Diyarbakır’da toplu ulaşım ücretlerine yüzde 50 zam yapılması yeniden gündemde. Özel halk otobüsü işletmecileri, artan akaryakıt, yedek parça ve personel giderlerini gerekçe göstererek belediyenin kapısına dayandı…
Elbette işletmecilerin artan maliyetleri dikkate alınmalı. Ancak asıl soru şu: Bu maliyetin ne kadarı vatandaşın sırtına yüklenecek?
Çünkü ulaşım bir lüks değil; işçinin işe, öğrencinin okula, hastanın hastaneye, emeklinin ihtiyaçlarına ulaşmasını sağlayan temel bir hizmettir.
Bugün vatandaşın alım gücü zaten ciddi biçimde zorlanıyor. Kira, gıda, elektrik ve diğer temel giderlerin yanında ulaşım ücretlerindeki yüksek artış da aile bütçesini doğrudan etkiliyor.
Bu nedenle belediyenin önünde yalnızca işletmecilerin maliyetlerini değil, vatandaşın ödeme gücünü de dikkate alma sorumluluğu bulunuyor.
Yüzde 50'lik zam talebi varsa, bunun gerçek maliyetlere dayanıp dayanmadığı kamuoyuna açıkça anlatılmalı. Hangi gider ne kadar arttı, belediye ulaşımı ne ölçüde destekliyor, vatandaşın üzerindeki yük nasıl azaltılabilir; bütün bunlar şeffaf biçimde ortaya konulmalı.
Sosyal belediyecilik, yalnızca gelir hesabı yapmak değildir. Vatandaşın zorlandığı yerde onun yükünü hafifletecek çözüm üretmektir.
Tamam işletmecinin hakkı korunmalı, ancak toplu taşımayı her gün kullanmak zorunda olan işçinin, öğrencinin, emeklinin ve dar gelirlinin artacak olan mali yükü de unutulmamalıdır.
Sonuçta mesele yalnızca zam yapılıp yapılmaması değil, yükün adil paylaşılmasıdır.
Çünkü belediyeciliğin başarısı, halktan ne kadar fazla gelir elde edildiğiyle değil, halkın yaşamını ne kadar kolaylaştırdığıyla ölçülür.