Diyarbakır binlerce yıllık tarihiyle medeniyetlere ev sahipliği yapmış, kültürüyle, insanıyla, ticaretiyle ve sahip olduğu potansiyelle bölgenin en önemli şehirlerinden biri. Ancak ne yazık ki bu kadim şehir, yıllardır aynı sorunları konuşmaktan, aynı şikâyetleri dinlemekten ve aynı vaatleri duymaktan yoruldu.
Trafik sorunu yıllardır gündemde. Altyapı sorunları her yağmurda yeniden tartışılıyor. İmar ve şehirleşme konusunda ciddi eleştiriler var. İşsizlik, ekonomik sıkıntılar, çevre kirliliği, otopark yetersizliği, toplu ulaşım ve plansız büyüme ise vatandaşın günlük yaşamını zorlaştırmaya devam ediyor.
Peki, neden? Diyarbakır’ın sorunları gerçekten çözülemeyecek kadar büyük mü? Yoksa asıl sorun, çözüm üretmesi gereken kurumların aynı masa etrafında buluşamaması mı? Bana göre Diyarbakır’ın en büyük sorunlarından biri, kurumlar arasındaki koordinasyon eksikliği ve ortak aklın yeterince işletilememesidir. Çünkü bu şehirde sorunları bilmeyen yok! Herkes konuşuyor, herkes eleştiriyor, herkes çözüm öneriyor. Ama iş sorumluluk almaya, birlikte hareket etmeye ve somut sonuç üretmeye gelince aynı kararlılığı göremiyoruz.
Herkes konuşuyor, peki kim çözüyor?
Diyarbakır’da yıllardır alışılmış bir tablo var. Bir sorun ortaya çıktığında kurumlar arasında yetki tartışmaları başlıyor. Bir taraf sorumluluğu diğerine bırakıyor, diğeri geçmiş dönemleri işaret ediyor. Siyasetçiler açıklama yapıyor, yerel yöneticiler projelerden söz ediyor, sivil toplum kuruluşları basın bildirileri yayımlıyor. Sonuç? Sorun yine vatandaşın omuzlarında kalıyor.
Oysa vatandaşın kimin yetkili olduğuyla, hangi kurumun hangi siyasi görüşe yakın durduğuyla ilgilendiği yok. Vatandaş evine giderken trafikte saatlerini kaybetmek istemiyor. Yağmur yağdığında sokakların göle dönmesini istemiyor. Çocuğunun güvenli bir okulda eğitim görmesini, hastanede zamanında sağlık hizmeti almasını, temiz bir çevrede yaşamasını istiyor. Esnaf iş yapmak, gençler iş bulmak, yatırımcılar ise geleceğini güvenle planlamak istiyor. Bunlar bir şehrin lüks talepleri değil, en temel ihtiyaçlarıdır. Ve bu ihtiyaçları karşılamak, ilgili bütün kurumların ortak sorumluluğudur.
Sayın Vali, bu şehrin bütün dinamiklerini aynı masada buluşturun!
Buradan Diyarbakır Valisi Sayın Murat Zorluoğlu başta olmak üzere, şehrin geleceğinde sorumluluk taşıyan bütün yöneticilere bir çağrıda bulunmak istiyorum. Diyarbakır için artık kapsamlı bir ortak akıl ve çözüm masası kurulmalıdır. Valiliğin koordinasyonunda, büyükşehir ve ilçe belediyelerinin aktif katılımıyla; Diyarbakır milletvekilleri, İl Koordinasyon Kurulu kapsamındaki kamu kurumları, Kent Konseyi, Kent Platformu, siyasi parti temsilcileri, ticaret ve sanayi odaları, esnaf kuruluşları, sivil toplum temsilcileri, üniversiteler ve mahalle muhtarları belirli aralıklarla bir araya gelmelidir.
Üstelik bu toplantılar göstermelik olmamalıdır. Protokol konuşmalarıyla başlayan, toplu fotoğrafça sona eren ve ertesi gün unutulan toplantılardan söz etmiyorum. Her kurumun sorumluluk üstlendiği, sorunların öncelik sırasına konulduğu, çözüm takvimlerinin belirlendiği ve sonuçların kamuoyuyla paylaşıldığı ciddi bir çalışma mekanizmasından söz ediyorum.
Örneğin trafik sorunu ele alınacaksa yalnızca yeni yolların yapılması konuşulmamalı. Toplu ulaşım, kavşak düzenlemeleri, otopark politikaları, trafik denetimleri, şehir merkezindeki yoğunluk ve gelecekteki nüfus artışı birlikte değerlendirilmelidir. Altyapı konuşulacaksa yalnızca yapılan ihaleler ve harcanan paralar değil, yatırımların ne kadarının tamamlandığı ve vatandaşın hayatına ne ölçüde katkı sağladığı da sorgulanmalıdır. Çünkü bir yatırımın başarısı harcanan parayla değil, çözdüğü sorunla ölçülür.
Diyarbakır’ın geleceği siyasi rekabete kurban edilemez!
Bu şehrin önemli sorunlarından biri de yerel yönetimlerle merkezi idare arasındaki ilişkilerin zaman zaman siyasi tartışmaların gölgesinde kalmasıdır. Oysa yolların siyasi görüşü olmaz. Altyapının partisi olmaz. İşsizliğin ideolojisi, yoksulluğun siyasi kimliği olmaz. Bir mahallede kanalizasyon taşıyorsa bundan yalnızca bir siyasi partinin seçmeni etkilenmez. Bir kavşakta trafik kilitleniyorsa araçların plakalarına göre siyasi ayrım yapılmaz. Sorun herkesi etkiliyorsa çözüm de herkesin ortak sorumluluğudur.
Bu nedenle Diyarbakır milletvekilleri, hangi siyasi partiden seçilmiş olurlarsa olsunlar, şehrin temel meselelerinde ortak hareket edebilmelidir. Ankara’da Diyarbakır’ın ulaşım, sağlık, eğitim, sanayi ve altyapı yatırımları için birlikte girişimde bulunmak neden mümkün olmasın? Büyükşehir Belediyesi ile merkezi idarenin ilgili kurumları ortak projelerde neden daha güçlü bir iş birliği geliştirmesin? Üniversitelerin bilimsel birikiminden, meslek odalarının deneyiminden, muhtarların mahallelerdeki gözlemlerinden neden daha fazla yararlanılmasın? Diyarbakır’ın geleceği, kurumlar arasındaki rekabetten çok daha değerlidir.
Önce sorunları belirleyin, sonra takvim açıklayın!
Diyarbakır için yapılması gereken ilk iş, şehrin bütün sorunlarını aynı anda çözeceğini söylemek değildir. Öncelikleri doğru belirlemektir. İlk üç ayda çözülebilecek sorunlar vardır. Bir yıl içerisinde sonuçlandırılabilecek çalışmalar vardır. Üç ila beş yıllık ciddi yatırım ve planlama gerektiren projeler vardır. Önemli olan bunları birbirinden ayırabilmektir.
Örneğin bozulan yolların onarılması, tıkanan yağmur suyu hatlarının temizlenmesi, trafik ışıklarının yeniden düzenlenmesi, kaldırım işgallerinin önlenmesi ve çevre temizliğinin iyileştirilmesi için yıllarca beklemek gerekmemelidir. Buna karşılık yeni ulaşım sistemleri, büyük altyapı yatırımları, sanayi alanlarının geliştirilmesi ve planlı şehirleşme uzun vadeli bir bakış açısı gerektirir.
İşte bu nedenle Diyarbakır’ın önüne somut bir yol haritası konulmalıdır:
- Hangi sorun çözülecek?
- Hangi kurum sorumlu olacak?
- Ne kadar kaynak gerekiyor?
- Çalışma ne zaman başlayacak?
- Ne zaman tamamlanacak?
- Ve en önemlisi, verilen sözlerin ne kadarı yerine getirildi?
Bu soruların cevabı kamuoyuna açık olmalıdır. Çünkü şeffaflık yalnızca yapılan işleri anlatmak değil, yapılamayan işlerin nedenlerini de açıklayabilmektir.
Bu şehrin gençlerini unutmayın!
Diyarbakır’ın geleceğini konuşurken yalnızca yolları, binaları ve altyapıyı tartışmak büyük bir eksiklik olur. Bu şehrin en büyük sermayesi genç nüfusudur. Ancak gençlere yeterli istihdam imkânı sunulamıyorsa, üniversite mezunları iş bulmak için başka şehirlere gitmek zorundaysa, mesleki eğitim ile iş dünyasının ihtiyaçları arasında güçlü bir bağ kurulamıyorsa ortada ciddi bir kalkınma sorunu var demektir.
Diyarbakır’ın tarım, hayvancılık, sanayi, turizm, ticaret ve teknoloji alanındaki potansiyeli daha etkili değerlendirilmelidir. Organize sanayi bölgelerinin gelişimi, yeni yatırım alanları, mesleki eğitim programları ve genç girişimcilere sağlanacak destekler ortak planlamanın önemli başlıkları olmalıdır. Bir şehrin kalkınması yalnızca yeni binalar yükseltmek değildir; o binaların içinde üretim, istihdam ve umut oluşturabilmektir.
Artık mazeret değil sonuç istiyoruz!
Diyarbakır’ın ihtiyacı yeni bir tartışma değil, yeni bir yönetim anlayışıdır. Birbirini suçlayan değil, birbirini tamamlayan kurumlara ihtiyaç var. Sorunları erteleyen değil, üzerine kararlılıkla giden yöneticilere ihtiyaç var. Vatandaşı yalnızca seçim dönemlerinde hatırlayan değil, her gün dinleyen bir anlayışa ihtiyaç var.
Elbette bütün sorunlar bir toplantıyla çözülemez. Ancak doğru insanların, doğru gündemle ve samimi bir iradeyle aynı masaya oturması, çözümün en önemli başlangıcı olabilir. Valilik koordinasyonunda oluşturulacak istişare mekanizması, belediyelerin yetki ve sorumluluklarına saygı göstererek, bütün kurumların eşit söz hakkına sahip olduğu bir iş birliği ortamı oluşturmalıdır. Ve bu masada yalnızca yöneticilerin değil, Diyarbakır halkının da sesi duyulmalıdır. Çünkü şehri en iyi tanıyanlar, o şehrin sorunlarını her gün yaşayan insanlardır.
Son sözüm şu: Diyarbakır’ın kaderi bitmeyen toplantılar, gerçekleşmeyen vaatler ve kurumlar arasındaki çekişmeler olmamalıdır. Bu kadim şehir, sahip olduğu tarihî birikime, ekonomik potansiyele ve insan gücüne yakışır bir yönetim anlayışını fazlasıyla hak ediyor.
Diyarbakır’ın sorunu yalnızca kaynak eksikliği değildir. Asıl mesele, mevcut imkânları ortak hedefler doğrultusunda kullanabilmek, sorumluluk alabilmek ve hesap verebilmektir.
Artık herkesin kendisine şu soruyu sorması gerekiyor: “Ben bu şehrin sorunlarını çözmek için ne yaptım?”
Çünkü Diyarbakır’ın geleceği, kimin daha fazla konuştuğuyla değil, kimin daha fazla sorumluluk aldığıyla şekillenecektir.
Unutmayalım! Diyarbakır’ın kaybedecek zamanı, vatandaşın dinleyecek yeni mazereti kalmadı. Bu şehir artık söz değil, çözüm bekliyor!