sur’da başlattığı düzenleme ve denetim çalışmaları önemli bir adımdır.
Ancak mesele birkaç günlük uygulamayla çözülecek kadar basit değildir.
Asıl ihtiyaç olan şey, Sur’un geleceğine dair ortak bir bilinç oluşturmaktır.
Çünkü Sur’u korumak yalnızca tarihi yapıları korumak değildir.
O tarihi yaşanabilir kılmaktır.
O sokaklarda düzeni sağlamaktır.
O mirası gelecek nesillere onurlu bir şekilde teslim etmektir.
…
Bugün Sur’un en büyük ihtiyacı daha fazla beton değil…
Daha fazla bilinçtir, daha fazla sorumluluktur, daha fazla kent sevgisidir, ve daha fazla ortak akıldır.
Çünkü şehirler yalnızca belediyeler tarafından yönetilmez.
Şehirler, o şehirde yaşayan insanların kurallara gösterdiği saygı kadar güzelleşir.
…
Diyarbakır’ın kalbi Sur’dur.
Kalp yorulursa beden de yorulur.
Sur nefes alamazsa Diyarbakır da nefes alamaz.
Bu nedenle mesele yalnızca bir kaldırım, bir masa, bir tezgâh meselesi değildir.
Mesele, Diyarbakır’ın geleceğine nasıl baktığımız meselesidir.
Ve unutmayalım;
Bir şehrin surları yıkılırsa tarihi zarar görür.
Ama ruhu yıkılırsa geleceği kaybolur.