YENİGÜN HABER – 1908 yılında Selanik’te Fransızca yayımlanan Le Journal de Salonique gazetesinin Said Nursi hakkında kaleme aldığı üç yazı, Nursi’nin II. Meşrutiyet’in hemen ardından Selanik’teki siyasi ve entelektüel faaliyetlerine ilişkin dikkat çekici bilgiler içeriyor.
Muhyiddin Zınar tarafından ortaya çıkarılan ve Kürd Araştırmaları dergisinde yayımlanan 8, 10 ve 13 Eylül 1908 tarihli yazılarda Said Nursi’den “Cheikh Said” olarak söz ediliyor.
Gazete, Nursi’yi “bizim Kürt”, “derin bir bilge” ve “olağanüstü bir filozof” ifadeleriyle tanımlarken, 13 Eylül tarihli yazıda Nursi ile yapılan kapsamlı bir söyleşiye yer veriyor.
“Kanun-i Esasi ile din arasında çelişki yok”
Max Yvel imzalı röportajda Nursi’ye ilk olarak Kanun-i Esasi hakkındaki görüşleri soruluyor.
Nursi, anayasal düzeni olumlu bulduğunu belirterek, farklı dinlere mensup insanların eşitliğini güvence altına alan Kanun-i Esasi ile dini anlayış arasında bir çelişki olmadığını savunuyor.
Nursi, anayasal düzenin din tarafından da desteklendiğini belirterek, farklı inançlara saygının Müslümanlığın gereği olduğunu ifade ediyor.
Abdülhamid’e övgü, halifelik makamına eleştiri
Röportajın dikkat çeken bölümlerinden biri ise Sultan II. Abdülhamid hakkındaki değerlendirmeleri.
Nursi, Abdülhamid’in “hükümdarların en iyisi olabileceğini” söylerken, onun halifelik sıfatını ise eleştiriyor.
Nursi’ye göre “halife” unvanı, Allah ile halk arasındaki manevi yakınlığı zayıflatıyordu. Bu nedenle halifelik unvanını gereksiz bulduğunu belirtiyordu.
Nursi ayrıca Abdülhamid dönemindeki sorunların padişahın çevresindeki kişilerden kaynaklandığını düşündüğünü ifade ediyor.
“Ulusal demokratizasyondan yanayım”
Gazetecinin Nursi’ye yönelttiği en dikkat çekici sorulardan biri ise siyasi anlayışına ilişkin:
“O halde siz bir tür ulusal demokratizasyondan mı yanasınız?”
Nursi’nin yanıtı ise şöyle aktarılıyor:
“Kesinlikle. Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için.”
Nursi, toplumsal birlikteliğin insanları güçlü kılacağını savunarak bunu “maddi birlik, fikirde ortaklık, düşüncede bütünlük” ifadeleriyle açıklıyor.
İttihat ve Terakki’ye destek, iktidar uyarısı
Röportajda İttihat ve Terakki Cemiyeti olarak anılan “Osmanlı Komitesi” de gündeme geliyor.
Nursi, Kanun-i Esasi’nin yeniden yürürlüğe girmesindeki rolü nedeniyle komitenin önemli bir iş başardığını söylüyor.
Ancak bunun yalnızca başlangıç olduğunu belirterek, komitenin bundan sonraki süreçte geri planda kalması gerektiğini savunuyor.
Nursi’ye göre siyasi bir yapının kişisel görüş ve hırsların önüne geçmesi gerekiyor. Bu nedenle İttihat ve Terakki’nin görünür bir iktidar mücadelesine dönüşmek yerine çalışmalarını perde arkasında sürdürmesinin daha doğru olacağını ifade ediyor.
Kürdistan için eğitim merkezli gelecek
Röportajın son bölümünde ise gazeteci Nursi’ye Kürdistan hakkında ne düşündüğünü soruyor.
Nursi, Kürdistan’ın “ilerlemeye açık” ve entelektüel gelişim açısından elverişli bir coğrafya olduğunu belirtiyor.
Kendisinin temel hedeflerinden birinin bölgede eğitimi yaygınlaştırmak olduğunu söyleyen Nursi, cehaletin ancak eğitim yoluyla aşılabileceğini savunuyor.
Bunun için bir “eğitimci sınıfı” oluşturulması gerektiğini belirten Nursi, öğrencilerin bilgi yaymak üzere yetiştirilmesiyle Kürdistan’ın gelecekte bilim ve medeniyetle anılabileceğini ifade ediyor.
Gazeteci: “Söyledikleri altın değerindeydi”
Le Journal de Salonique, Said Nursi hakkında 8 ve 10 Eylül tarihlerinde yayımladığı yazılarda da onun hayatına ve eğitim faaliyetlerine geniş yer veriyor.
İlk yazıda Nursi, genç yaşına rağmen olağanüstü bir bilgi birikimine sahip bir kişi olarak tanımlanırken; ikinci yazıda çocukluk yıllarından medrese eğitimine, Kürdistan’daki faaliyetlerinden eğitim ve din konusundaki görüşlerine kadar çeşitli ayrıntılar aktarılıyor.