Diyarbakır’ın Ermeni toplumunun tanınan isimlerinden Armen Demirciyan hayatını kaybetti. Demirciyan’ın vefatını, DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu üyesi Murad Mıhçı duyurdu.
Mıhçı, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada Demirciyan’ın kaybından duyduğu üzüntüyü dile getirerek ailesine, yakınlarına ve Dikranagerd (Diyarbakır) Ermeni toplumuna başsağlığı diledi. Mıhçı, Demirciyan’ın yaşamını Ermenilerin yaşadığı acıların bir özeti olarak nitelendirdi ve onunla paylaştıkları barış sözünü yerine getireceklerini ifade etti.
25 yaşında öğrendiği kimliğinin izini sürdü
Kimlik kayıtlarındaki adı Abdürrahim Zorarslan olan Armen Demirciyan’ın yaşamı, 1915’te Ermeni toplumunun yaşadığı büyük kopuşun kuşaklar boyunca devam eden izlerini taşıyordu.
Demirciyan, Ermeni kökenli olduğunu 25 yaşında öğrendi. Babası Agop (Habok) Demirciyan, 1915’te henüz dört yaşındayken bir Kürt aile tarafından kurtarılmış, saklanmış ve daha sonra Müslüman olarak yetiştirilmişti. Aile geçmişine ilişkin gerçekleri öğrendiğinde kendi kimliğini ve geçmişini de sorgulamaya başlayan Armen Demirciyan, yıllar sürecek bir arayışa çıktı.
Avrupa ve Amerika’da yaşayan Ermeni akrabalarına ulaştı. Ermenice öğrendi, ailesinin geçmişini araştırdı ve uzun yıllar kendisinden uzak kalmış kültürel bağlarını yeniden kurmaya çalıştı.
Bu arayış, yalnızca kişisel bir kimlik keşfi değildi. Aynı zamanda Diyarbakır’da ve çevresinde farklı kimlikler altında yaşamını sürdürmüş, aile geçmişi kesintiye uğramış Ermenilerin hikâyesine de ışık tutuyordu.
Surp Giragos’un yeniden canlanma sürecinde yer aldı
Demirciyan’ın yaşamında Diyarbakır’ın tarihî Sur ilçesindeki Surp Giragos Ermeni Kilisesi önemli bir yer tuttu. Bir dönem kilisede görev yapan Demirciyan, yapının yeniden ibadete ve toplumsal yaşama açıldığı dönemin tanıklarından biri oldu.
Ortadoğu’nun en büyük Ermeni kiliselerinden biri olarak bilinen Surp Giragos, yalnızca bir ibadet mekânı değil, Diyarbakır Ermeni toplumunun geçmişiyle yeniden buluştuğu önemli bir hafıza alanıydı.
Uzun yıllar bakımsız kalan ve 2012’de yeniden ibadete açılan kilise, 2015-2016 yıllarında Sur’da yaşanan çatışmalarda ağır hasar gördü. 2022’deki restorasyonun ardından yeniden açıldı. Demirciyan, kilisenin hem yeniden canlanmasına hem de yaşadığı yıkıma tanıklık eden isimler arasındaydı.
Kilisenin 2017’de tahrip edilmesi ve bazı eşyalarının çalınması üzerine duyduğu üzüntüyü dile getirmişti. Surp Giragos’un zarar görmesi, onun için yalnızca tarihî bir yapının tahrip edilmesi değil, yeniden kurmaya çalıştığı kültürel bağların da yara alması anlamına geliyordu.
Bir kentin çok kültürlü geçmişine açılan kapı
Diyarbakır, yüzyıllar boyunca Ermenilerin, Kürtlerin, Süryanilerin, Keldanilerin ve farklı toplulukların bir arada yaşadığı önemli merkezlerden biri oldu. Bu ortak geçmiş, kentin mimarisinden zanaatlarına, müziğinden gündelik yaşamına kadar pek çok alanda iz bıraktı.
Ancak 1915’te yaşananlar, Ermeni toplumunun kentteki varlığında derin bir kırılmaya yol açtı. Aileler dağıldı, insanlar yerinden edildi, birçok kişi kimliğini gizleyerek yaşamını sürdürmek zorunda kaldı. Kuşaklar boyunca aktarılamayan diller, gelenekler ve aile hikâyeleri, kentin kültürel hafızasında büyük boşluklar oluşturdu.
Armen Demirciyan’ın yaşamı, bu kopuşun ardından geçmişiyle yeniden bağ kurmaya çalışan insanların hikâyesini görünür kıldı. Ermenice öğrenmesi, akrabalarını bulması, Surp Giragos’ta görev alması ve Ermeni kültürüyle ilişkisini yeniden kurması, kişisel çabasının ötesinde bir anlam taşıdı.
Agos Gazetesi çalışanı olarak da Ermeni toplumunun hafızası ve kültürel yaşamıyla bağ kuran Demirciyan, Diyarbakır’ın geçmişini bugüne taşıyan isimlerden biri olarak anılacak.
Geride barışa dair bir söz kaldı
Murad Mıhçı’nın veda mesajındaki barış vurgusu, Demirciyan’ın yaşam öyküsünün taşıdığı anlamı da yeniden gündeme getirdi. Ailesinin geçmişinde yaşanan acılara rağmen farklı topluluklar arasında kurulan bağlar, onun hikâyesinin önemli parçalarından biriydi.
Armen Demirciyan’ın ölümü, Diyarbakır Ermeni toplumu açısından bir insanın kaybının ötesinde, kentin çok katmanlı geçmişine tanıklık eden bir hafızanın da eksilmesi anlamına geliyor.
Ardında, yıllar sonra yeniden bulunan akrabalar, öğrenilen bir dil, yeniden sahiplenilen bir kültür ve Surp Giragos’un çan sesinde karşılığını bulan bir aidiyet hikâyesi bıraktı.